Bir Soru İşareti Olarak İnsan

Bazen gökyüzüne bakıp sayısız yıldızı temaşa ettiğimize ya da hiçbir sebep yokken içimize kapanıp düşüncelere daldığımızda, felsefenin “büyük sorular” dediği kadim meselelerle yani “Ben kimim?”, “Neden buradayım?”, “Bu sonsuz varoluşun ardında kim var?”, “Bütün bunlar olmayabilecekken neden var?” gibi sorularla kendimizi cebelleşirken buluruz. Tabii sınırlı aklımızla, adeta sonsuz olarak gördüğümüz kâinatı kapsamanın ve haliyle bir hükme varmanın imkânı yok. İşte böyle durumlarda ister istemez acizliğimize sığınır ve kalakalırız. Teknoloji ne kadar ilerlemiş ve yapay zekâ çağında nefes alıyor olsak da cevaplanmamış çok fazla soru var. Her soru acizliğimizin karşısında arz-ı endam ediyor. Sorun şu ki bir sorunun cevabı, sayısız soruyu doğuruyor ve yolculuk devam ediyor. Belki de bu durum problem değildir ve bizi hayata bağlayan ve hakikate doğru yol almamızı sağlayan dinamiklerdir. Yani insanı diri tutan cevaplardan çok cevap arayıştır, neden olmasın?

O halde bir çıkarım yapıp insan hayatını sorular peşinde geçen ve her bir cevapla genişleyip yeni sorulara gebe kalan bir süreç olarak görebiliriz. Ya da her cevabın elinde sayısız soru taşıdığını cevaplarla tanıştıkça fark ettiğimiz bir süreç…

Soru sormak ya da sorunu görmek, varlık bilincinin göstergesidir. Var ve bilinçli olan soru sorabilir. Zaten felsefe de bu soru sorabilme yeteneğinin yani merakın çocuğu… İçimizdeki hayret duygusunun sonucu… Var olmayabilecekken neden her şey var, sorusu adeta bir lokomotif gibi yüz binlerce soruyu vagonlarında taşıyor. Her şey ilk soruyu sormakla başlıyor ve kendimizi bir soru zincirinin içinde buluyoruz.

Soru sormak, insanın kendi cehaletinin farkına varmasını sağlar. Ne garip değil mi? Merak soruyu doğurur, soru ise cehalet bilincini. Böylece bilmemenin idraki, paradoksal biçimde, bir tür bilgelik haline gelir. Belki de bu yüzden sûfîler, bilgisizliklerini rehber olarak görmüşler. Çünkü bilmediklerinin bilincinde olmak, olgunlaşma yolunda insana eşlik eden en güvenilir dosttur.

Bir sorudan diğerine geçmek, insanın olgunlaşma biçimi. Her soru, bizi eski benliğimizden ayırır ve yeni bir farkındalığa taşır. İnsan, bir sorunun eşiğine geldiğinde artık önceki kişi değildir. O anda kendine ve varlığa dair yeni bilince ulaşmıştır. Dolayısıyla her soru, cevabını bulmasa bile uyanışa vesiledir. Cevap yerine geçen bu bilinç hali, insanın anlam dünyasında genişleme sağlar, düşüncenin ufkunu büyütür. Bir sorudan diğerine geçtikçe insan hem bilgi hem de ontolojik olarak dönüşür.  Olgunluk ise cevapların çokluğuyla ölçülmez. Bilakis soruların derinleşmesiyle kendisine ulaşılır.

Geldiğimiz noktada insanın kendi sorularının toplamı olduğunu söyleyebilirim. Her insan, sorduğu sorular kadar derindir. Çünkü soru, benliğin kendine tutulan aynadır. Kim neyi sorguluyorsa kendi bütünlüğüne hizmet eden bir yolculuk yapıyordur. Soru, insanın kendini var etme biçimi olduğu kadar değiştirme biçimidir.

Derinlik, sorunun yöneldiği yerle ölçülür. Kimi, kendine dair sorularla içe doğru yürür. Kimi, kâinatın sırrını çözmeye çalışarak dışa açılır. Kimi de Tanrı’ya dair sorularla sonsuzlukla bağ kurar. Her biri, aynı varoluş arayışının farklı istikametleridir. Bu anlamda derinliğin kendisi, insana duyulan saygının ölçüsüdür. Kim kendi varlığının katmanlarına inmeye cesaret ediyorsa, o kişi kendisine en çok hürmet edendir.

Buna karşılık, insanın merak ufku genelde daralır. Kimi, sadece mal ve mülkün, güç ve hazların peşindeki sorularla ömrünü tüketir. Sorularının istikameti dış dünyada tükendiği için, iç dünyası da fakirleşir, derinlik hayal olur. Oysa hakiki soru, daima insanı kendi iç hakikatine doğru çağırır, olgunlaşmasına vesile olur, bilinç seviyesini yükseltir. Bu yüzden sorular, insanın hem aynası hem kaderidir.

Soru sormak özgürlüğün sonucudur. Sadece özgür olanlar soru sorabilir. Zihninde, olan kadar olması gereken düşüncesi bulunan biri sorularla kendine alan açmaya çalışır. Her soru, olması gerekene bir adım yaklaşmak ve böylece insanın kendinde dönüşmesidir. Yine soru sormak bütünlüğe ermemişliğin ve haliyle faniliğin de bir sonucudur. Tamamlanmamışlık bizi arayışa, arayış ise sorular aracılığı ile kâinatla ilişki kurmamızı sağlar. Böylece her soruda hem kendimiz aşmaya hem de bütünlenmeye gayret ederiz. Ve sonunda bir soru ile dünyadan ayrılırız.

Sulhi Ceylan

 

 

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • Bahadır Dadak , 30/10/2025

    Tasarımlar efsane ya… Keşke aranızda para toplasınız da tasarımları yapan kişiye verseniz. Tasarımları yapan kişinin hayal gücü ne kadar süper. Üstelik tasarımları yapan kişinin dünya ve çevre gezegenlerin en iyi şairi olduğu söyleniyor. Tasarımları yapan kişiyi çok seviyorum ben.

    • Anti-antidadak , 31/10/2025

      Dadak-izm, I. Dünya Savaşı’nın anlamsızlığına tepki olarak doğan, akla, düzene ve geleneksel sanata karşı çıkarak saçmalığı ve rastlantıyı sanatın özü ilan eden “anti-sanat” akımına karşı çıkan anti-antisanat akımıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir