Pazar Uykusunda “Uyanışın” Adı Saklıdır

Darıca sahili

Dışarıya kapanmak esasen içeriye açılmaktır. Huzur mu istiyorsunuz? Az eşya, az insan.” İşte böyle diyor Kafka… Huzur, gürültünün içinde barınamazdı onu hareketin yıldırıcı koridorunda değil, kimsenin uğramadığı odalarda aramalısınız. Bir pazar günü tam da böyle bir buluşma ayarlanmıştı. Üç arkadaş; Serdar Kocabaş, Sulhi Ceylan ve Abdullah Karaca İstanbul’un dışında bir araya gelmişlerdi. İnsan, kalabalığın içinde ne kadar da mücadele etse yenilmeye daha yakındı, çünkü insan en nihayetinde tekti, biricikti, karşısında şehrin orduları vardı ve o insan çoğu kez silahsızdı, kendiyle kuşanmayı da henüz öğrenebilmiş değildi. Kendiyle kuşanmak…

Üçlü ağırlaşan kalplerini İstanbul’un sınırlarına taşırken, arkalarında koyu bir gecenin sabaha emekleyen rengi kalmıştı. Saat 04.30… Gün ağardıktan sonra, bindikleri arabayı Darıca’ya sürdüler.

Konuları vardı, konuşuyorlardı ancak içlerinde tarif edemedikleri sıkıntı… Ya onu ne yapacaklardı? Üzerlerindeki yılgınlığı atmak için sahile yürüdüler, zıpkınla balık avlayan iki dalgıçla sohbet ettiler. Rızık, denizin derinliklerinde dahi olsa insan onu kucaklayabilirdi. Şu dünya baştan aşağı ihsanla dolu değildi de neydi?

Sulhi Ceylan’ın İstanbul dışında en iyi bildiği şehir buraydı, yani kavga ettiği hâlde vazgeçemediği şehrin dizinin dibiydi. Mecnun’un, Leyla’sıyla arası açılsa da yine varacağı yer etekleriydi, âguşuydu. Dervişin kaçacağı en uzak şehir Leyla’nın göz mesafesinden ne kadar ırak olabilirdi ki!

Pazar sabahı… Sokaklar bomboş… Herkes evinde ölü… Bir devrimcinin ölmek için en son seçeceği yer sıcak yatağıdır. Soğuğu bu yüzden seviyorlardı. Üçlü, birlikte Cevher Dudayev Parkı’na geçtiler. Burada bir süre yürüdüler, ara ara konuşuyor daha sonra esen rüzgârın ceketlerindeki boşluklardan sızıp kaburgaları etrafında gezinmesine aldırış etmeden açtıkları yeni fasıllarla Âdem’i konuşmaya devam ediyorlardı.

Serdar Kocabaş uzun bir aradan sonra başından geçenleri anlatıyor, yaşadığı ikilemlerin bir çaresini olup olmadığının Sulhi Ceylan’a soruyordu. Serdar geçmişi gerçekten geçmişte bırakmak istiyor, yüksek plaza katlarında değil bir tekke eşiğinde var olmayı düşlüyordu.

Tuzlu su… Abdullah’ın en çok sevdiği tabirlerden biriydi. Çünkü net ve hissedilebilirdi. Keskindi ve anlaşılabilirdi. Hülyalarından tecrit edilmek, kavrayabileceği bir evreni tanımak, içindeki bütün soyut akıntıları dışa vurup mermerleştirmek ona ne kadar huzurlu gelirdi. Tarifsiz olmak acıdan başka neydi ki?

Bana göre haksız güç zulümdür, güçsüz hak ise mağdurdur. Haksız gücün karşısında, güçsüz hakkın yanında olmak benim inancımdır.” diyen  Çeçenistan’ı özgürlüğe kavuşturan Çeçen direnişçisi Cevher Dudayev…

Seni şükranla anıyoruz.

Biz mi?

Hâlâ direniyoruz ve elbette ki aynı saftayız.

Edebifikir Haber Ajansı

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • mucahidsarica , 20/10/2015

    yüzü dönük olan zât kim ?

  • marsenyan , 19/10/2015

    Yazı ve fotoğraf uyumlu
    insan kavga etmeyi bilmeli

  • Yunus f. , 19/10/2015

    Abdullah Karaca orada ne yapiyor, soruyoruz bir mendil niye kanar sayin abim?

  • Kelli Felli , 19/10/2015

    A.Karaca’dan yeni bir tiyatral…
    Biletleri nereden temin ediyoruz?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir