Restore Edilmiş Notlar V: İyi Kitap, Nitelik ve Fasa fiso

1.

İnsanların kitap seçme biçimleri kabaca birkaç eğilime ayrılıyor. Bir grup var ki, yazara bağlı ilerliyor, bir yazarı sevdiyse onun her şeyini okumak istiyor, neredeyse onunla uzun bir muhabbete girmek gibi. Burada güven ve aşinalık ön planda. Bir başka grup tema odaklı, kitap burada bir araç. Sonra biçim ve dil için okuyanlar var. Onlar için ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığı önemli. Cümlenin ritmi, üslubun kendine has bir tadı varsa konu ikinci planda kalabiliyor. Bu okur tipi en garip olanı, çünkü kötü kurgulu ama güzel yazılmış bir kitabı kolayca göklere çıkarabiliyorlar. Yine de okurun her türlüsüne saygı duyuyorum.

Çoğumuz aslında dış etkenlerle kitap seçiyoruz. Kapak tasarımı, bir arkadaş tavsiyesi, ödül almış olması, herkes okuyor baskısı, hatta kitabın kalınlığı bile etkili oluyor bazen. Bunda utanılacak bir şey yok.

Peki bu eğilimler sabit mi, yoksa insan hayatın farklı dönemlerinde farklı bir okur mu oluyor?

Ben kitap seçiminde tamamen nitelikli olanı seçmeye odaklıyım. Nitelikli kitaplar okuduğumda içeride geçen bilgiler, yazar ve eser isimleri yine nitelikli eserlere yönlendiriyor büyük ölçüde. Elbette kötü kitaplara denk geldiğim de vâki. Kötü kitaptan kastım kurgu olsun, olmasın okura hiçbir şey sunmayanlar, bir şey vadetmeyenler, okurun değer dünyasına bir tuğla bile bırakmayanlar. Bu tür kitapları, iyi okurlar istedikleri kadar yorum ve izahla kotarmaya çalışsa da o kitaplardan hiçbir şeyin yeşermeyeceği açık. Burada Refik Halid’in, sanat eseri tanımına uymayan eserler hakkında söylediği şu sözü muhakkak anmak gerek: “…Bence bu şeraiti haiz olmıyan eserler, sanat eseri değil -halk tâbiriyle söyliyeceğim- fasafiso şeylerdir; anlaşılsa da kıymeti yoktur, anlaşılmasa da! Anlatabildim mi aziz dostum?”

Karay bu yorumuyla, sözü bir nevi yazarlardan önce okurların sorumluluğuna getiriyor. Kötü kitap seçimiyle ilgili Tim Parks, Elde Kalem adlı eserinde “Sürekli olarak başkalarının, başka okurların kandırılmaya izin verdiklerini düşünürüm. Çekici bulmamaları gereken şeylere kanarlar. Veya çekici olmayan şeyleri çekici bulurlar. Aslında yazarların işini zorlaştırmaları gerekir.” diyerek okurun sorumluluğuna değiniyor. Doğru, çünkü okur dediğimiz kişiler bunu bir hobi olarak yapmıyor. Okumaya, okumakla ilgili herhangi bir şeye değer verdiklerinden, bunu bir ihtiyaç gördüklerinden bu eylemi sürdürüyorlar. Kitap seçiminde son derece titiz olunsa, zayıf kitapların yazarları yeniden bu tür bir üretime yeltenebilirler mi? Şu raddede kitaplara dair bir fikir üretmeye çalışmak, göstermemiz gereken tepkiden önce gelmeli.

2.

