
* Bir yılı daha geride bıraktık. Bu cümleyi her yıl yeniden mi kuruyoruz acaba? Yoksa her kurduğumuzda yeni bir şey mi söylemiş oluyoruz? Buna siz karar verin ama sonuçta 365 günün daha çanına ot tıkadık. Artık elinizi taşın altına koymanın vakti geldi. Sadece metinleri okumakla olmuyor sevgili okur. Okumanın sorumluluk olduğunun altını bu sene daha fazla çizeceğiz. Gardınızı alın!
* Bu sene de daha önceki seneler gibi, sitenin içinde cirit atmanızı, yazıdan yazıya köprü kurmanızı, kurduğunuz köprünün altında piknik yapmanızı isteyeceğiz. Sonuçta atalarımız isteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü demiş. Bu atalarımızın da değinmediği konu yok. Açıkçası bazen çok mu konuşmuşlar acaba demekten kendimizi alamıyoruz. Neyse, siz meseleyi anladınız. Metinlere yorum yazmak, emoji püskürtmek, müstear isimlerle gıcık olduğunuz yazı ve yazarlara tebelleş olmak gibi üzerinize vacip olan(!) şeyleri de unutmazsınız artık.
* Olmakla olmamak arasında gayretin durduğunu hatırlatalım. Gayret treni, olmamak istasyonundan olmak istasyonuna doğru hareket eder. Trene binmek istiyorsanız bilet almayı ihmal etmeyin. Unutmayın, ihmal öldürür!
* Eğer şiir, hikâye ya da deneme yazamıyorsanız kendinize kızmanıza lüzum yok. Bize de kızmanıza gerek yok. Sevgili okur, şöyle ki, Dostoyevski de olsan fişini çekecekler. Balzac da olsan cavlağı çekeceksin. Allame-i cihan olsan eninde sonunda helvanı karacaklar. Hiçbir yazar yazdığı için daha iyi insan olmadı. İnsan olmak, “oluş yolunda olmak”la ilgili…Kaldı ki, insan olmakla alakalı bin tane yazı yazdık, yazıları yazanlar dahil insan olan da yok… Madem yaz(a)mıyorsunuz, okuduğunuz kitapların notlarını bize gönderin de hayata borçlu hissetmeyin.
* Bize, ritim dergahına uğramamış, notadan geçmemiş, imge dağında Simurg’un kanatlarından bir tüy koparmamış şiirlerinizi göndermekten bıkmadığınızı biliyoruz. Biz de gelen metinleri okumaktan bıkmadık. Şaka şaka biraz bıkmış olabiliriz. Hatta gına gelmiş bile olabilir. Anlayın artık sevgili okur! Her Türk, Kürt, Çerkez yahut Laz şair doğmaz. Şairlik de insan olmak gibi gayret, istidat ve süreçle alakalıdır. Bir de Allah aşkına özgeçmişinize şiirlerden çok yer vermeyin. Şiir iyiyse Adem yahut İbrahim sizin kim olduğunuzu muhakkak bulacaktır…
* Kıymetli okurlarımız. Metinlerinizi geri çevrildiğinde, editörün mail adresini öfke tatbikat üssüne çevirmeyiniz. Bilahare, edebiyat ve fikir meselelerinin aile efradımızla uzaktan yakından alakası yoktur. Çok mu streslisiniz, başarının büyüyünce put olacağının farkında değil misiniz? Tanrı’nın bazı kulları kayırdığı zannına kapılıp kanınıza cin mi karışıyor? Çözümü çok basit sevgili okur. Hemen Edebifikir Öfke Boşaltım Hattını arayarak ağzınızı açıp gözünüzü yumuyorsunuz. Atış serbest, Veryansın! Bilhassa 2-A sınıfından Bahadır Dadak arkadaşımıza mail atıp sinirinizi atabilirsiniz. Kendisi dünyanın en rahat mahlukatından biridir. Unutmadan, ya yazdığınız metin yayımlanacak düzeyde değilse… Ya editörlerimiz haklıysa… Milyonda bir ihtimal de olsa, olamaz mı? Aynayı kırmadan önce son kez kendinize bir daha bakmayı denemeye ne dersiniz? Tamam biz size ayna oluruz ama bizi kırmaya kalkmayın lütfen. Bahadır hariç, onu kırabilirsiniz.
* Türk Dil Kurumu, necip milletimizin katılımıyla gerçekleştirdiği oylama sonucunda 2025 yılının kelimesini “dijital vicdan” olarak belirlemiş. Maraşlılar dahil yaklaşık 300 bin Anadolu köylüsü oy kullanmış. Vicdanın artık parmak ucuyla taşınan, şarjı bitince kaybolan bir sürümüne kavuştuğumuz resmen tescillendi. Hayırlı olsun! Anlaşılıyor ki yeniçağda vicdan çevrim içiyken aktif, çevrim dışıyken sessiz, eleştiri yaparken yüksek çözünürlüklü, sorumluluk almaya gelince düşük bataryalı olmaya devam edecek. Bu oylamaya katılanlardan ve okurlarımızdan beklentimiz vicdanı kelime olarak oylamakla yetinmeyip, okurken, yazarken, yorum yaparken de devreye almaları… Çok mu şey istiyoruz. Belki de öyle ama sonuçta biz de oy kullandık, vicdanımız dijital!
