Taşlaşma

Ölü evleri diyorum ben onlara:
Kaya mezar, kabir ya da kümbet,
Neden taşın hafızasında
Konuşmasın bedenler?

Bir kral son nefesini verdiğinde,
Öldü yerine Hititler,
“Tanrı oldu” dermiş.
Belki böyle filizlendi ölümsüzlük
Unutuluşla sınanarak.

Tanrılar kayalarda gizlenirmiş,
-Yalancısıyım Urartuların-
Yontularda soluklanır,
Taşın iç sesinde susarlarmış.
Bir çekiç, kayayla öpüşür
Taşın kalbi atar, dua yükselirmiş.

Bilmez değilim,
Ölürse beden ölür,
Canlar mı, onlar kuştur, uçar,
Toprağın ağırlığından
İlahi sesin tellerine,
Sonsuzun nefesine.

Yeniden yontulduk,
Dekart’ın ellerinde:
Matematiğe iman ettik,
Kesinliğin ölçüsü diye.
Kant neden bu kadar yakın!
Korkmuyor mu hiç kimse?

Bir zamanlar krallar tanrılaşırdı,
Şimdi betonun içinde başlıyor tapınma.
Bir taşın sıcaklığında
Herkes kendiyle sevdalı…

Tanrılar, kayalarda gizlenirmiş.
-Yalancısıyım antik Yunan’ın-
Bizler taşları yükseltip
Kaldık altında.

Sulhi Ceylan 

(Yedi İklim, 434. sayı)

 

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • şebi-yelda , 03/08/2026

    1 – Sulhi Ceylan’ın bu şiirini, şiir serüveninde aldığı keskin ama son derece kıymetli bir virajın işareti olarak görüyorum. Çünkü burada değişen yalnızca şiirin atmosferi değil, şairin dünyaya bakışını kurduğu düşünsel hat da genişlemiş durumda. Lirik şiirin yer yer kapalı ve puslu alanlarından sıyrılarak mitopoetik, arkeolojik ve felsefi katmanlara yönelmesi, bana kalırsa onun poetikasında sahici bir eşik oluşturmaya yeter niteliktedir. Yıllar sonra kendi külliyatına dönüp baktığında, bu dönüşümün değerini en çok fark edeceği şiirlerden biri tam da bu şiir olacaktır.
    2-Fakat bence şiirin asıl gücü, tarihsel ve felsefi referansları kuru birer dipnot olmaktan kurtarıp şiirin yaşayan ana damarlarından biri hâline getirmesinde yatıyor. Hititlerden Urartulara, Antik Yunan’dan Descartes ve Kant’a uzanan bu derin hat, metne ince bir sızıntıyla yayılan aydınlık akisler doğuruyor. Şair, geçmişin büyük birikimini kendi şiir evreninde yeniden eriterek onları dışarıdan gelen unsurlar olmaktan çıkarıyor. Taşın sessiz hafızasıyla modern aklın sorgulayan iradesi, bu sayede aynı şiir ikliminde birbirine yabancılaşmadan yan yana yürüyebiliyorlar. Şiirin asıl büyüleyici tarafı tam da burada ortaya çıkıyor bence :)
    3- Ayrıca şiirin arka planında açılan bu alan, beni 80 sonrası Türk şiirinin bazı güçlü duraklarıyla yeniden buluşturdu. Uzun zamandır şiirde özlediğim bu türden bir genişleme nedeniyle sanırım, Lale Müldür şiirinin kozmik dünya esintileri ve felsefi sezgileriyle kurduğu derinlikli iklimi hatırlatan ince bir titreşim hissettim. Elbette iki şiir evreni birbirinden farklı yollar üzerinde ilerliyor; bu yakınlık da bir benzerlik iddiasından ziyade daha incelikli bir yerde duruyor: matematiği, metafiziği ve sezgiyi kendi poetik dokuları içinde dönüştürebilme cesaretleri bakımından aralarında ince fakat samimi bir akrabalık bulunduğunu düşünüyorum. Bu akrabalığı değerli kılan da her iki kalemin bu zorlu ve katmanlı malzemeyi kendi şiir evrenlerinde dönüştürerek ulaştıkları derinlikli şiirsel lezzet.
    4- Sonuç olarak bu şiir, yalnızca güçlü imgeler ve düşünsel göndermeler taşıyan bir metin olmanın ötesinde, Sulhi Ceylan’ın şiir evreninde önemli bir yön değişiminin işareti olarak okunmayı hak ediyor. Lirik duyarlılıktan mitopoetik ve felsefi bir genişlemeye doğru açılan bu yolun, şairin gelecekteki külliyatında nasıl bir karşılık bulacağını merakla bekliyorum.

    • insansız hava sahası , 04/08/2026

      ince bir sızıntıyla yayılan aydınlık akisler…
      taşın sessiz hafızasıyla modern aklın sorgulayan iradesi…
      kozmik dünya esintileri ve felsefi sezgileriyle kurduğu derinlikli iklimi hatırlatan ince bir titreşim…

  • Davut Bayraklı , 17/07/2026

    Ulan, bu çok iyi be… Kahretsin!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir