Topraktan Vatana

İkindi sonrası, oturduğu kapı eşiğinde dalıp gitmişti ana. Artık yalnız değildi, gönlü hep bir acıyla, gözü hep bir hayalle doluydu. Yıllar evvel, kocası ölünce, yeni doğmuş bebeğiyle yapayalnız kalmıştı Anadolu’nun bu ücra köyünde.

İş başa düşmüş, canını dişine takmış, biricik oğlu için dört elle hayata sarılmıştı.

Ana, evi süpürür, ana aş pişirir, ana tarlaya gider, toprağı sürer, tohum serper, ana bebeği sırtında iki büklüm çapa yapar, su verir kurumuş, çatlamış, ağzı bir ejderha gibi ateş saçan toprak kana kana su içer. İçer ha içer. Toprak dolup taşar, göz göz, köpük köpük kusar, ananın yorgun yüzü ışıldar. Yavrusu, çıplak ayak, çamurlu tarlalarda  yürür; elinde kuru bir ekmek, bir baş yeşil soğanla. Ana çalışır durmadan. Çalışır ha çalışır. Başaklar filizlenip doğrulur belinin üstünde, topraktan mahsul fışkırır. Güneş öpe öpe buğdayı ve çocuğu pişirir. Buğdayı, çocuğu ve ananın ellerini. İşte o vakit bereket olur, bolluk olur, rahmet olur. Ana çalışır ha çalışır.

Ana süt sağar, yoğurt yapar, peynir yapar, ana üzüm toplar, kurutur pekmez yapar. Gece, cılız bir lamba ışığında sökük diker.

Ana bahçe beller, sebze eker, çapa yapar, kuyudan su çeker, suvarır bahçeyi suvarır da “Hoş bağ ile bostan olur.”

Ana soğan toplar demet demet, domates, fasulye, biber sepet sepet… Yetiminin elinden tutup yollanır ilçe pazarına, ana pazarcılık yapar, mal alır mal satar, akşam yorgun argın eve varınca oturup kuruşları sayar. Sayar ha sayar.

Ana minnet etmez kimseye, el açmaz, açtırmaz yetimine de, bir başına büyütür oğlunu. Ana çamaşır yıkar, ütü yapar, oğlunu okula yolcu ederken cebine beyaz bir mendil koyar, kenarları gül işlemeli beyaz bir mendil, önlüğünün yakasını düzeltir, bozuk olduğundan değil, sever de okşamak ister oğlunu, eğilip ayakkabı bağcığını bağlar, öpüp koklayıp bağrına basar yavrusunu.

Nice emekle, bin bir zahmetle yetiştirir, gün gelir evladını askere uğurlar. Yer gök anaya dar gelir; ne çiçek açan erik ağacı, ne boy veren başaklar, ne de gece vakti arklardan serin serin akan sular gönlünü teskin eder. Ana bir hüzne gark olur, daralır kaçacak avunacak yer arar, bulamaz. Uykular haram uykular kâbus, gece yarıları kan ter içinde uyanır, salavat getirir rabbine sığınır. Ana oğlum da oğlum der.

Ana düşlere duçar olur. Bir gece rüyasında bir koku alır; buram buram gül kokusu. Bir de bakar oğlu çıka gelir güller içinde, üstü başı kanlar içinde, elleri Rasulullah’ın (sav) elleri içinde. “Müjde ana müjde!”, der. Ana sıçrayıp uyanır uykudan kan ter içinde, kalbi küt küt atar, kapı vurulur, koşup kapıyı açar. Bir haberci selam durur, ana bayrağı öpüp başına koyar, gözünün yaşını bayrakla siler. Ana oğlunu kurban eder, bu taş/toprak vatan olur.

Tahir Tarık Balıkçı

DİĞER YAZILAR

7 Yorum

  • Bordobereli , 29/05/2022

    Bir ölür bin diriliriz

  • Fikir , 28/05/2022

    Edebi türlerin birbirlerinden etkilenmesi doğal neticede hepsi aynı ailenin çocukları fakat ismini koyamayacağımız kadar iç içe geçmeleri ne kadar doğru. Hikâyeyi şiirden şiiri hikâyeden korumamız gerektiğini düşünüyorum Böylece her birini kendi olanakları kendi üslupları içinde geliştirmemiz mümkün olur

  • emrah yılmaz , 28/05/2022

    uzun zamandır bu konuyu işleyen bir öykü okumamıştım, tebrik ederim güzel olmuş.

  • meryem afife , 28/05/2022

    ‘Güneş öpe öpe buğdayı ve çocuğu pişirir.’
    Çok hoş bir cümle.

  • Abdullah L. , 28/05/2022

    “Bir dem sanasın kış gibi
    şol zemheri olmuş gibi
    Bir dem beşaretten doğar hoş bağ ile bostan olur”

  • Ah.. , 28/05/2022

    Toprak-Ana-Vatan!

  • mubassır bir dost , 27/05/2022

    Yine ağzına kadar şiirle doldurmuşsun hikâyeyi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir