Salgın Günlerinde Edebifikir Yazarları – 5

Sorgulama Dosyası

“Salgın Günlerinde Edebifikir Yazarları” başlıklı sorgulama dosyamızın yeni yazısını Ömer Ertürk yazdı.

***

1. Bu aralar neler okuyorsunuz?

Bir zorunluluğunuz yoksa herhangi bir konuda istediğiniz kitapları okuyabilirsiniz. Şiir, deneme, öykü, felsefe ila ahir… Fakat bir doktora öğrencisiyseniz ve yazmanız gereken bir tez varsa maalesef ne okuyacağınıza çalışacağınız konu karar veriyor. Bu sebeple bu aralar günün büyük bir kısmını Osmanlıca gazete, geri kalan zamanın çoğunda da hatırat okumakla geçiriyorum. Ancak yine de tek bir kitaba bağlı kalmıyorum.  Örneğin okuduğum kitapta sayfalar boyunca millî mücadele anlatılıyorsa, öncesi veya sonrasına dair malumat bulunan başka bir kitaba yönelerek hem bir önceki kitaptan aldıklarımı zihnime yedirmiş oluyorum hem “aynının sıkıcı çukuru”ndan kurtulmuş oluyorum. Şu an elimde Mazhar Müfit Kansu’nun “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” isimli iki ciltlik kitabı ile Peyami Safa’nın Türk İnkılâbına Bakışlar adlı eseri var.

2. Yeni bir kitap hazırlığınız var mı?

Kıymetli bir hocamla Osmanlıcadan latinize ettiğimiz bir kitabı yayına hazırlamakla meşgulüm. Son dönem Osmanlı aydınlarından birinin kaleminden siyasî tarih ve tarihî şahsiyetlerin anlatıldığı bir eseri okumak keyifli olacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca yüksek lisans tezim üzerinde çalışıyorum. Akademik dili pek sevmediğim için kitabı -normal- okunacak bir hale getirmek istiyorum. Çok fazla zaman alıyor, fakat bunu gerek işlediğim konuya gerek okuyucuya karşı bir borç olarak görüyorum. Bir de tarihe merakı olan ve şahıslar üzerinden dönem analizi yapmak isteyenler için şahıs temelli bir kitap projem var, Sulhi Ceylan yeşil ışık yaktı; zaman oluşturabilirsem bu konuyla ilgili de bir eser yazmaya çalışacağım.

3. Hayatınızda belirgin değişiklikler oldu mu?

“Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna ortaokul sıralarından beri “tarihçi olacağım” cevabını verdiğimi beni yakından tanıyanlar bilirler. Bu gaye için İstanbul’a gelip tarih okudum, ardından Van’a dönüp yüksek lisans yaptım ve doktoraya başladım. Derken malumunuz olduğu üzere ekim ayında İstanbul’a taşınmış ve burada kalarak hem içimdeki deniz hasretini gidermek hem de doktora tezimi yazmaya niyet etmiştim. Ancak Sezai Karakoç’un “Fakat sön sözü hep alınyazısı söyler” hikmeti gereği olsa gerek, kaderim beni yeniden Van’a çağırdı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tarih Bölümüne araştırma görevlisi olarak atanmaya hak kazandım. Ve böylece büyüyünce ne olacaksın sorusunu kısmen hedefine ulaştırmış olup asıl önemli soruyu kendime sormanın zamanı geldiğini anladım: “Ölünce ne olacaksın?” Bu soruyu kendime sormaktan hep korktum; ama bir yandan da ölüp cennete gitme ümidini içimde hep diri tuttum ve Seneca’nın “Bütün korkularınız ölümlülerin duyduğu korkular, ama bütün arzularınız ölümsüzlerin arzuları” sözü 180 km hızla giden bir arabayla beton bir duvara çarpmış hissiyle çarptı yüzüme.  Ve hayatımda değişmeyecek tek hakikate dayadım alnımı: Nasip…

Ömer Ertürk

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Nasip... , 28/11/2020

    Nasiple susuyor yazı .Kişileştirme sanatı ve edebiyat yok . Tam olarak insanlastirma. Bazen nasip deyip susuyor insan . Üç Nokta’dan sonrasıni Ondan gayri duymuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir