20 Nisan 2020 – Pazartesi
Çoğu zaman anlaşılmadığımı düşünürüm. Bu sebeple kendime kapanır veinsanlardan uzak dururum. Yine böyle bir anda aklıma, başkalarının da benim gibi yani anlaşılmadıklarını düşündükleri geldi. Evet, tüm insanlık olarak anlaşılmadığımızı düşünüyoruz. Çünkü yaşanan duygular kişiye özel. Hiç kimse başkasının duygusunu aynı seviye ve hassasiyette hissedemiyor. Bu yüzden olsa gerek Ahmet Hamdi Tanpınar “İnsan kalbi, başkalarının duygularına ancak kendi tecrübeleri nispetinde açıktır.” der. Gerçi tecrübelerimiz bile bir değil. Çünkü iptilalarımız ve nesnelere duyduğumuz arzu dereceleri farklı. Yani aynı olaydan farklı tecrübeler devşiriyoruz. Böylece değişik bakış açıları ortaya çıkıyor. Birini anlamak, o kişinin yaşadıklarını anlamak demek. İşte bu imkânsız. Ama insan imkânsızlıklar içinde yaşayamaz. Şunu açıkça ifade edebilirim; biz birine bir şey anlattığımızda, anlattığımız şey aynıyla karşımızdakinin imgeleminde canlanmaz. Onun hayat serüvenine göre şekil alır ve anlam bulur. Sözün özü her insan yalnızdır. Ama yalnız değilmiş gibi yapar. Çünkü imkânsızlıkların insana yaptıramayacağı bir şey yoktur. Gerçi bu modern bir durumdur. Gelenekte insanın yalnızlığı diye bir konu yoktur. Ama bu da tartışmaya açıktır.
24 Nisan 2020 – Cuma
“Bir kitap okudum hayatım değişti” ya da “Bir film izledim dünyam karardı” gibi cümleleri duymuşsunuzdur. Ben bu cümlelere inananlardanım. Her ne kadar son derece zor olsa da insan hayatının akışını değiştirebilir. Durduğu yerden, gördüğü manzaradan vazgeçebilir. Sorumluklarının yükünü sırtından atıp yepyeni sorumluluklara yelken açabilir. Ama bütün bunları bir filmin ya da kitabın etkisinde aramak biraz safdillik olur gibi geliyor. Aslında insan her an kendini geliştiren bir varlık. Tabii eğer bunun derdindeyse. Dert sahibi kişi sürekli bir dolum halindedir. Çünkü dert insanı eyleme yönlendirir. Bu dolum sona doğru yaklaştı esnada kişi bir kitaba ya da filme denk gelir ve yukarıda söylediğim cümleyi kurar. Ama asıl mesele kişinin kendini etkilenmeye hazır hale getirmesindedir. Bu ise arayışın, yerinden memnun olmayışın, her gün baktığı yerde bir terslik olduğunu fark edişin sonucudur. Yoksa dünya genelinde sayısız kitap okunuyor ve film izleniyor ama bu cümleyi hakkını vererek kuran çok az.
5 Mayıs 2020 – Salı
Bazen olur, hayatta hiçbir şey tat vermez. Bir türlü dinmeyen bir yağmura tutulur insan. Islandıkça kurumak konusunda umudu azalır. Belki de şımarığın tekidir insan. Bir ses duymak, varlığını hissetmek için kendini, aslında yaşamadığı bir duygu selinin içinde bulabilir. Bile isteye sırılsıklam olmasına rağmen ıslanmasında payının olmadığına da inanabilir. İnsan kendini her şeye inandırabilir. Bu, onun en büyük güçlerinden biridir. Hele de rabbinin kendinden yana olduğunu düşünüyorsa yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Çünkü güç haklılık doğurur ve cüret. İnsansa son derece cüretkârdır. İçinde depreşip duran ama bir türlü anlamlandıramadığı duygularıyla yaşamaktansa, onların etrafına çit örüp sınırlama kolaylığına kaçar. Çünkü başı ve sonu bilinen her duygu insana güvenli sahillerin yolunu açar. Hâlbuki bu sadece bir kaçıştır, ötesi değil. Ve insan bunu çokça yapar. Ama bir an gelir ve içindeki yağmur bulutları yine damlalarını bırakmaya başlar. Damlaların şiddetiyle baş edemeyeceğini anlayan insan ise kendince dünyaya küser. Dünyaya küsmek, tat alma duygusunun belirli bir süre de olsa kaybedilmesidir. Ama tüm bunların arkasında -vakti geldiğinde- tat alma derecesini arttırma niyetinden başka bir şey yoktur. İnsan kendine doğrultulmuş bir silahtır.
11 Mayıs 2020 – Pazartesi
Kirene Okulundan Aristippos geçmiş için üzülmekten, yani olmuş bitmiş ve yapılacak her hangi bir şey olmayan geçmiş için üzülmek ve pişmanlık duymaktan insanı kurtaracak yegâne şeyin bilgelik olduğunu söyler. Çünkü insan, geçmiş için sadece an’da hayıflanabilir. Elinde ise sadece an/şimdi vardır. Eğer şimdi, geçmişe odaklanırsa insanın geleceği de kaybolur. Bilgelik; insanın henüz gelmemiş gelecek için endişelenmesinden ve geçmişin acıları altında ezilmesinden kurtaracak sanattır. Bilgelik, Sokrates’de kendini tanımaya denk geliyordu. Bu ise insanın kendine dair bir bilgiye ulaşması demektir. O halde bilgelik olayları bir bilgi ile değerlendirme sonucunda ortaya çıkar. Burada anahtar kavram, özne ile nesne arasındaki ilişkiden doğan bilgidir. Bilgiyi bir nur olarak düşünebiliriz. Orada olduğu halde göremediğimiz gerçeklikleri aydınlatan ve bizi kuruntu, vesvese ve önyargı bataklığından kurtaran bilgi aklın uyanış halidir. Uyanmak ise geçmişin ağırlıklarından ve geleceğin korkusundan kurtulmaktan başka bir şey değildir.
Sulhi Ceylan
5 Yorum