
16 Haziran 2025 Pazartesi
Metro kapısı her açıldığında eksiliyoruz ama kalabalık hiç azalmıyor. Kendimi tanımlayacak olsaydım cümlelerimden biri de bu olurdu galiba: “Eksiliyorum ama kalabalık hiç azalmıyor.” İneceği durağa gelmeden kapıya yönelenlerin ifadesini okumaya çalıştım bugün. Başkalarında bir aynaya denk gelmek istediğim için yaptım bunu belki de. Bu yüzden metrodaki kalabalığı iki gruba ayırdım: Varacağı yere yaklaştıkça omuzlarındaki yükü hafifleyenler ve varacağı yere yaklaştıkça yükü ağırlaşanlar. Çünkü bazıları geldiği yerde değil, varacağı yerde yorulacak gibiydi. Yüz ifadeleri bile yüklerinin ağırlığıyla gittikçe kamburlaşıyordu sanki. Başka biri ineceği durağa ne kadar kaldığını durak tabelasından, dudaklarını hafifçe kıpırdatarak sayıyor ve gözleri bir yerlere varmanın hâlâ güzel bir şey olduğunu hatırlatır gibi bakıyordu. Her varışın başka bir anlama geldiğini, her sonun her insanda nasıl farklı tezahür edebileceğini ve vardığım yerde yükünü atanlardan mı, yükü artanlardan mı olacağımı düşündüm. Bunun bir tercihten ziyade bir yüzleşme olduğunu fark ettim. Zira başkalarını ayna görmek insanı kendiyle yüzleşmeye götürüyor, bazen cam gibi keskin bazense cam gibi net bir şekilde. Kim bilir belki de başkalarının aynasında kendimle yüzleşecek cesareti bulduğum zaman bir yerlere varmanın hâlâ güzel bir şey olduğunu hatırlarım.
18 Haziran 2025 Çarşamba
Karac’oğlan metroya binseydi neler yazardı acaba?
20 Haziran 2025 Cuma
“Bir sonraki durak: Ayrılık Çeşmesi.” Başlangıçların da bitişlerin de en güzel ismi bu olsa gerek. Kulağa ne de güzel geliyor, Ayrılık Çeşmesi… Ancak taşıdığı anlamı düşündüğümde hüzünleniyorum. Mekânların da hatırlayabildiğini, hissedebildiğini düşünüyorum. Belki de Ayrılık Çeşmesi’nin adı, orada zamanla biriken ayrılık acılarının havasına sinmiştir. Osmanlı zamanında ordular sefere çıkmadan önce burada toplanır ve hac yolculukları bu çeşmeden başlarmış. Bazen savaşlar, bazen sürgünler, bazen kutsal topraklara yolculuğun ilk adımı ve ayrılık… Önceleri Gazanfer Ağa veya Dürriye Sultan Çeşmesi olarak da bilinen bu çeşme, nice ayrılıkların ilk durağı olması sebebiyle zamanla Ayrılık Çeşmesi adını almış. Farsça’da çeşm göz demek, çeşme ise suyun aktığı, kaynağından taştığı yer, yani bir yanıyla ayrılığın su gibi dolup taştığı yer demek yani gözyaşı… Evet, Ayrılık Çeşmesi tıpkı gözyaşının mekâna dönüşmüş bir hali gibi orada duruyor.