* Yasak elmayı ısırdığımızdan bu yana okurlarımızdan bize çikolata göndermelerini rica ediyoruz. Her sene olduğu gibi bu sene de söz verip göndermeyeceklerini bildiğimiz için bu tatsız bahsi açmadan kap… Geçmiş yıllar bu konuda fazlasıyla öğretici oldu hem de acılı. Ama yine de nezaketen hatırlatmak istedik. Umut dediğimiz şey zaten biraz da karşılıksız beklenti değil midir? editor@edebifikir.com
* Yıl boyunca, Edebifikir’de son 15 yılda yayımlanmış tüm metinleri, mümkünse dipnotlarıyla birlikte, büyük bir ciddiyet okumanızı bekliyoruz. Yıl içinde bulunduğunuz herhangi bir ortamda, özellikle edebiyat sohbetleri tam kıvamına ulaşmışken, konuşmayı nazikçe ama kararlı bir şekilde bölüp “Bu mesele Edebifikir’de vaktiyle etraflıca ele alınmıştı birader!” diyerek gündemi usulca ama geri dönüşsüz biçimde Edebifikir’e sabitleyiniz. Mütefekkir, filozof, âlim, akademisyen ya da henüz ne olduğunu tam kestiremediğiniz konuşmacıların konferanslarında, soru-cevap bölümüne gelindiğinde mutlaka söz alınız. Sorunuzun içinde “Edebifikir’de okuduğum bir yazıda…” ifadesi geçmiyorsa, o sorunun eksik kalacağını hatırlatırız. Trafikteyken radyo kanallarını arayıp, istek parça olarak Edebifikir’den bir metnin seslendirilmesini talep edip ısrarcı olunuz. Sosyal medyadaki her paylaşımın altına, üstüne, yanına, mümkünse arasına Edebifikir’i iliştiriniz. Konuyla alakasız olması mühim değil, hatta tercihen alakasız olsun. Kısacası, 2026’da Edebifikir’i her ortamda adı geçen, rahatsız edici ama vazgeçilmez bir referans haline getirmenizi bekliyoruz. #edebifikir
* Kimsenin bu dünyaya kazık çakma ihtimali yok. Malum, süreli konaklama… Dolayısıyla sizin de acele etmenize gerek yok. Okuyun, yazın, düşünün… Nasıl olsa kalıcı olan tek şey, geride bıraktığınız cümleler olacak. İnsan da bir cümleden ibaret değil midir, ömür boyu kurmaya çalıştığı!
* Kimsenin kimseyi dinlediği yok. Dinliyormuş gibi yapıyoruz, sıra bize gelsin diye susuyor, cevap vermek için bekliyoruz. Herkesin kulağı kendi sesinde… İçten içe herkes kendine hayran, kendine secdede! Modern çağın en yaygın ibadeti kendine tapmak olsa gerek. Şirk gündelik hayatın doğal fon müziği olmuş da kimsenin haberi yok! Her cümlede ben vurgusu, her tartışmada haklılık, her suskunlukta gizli bir kibir ruhumuzu ele geçirmiş. Dinlemek yorucu, anlamaya çalışmak zahmetli, vazgeçmek ise fazlasıyla ağır geliyor. Artık durmak, kendimizi dinlemek zorundayız… İçimizdeki tanrıcıklarla yüzleşmek… Belki de böylece kendimize tapmaktan vazgeçeriz.
* Beklemek, artık neredeyse unutulmuş bir erdem. Her şeyin hemen olması gerektiğine inandırıldığımız bir çağdayız. Sayfalar açılır açılmaz anlam, yazılar okunur okunmaz hikmet, cümle biter bitmez aydınlanma bekliyoruz. Sabırsızlığımızı hız, tahammülsüzlüğümüzü zaman yönetimi diye adlandırarak kendimizi avutuyoruz. Beklemeyi yeniden öğrenmeliyiz. Zira bazı cümleler aceleye gelmez. Bazı anlamlar, okurunun sırtını yere vurmak ister. Neden olmasın!
Tamam bir çelişkinin içindeyiz. Beklentimiz var ama beklentiye karşıyız. Metinlerimizi okumanızı istiyoruz ama acele etmemenizi rica ediyoruz. Bir şey olmasını bekleyin diyoruz ama beklerken de fazla umutlanmayın diye ekliyoruz. Çünkü beklemenin bir oluş türü olduğunu sanıyoruz. O halde biz beklemeye devam edeceğiz. Siz de bizimle bekleyebilirsiniz. Beklerken sitenin içinde kaybolmanız dileğiyle…
* Velhasıl, 2026’dan çok şey beklemiyoruz. Zaten beklentiler çağında beklentisiz kalabilmek başlı başına bir meziyet. Bu meziyete erebilmek ise serapa lütuf… Beklentisiz bir hayat için neleri terk etmemiz gerektiği konusunda bizi aydınlatacak ve elimizden tutacak dostlara selam olsun. Böyle bir dostu olana ne mutlu, olmayanlar için şimdilik sadece bir sitemiz var: www.edebifikir.com
Ruhun açık yaralarına tuz basanların sitesi!
Edebifikir


9 Yorum