
* Ayakkabı, ayağı dış etkenlerden koruyan, yere sağlam basmayı sağlayan bir icattır. İcatların temel gayesi de budur zaten: İnsana hizmet etmek! Ancak topuklu ayakkabı, aklıselimden intikam almak için tasarlanmış bir sanayi sabotajıdır. Giyen kişiye eziyet, izleyene ilginç bir seyirlik, ayakkabı sektörüne kapitalist bir zafer kazandırır. Üzerine sosyo-kültürel bir hikâye inşâ edilince de kadınların “zarafet” adı altında bilek burkma, diz incitme ve omurga kayması gibi komplikasyonları bir lütuf gibi kabullenmesi sağlanır. Yani mesele, moda tarihine ‘şık bir çırpınış’ bırakmaktan ibarettir.
* “Topuklu” kelimesine etimolojik açıdan baktığımızda, “taban yükselten, insana sahte bir heybet katan” anlamına geldiğini görürüz. Esasen “topuk”, yere sağlam basmayı sağlayan anatomik bir dayanak noktasıyken, topuklu ayakkabı bu doğallığı yerle bir eden bir grotesk operasyondur. Böylece kadın, tabiatına aykırı bir zeminde ayakta kalmaya çalışan bir performans sanatçısına dönüşür. Adına da feminen duruş denir!
* Küresel ayakkabı pazarının 2025 yılında 440 milyar doları aşması bekleniyor. Türkiye’nin en çok ihraç ettiği ayakkabılar arasında yüksek topuklu olanlar önemli bir yer tutuyor. En çok satılan ülkeler arasında ABD, Almanya ve Çin yer alıyor. Anlayacağınız, ayağı 10 cm yükseltmenin evrensel bir beğenisi var! Kadınlar, yıllar içinde esareti “estetik” olarak içselleştirdi ve kapitalizm de bu estetiği paketleyip pazarlamakta hiç gecikmedi.
* Topuklu ayakkabı, insan evriminde ‘yere sağlam basma’ kabiliyetini yok sayan bir arızadır. Kas ağrısı, kemik eğriliği, bel fıtığı ve tarak kemiği deformasyonu, bu ayakkabı türünün bedene hediyeleridir. Fakat ne gam! Estetik için çekilen çileler, modern dünyanın kadınlara biçtiği zarafet tarifesine dâhildir. Şöyle düşünün: Eski Çin’de kadınların ayaklarını küçültmek için bağlarlardı, şimdi de aynı kadın ruhu, kendi iradesiyle topuklu giymeye ikna edilmiştir. Ne büyük bir medeniyet ilerleyişi!
* Esasında topuklu ayakkabı, dik durmayan psikolojilerin yere sağlam basamayan bir metaforudur. Kendini kısa, eksik ve yetersiz hissedenlerin yükselme arzusunu fiziksel olarak gerçekleştirme çabasıdır. Ayakkabı yükseldikçe özgüven artıyor sanılır ama gerçekte artan sadece düşme ihtimalidir. Topuklu ayakkabı, post-modern insanın kendini kandırma biçimlerinden yalnızca biridir.
* “Ama ben sadece özel günlerde giyiyorum” diyenleri de duyar gibiyiz. Kaçamazsınız! Yukarıdaki eleştirilerin hepsi sizi de kapsıyor. Çünkü insanın doğasına aykırı olan her şey, özel günlerde bile olsa doğasına aykırıdır!
* Topuklu ayakkabı giymek, kapitalizmin modern tapınaklarından biri olan AVM’lerin cilalı zeminlerinde yürüyerek yapılan bir ibadettir. Sahte bir uzunluk, geçici bir asalet, kaygan bir özgüven sunar. Ama unutmayın, yer çekimi diye bir gerçek var ve o gerçek, er ya da geç sizi yere çekecektir!
* Son olarak, belki de en trajik olanı şu: Topuklu ayakkabı giymek Paris Sendromu gibi bir fenomendir. Kadınlar, “giyersem daha güzel olacağım” sanrısıyla topuklu ayakkabıyı tercih eder ama gün sonunda, ağrıyan ayakları ve ezilen parmaklarıyla, hayal kırıklığını da beraberinde yaşarlar. Ölünce geçer.
Edebifikir