21 Haziran 2025 Cumartesi
Metro, hangi durakta bindiğim dışında hiçbir şey bilmediğim bir hâle gelerek belirsizliğin ta kendisi oldu. Raylarda ilerledikçe hangi durakta ineceğim, nereye gideceğim muamması vagonun havasına sinmeye başladı. Belirsizlik arttıkça havadaki oksijen miktarı azalıyordu. Her durak farklı bir ihtimaldi. İhtimallerin bu denli fazla olması belirsizlik katsayısını artırıyordu. Evet, hayat bir seçimdi ve her seçim aynı zamanda birçok vazgeçişti. Belirsizlik o kadar kesifleşti ki etrafımdaki insanların yüzleri bulanıklaşırken metro camındaki yansımaları daha net ve keskin bir gerçekliğe büründü ve bu belirsizlik metro ilerledikçe karar verme zorunluluğuna dönüştü. En korkutucu yanı da buydu: Seçim yapmak zorunda kalmak. İnsan çoğunlukla ne zaman ve nerede durması gerektiğini bilmeyen, sürekli araf halinde yaşayan varlık belki de. Daha önce bir dosyada arafla ilgili “Araf mesuliyet hırkasını bir türlü giyememektir. Tam da bu sebeple başa gelebilecek tüm ihtimallere geç kalmanın zeminini oluşturur. İnsanın bütünle olan rabıtası araf ile birlikte kesilir ve yerini parça parça olmuş bir zihne bırakır. İnsan araftayken ‘bütün mümkünlerin kıyısında’ tereddüt içerisindedir. Bir yandan korkuyla iç içe diğer yandan ümide teşnedir. Bu parçalanmışlık hissi onu ‘şimdi ve burada olmanın kederi’ne sürükler. Bu hale bürünen kimse için ise herhangi bir eylem imkânı kalmamıştır artık. Bir tercih yapmaya takat bulan insan ise tercihi nispetince eyleme yaklaşırken, eylemi nispetince araftan uzaklaşır. Araftan uzaklaşmak ise insanın cenneti veya cehennemidir.” yazmıştım. Raylar ne kadar belirli bir güzergahta ilerliyor gibi görünse de, araf halinde hissetmek bu çizgiyi sonsuz ihtimale ayırabiliyor ve insanın bütünle rabıtası da zihninde paramparça bir hal alıyor. Kapı eşiği gibi duran her durak, yeni bir hayatın başlangıcı oluyor. Birini seçtiğimizde diğer tüm kapılar kapanıyor ve bu seçim bizi bir yola yönlendirmiş gibi görünse de, aslında çoğu zaman yönsüzlüğümüzü daha belirgin hale getiriyor. Seçimlerimiz aynı zamanda vazgeçtiklerimizin toplamı olduğu için, bu toplam bizi olduğumuz kişiye dönüştürüyor. Yani seçtiklerimiz kadar vazgeçtiklerimizin toplamı da bizi biz kılıyor. Hayat belki de tam olarak budur: Bir araftan diğer arafa sürekli bir hareket halinde olmak ve bu hareket içerisinde karar anlarında asılı kalmak. Sonrası ise insanın cenneti veya cehennemi.
27 Haziran 2025 Cuma
Yeraltındayım. Kalabalık bir yığın olarak üç farklı gruba ayrılıyoruz: Acelesi olanlar, acelesi olmayanlar ve acelesi olmadığı halde acele edenler. Tabelada beş dakika yazısını gördüğüm için sakin adımlarla acelesi olmayanlar grubuna dahil oldum. Beklemekten başka çarenin olmadığı yere iniyordum; metro durağına. Aşağıya indikçe sanki beklemek kesifleşti, zaman ağırlaşıp yapışkan bir hal aldı.
Acelesi olanlar tedirgin gözlerle saati yokluyor, acelesi olmayanlar beklemenin koyu rengine karışıp karışmamak arasındaki sarkaçta gidip geliyordu. Metro usulca yanaşıp kapılar açıldığında, herkes bir boşluk seçerek kıyama durdu. İçimdeki boşluğu kıyamda durduğum yere denk gelecek şekilde ayarlamaya çalıştım. Metronun usulca ilerlemeye başlamasıyla birlikte yerin altında bu denli hareket imkânı bulabildiğimiz için ölümü pek tabii unuttuk. Metro durduğunda acele edenlere dahil oldum.
29 Haziran 2025 Cumartesi
Bugün ölümü hatırlamak için metroya binmedim.
Oğuzhan Yılmaz


4 Yorum