Bir yazarın eserini sevdiğimde o yazarın diğer eserlerine gidiyorum muhakkak. Bir eseri beğenmediğimde ise çok zorlamadan bırakıp rafa kaldırıyorum. Kitap seçerken çevremizin tavsiyelerine kulak vermek mühim. Hatta kitabın ne olduğunu bilen, müktesebatı olan insanların önerilerine dikkat kesilmek daha da mühim. Bir alanda derinleşmek, düşünme biçimine farklı yorumlar getirebilmek için buna değer veriyorum. Zaten belirli alanlarda okuma yapanlar muhtelif dünyalara yolu düşen insanlar. Her alandan belli düzeyde kitap ve yazar bilgisine sahipler, dahası literatür ve kavramlara da aşinalar. Bu insanların kitaplar konusunda verecekleri tavsiyeler benim için trend olandan, zekâ ürünü pazarlama fikirlerinden daha etkili ve daha gerçekçi. Çünkü sosyal bilimlerin birçok dalına uğrayanların fikrî düzeyde, özellikle okuma konusunda bir damak tadı var.

Bu kişilerin tavsiyelerini hep o dünyadan öneriler geliyor diyerek sınırlayanlar da mevcut ama bu fikre katılmıyorum. Çeşitli disiplinlerde ilerleyenler, her türden kitabı okuyan, o türleri tanıyan ve kendi alanlarında bu birikimle eser veren insanlar aynı zamanda. Eser dediğimiz şey kendi içinde hareketsiz bir şeyse, haliyle bunu hareketlendiren okurların, özellikle kitaptaki muhtevayı kendi değer dünyasına indirgeyenlerin verdiği tavsiyeler daha yerli yerinde oluyor. Aynı dünyadan olsa bile.

Metin raftayken ölüdür, bir potansiyeldir sadece. Onu canlandıran okurun zihni, değer dünyasıdır. Ne var ki iyi eser de tek başına yeterli değil. İyi eser, iyi okurla buluştuğunda asıl gücüne kavuşuyor. Edebiyat kuramında en çok konuşulan şeylerdendir bu, metnin boşluklarını okurun doldurduğu, eserin ancak okunduğu anda tamamlandığı fikri yani. Müktesebat sahibi bir okurun önerisi aslında o kitabın sindirilmiş, sınanmış halinin önerisidir diyebiliriz.

Nitelikli eser kendini giriş cümlesi, argümantasyonu, sonuç kısmı, dilin estetiği ve daha bir sürü şeyle belli ediyor etmesine ama onu bulmak yine de kolay değil. Çünkü matbaanın icadından bu yana hiç olmadığı kadar kitap basılıyor, tüm dünyada böyle. Başa gelelim, bu kadar kitabın arasında tabii ki öneri isteyeceğiz. Bilmediğimiz yerlere giderken hepimiz navigasyon açıyoruz artık. Kitaplar da insanın belirli yönlere ya da aradığı şeylere ulaşmasına yardımcı olmuyor mu? Ama tam burada kendime ufak bir itirazım var. Navigasyon istenilen bir yere en kısa yoldan götürüyor. Oysa nitelikli okumanın bir kısmı da faydalı biçimde kaybolmakla ilgili. GPS rotayı kusursuz hale getiriyor doğru ama gezinmenin tadını da kaçırıyor. Kitabın bu kadar çoğalması navigasyonu zorunlu kılsa da gelin görün ki aynı bolluk, herkesin gittiği navigasyonlu yolları tıkadığı için kaybolmayı belki eskisinden daha kıymetli kılıyor. Bir diğer konu, şu okunur bu okunmaz türündeki yönlendirmelere -tamamen- aldananlar zannımca iyi okur değildir. Okur dediğimiz kişi aramalı, yanılmalı ve yine aramalı. Fakat en azından aramayı iyi okurların tavsiyeleriyle öğrenmeli.

Hülasa, okurluk ve okumak çok özel şeyler. Herkese ve her yaşa göre değişiyor. Hatta her insanın on beşinde okuduğu ve okumak istedikleri ile otuz yaşındakiler farklıdır. Hâliyle ne dersek diyelim öznel yorumlar olarak kalacak.

N. Cihan Karakurt

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir