Tiyatro Eserleri

Künye: Kısakürek, Necip Fazıl. Tiyatro Eserleri, 3 Cilt. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2019.

***

Hâdiseleri ne kaba çerçeveler içinde hapsediyorsunuz. Dünya umduğunuz gibi dört köşe değil. (Bir Adam Yaratmak, c.1, s.40)

Bir insan hayat ve hususiyetinde, yabancı gözlere göstermiyeceğiniz sizce hiçbir nokta yok mu? Bunu görmekten ve göstermekten sizi alıkoyan hiçbir ulvî sansür yok mu içinizde? (Bir Adam Yaratmak, c.1, s.83)

Biz bu dünyada her şey, en sefil nebattan tut, en uzak yıldızdan tut, en kudretli insana kadar bütün mevcutlar, bilerek bilmiyerek Allahtan gelen cazibenin kasırgası içindeyiz. (Bir Adam Yaratmak, c.1, s. 133)

Adı çağrılan kişi, insanlara haklarını helal ettirecek kadar bile vakit bulamaz. Onun için bu köyde herkes, her dakika dağın ardından çağırılacakmış gibi hazırdır. Kimse, kimsenin hakkını yemez, yüreğini kırmaz. (Yunus Emre, c.1, s.175)

Hiçbir hak yeme!.. Nefsin hakkını da… Nefsin hakkı, Şeriatta yazılı olduğu kadar… Ne bir lokma eksik, ne bir lokma fazla… Nefsi zincire vurmak böyle olur. (Yunus Emre, c.1, s.204)

Sen başkalarının ahlâksızlığı peşinde gezen, sadece faydalı bir ahlâksızsın. (Para, c.1, s.258)

Fikir dediğin şey, işin içinden tütmeli işin içinden; yoksa ağızlardan marsık gibi değil. İş olmuş, bitmiş, ben hâlâ konuşuyorum. (Para, c.1, s.272)

Hani bir lâf vardır: Fazla mal göz çıkarmaz! Fazla mal insanın iki gözünü birden çıkarır. (Para, c.1, s.368)

Her şeyi, o şey daha elden gitmeden elden çıkmış görmeyi bilmeliyiz. Bu acı bir kere çekilir. İlerisi rahatlıktır. İlerisinde ermişlerin çelik kayalarla çevrilmiş sütliman durgunluğu, olgunluğu vardır. Her şeyi elden gitmiş bilmeliyiz. Bunu böyle bilmek o şeyi vermek midir? Bunu böyle bilmek o şeyi tutmaktır. Bu kuvveti bir sır gibi birbirimize bile söylemeden teker teker içimizde saklayalım. (Tohum, c.1, s.411-412)

Büyük halife “Dicle kenarında otlayan bir oğlağın da hesabı benden sorulacak!” buyurdu. Bu ulvî çileyi çeken hesabını da verir. Ya benim çilem? Nerede, ne gezer?.. (İbrahim Ethem, c.1, s.503)

Herkes bir hasret ve bir davet peşinde geziyor. Hasret çektiği, davet aldığı şeye ulaşınca da aradığının, dilediğinin o olmadığını anlıyor. (İbrahim Ethem, c.1, s.524)

Yavrusunu ensesinden kavrayıp kaçıran kedi, civcivini yem yemeye çağıran tavuk, şu, bu, o, rahmet duygusunu kimden aldı? Bu rahmet ortadayken hangi kayba üzülebilir insan? (İbrahim Ethem, c.1, s.546)

Merhamet, hiçbir şeyin kendisi değil, su gibi, toprak gibi, hava gibi, ateş gibi, her şeyin temeli… Onu getirin, kuracağı iklimde iyinin ölü bitkileri dirilsin, kötünün de diri bitkileri ölsün… İşi fazla fikire kaptırmayalım…Savcı bey haklı… Merhametin ukalâsı olmak, merhametsiz olmaktan beter… Papazların yaptığı gibi, sadece edebiyatçısı olmak da, onu harcamak… Yalnız duyalım, duygusunu arayalım, hayatını yaşayalım!.. (Reis Bey, c.2, s.138)

O pek güvendiğiniz gurur budalası aklınızı bir tarafa bırakacak olursanız, olur bildikleriniz nasıl olmaz, olmaz sandıklarınız da nasıl olduğunu görürsünüz. (Kanlı Sarık, c.2, s. 162)

Ben, sırları sezmekte, halkın, akıl taslayanlardan daha anlayışlı olduğuna inanıyorum. (Kanlı Sarık, c.2, s. 183)

Görüyor musunuz, şu Moskof’un atış hedefini?.. Sarık, daima sarık!.. Türk’ün canının içindeki can… Şimdi o, papas külâhını da yırttıktan sonra kıyaslayın bu sarığa ne yapmak isteyecek!.. (Kanlı Sarık, c.2, s. 244)

Gökler o kadar derin ki, gökler… Gökler sanki beni büyüledi. Artık gözlerimi bir daha kurtaramam gibi geliyor mavilikten. (Sabır Taşı, c.2, s. 280)

Sabır taşı, sabır taşı! Mercimek tanesi kadar taş! Derdimi sana açacağım! Dertlerini, içinde saklıyamıyor insanlar. Derde ortak lâzım. Dert, gökyüzü gibi bir şey! Ayrı ayrı seyretsek de hepimizin çerçevesi. (Sabır Taşı, c. 2, s. 338)

Rütbe ve makam küçüldükçe hesap verme borcu da azalır; ve nihayet her şey, Allah’a hesap verme borcundan ibaret kalır. Bense Allah’tan başka herkese, önce vicdanıma, kapımda bekliyen siyahî harem ağasına kadar herkese hesap vermekle mükellefim. (Abdülhamîd Han, c.2, s.369)

Bana bir kalb lazım ki, içi erimiş demir dolu bir pota kadar sıcak olsun, dışı da buz ve ayaz… O soğuk, o ateşin; o ateş de soğuğun peçesi olsun… Kaldırılmaz, aralanmaz delik açılmaz bir peçe… Sırrımızı ancak böyle bir kalbe emanet edebilirdik. (Sır, c.2, s. 426)

Baştan aşağı gizlisin! Evlendiğimiz günden beri benden ayrı ve gizli bir hayat yaşıyorsun! Yanlış anlama!.. Benimle her saniye beraber olduğun halde benden ayrı ve gizli bir hayat!.. (Sır, c.2, s.435)

Bütün olmayışların, olamayışların, yanlış yapışların, ters bağlayışların, temelden yıkılışların, temelden yıkılışların, temel tutturamayışların ilânı ve topyekûn eserin iflası… (Mukaddes Emânet, c.2, s.489)

Oğlum!.. Ben seni ceylandan doğma bir yılan farzetmiştim. Yanılmışım!.. Sen modaya uyan bir taklidçiden, bir zavallıdan başka bir şey değilmişsin meğer… Sen devirlerin tezgâhladığı, dayanaklarını testerelediği, içini boşalttığı, boşlukta bıraktığı, rüzgârlara uyar bir zavallı… Sen, olsan olsan, güvercin yumurtasından çıkma, felâket habercisi bir baykuş olabilirsin!… (Mukaddes Emânet, c.2, s. 498)

Gayene, masum çocuklar üzerinde usta bir ruh hamurkârlığiyle başla!.. Bu işte gayet ince, zarif, sevdirici, sindirici olman lâzım… Sanatını göster. Bir sanatkâr gibi davran! (Mukaddes Emânet, c.2, s. 520)

Biliyorum! Çatlasak da, patlasak da, biz öleceğiz, siz yaşayacaksınız! Öyleyse çekişmeye ne lüzum var? Siz galipsiniz! Galip misiniz? Allah’ın en ince hikmetlerinden biri olan zaman helezonunun aldatıcı bir büklümü, bizi siliyor ve sizi yazıyor diye gerçeğin kendinizde olduğunu mu sanıyorsunuz? Şair bey? Gerçek, zaman tanır mı? (Ahşap Konak, c.3, s.69)

Bu yangınla tâ Yemen’de ölen bir şehidin kanı arasında münasebet görüyorum. Yanıyoruz. Şurada veya burada, şu veya bu şekilde yanıyoruz. Bütün cismimiz ve bütün ruhumuzla yanıyoruz. (Künye, c.3, s.145)

Büyüğün emri karşısında küçük, nefsini fikir ve arzudan mahrum edecektir. Bu benim gayemdir. Şu kadar ki, büyüğün emir hakkıyle küçüğün itaat gayesi arasında mükemmel bir nisbet doğması için, emrin de riayete mecbur olduğu kanunlar vardır. (Künye, c.3, s. 154)

Öyle değil… Marifet bir şeyi yapabilecekken yapmamakta… Körün kadına bakmamasında ne sevap var? (Parmaksız Salih, c.3, s.349)

Gelmek mi, kaçmak mı, durmak mı, koşmak mı, söyle! (Siyah Pelerinli Adam, c.3, s. 377)

Öğreneceksin!.. Yavaş yavaş… Birden olmaz. Sırlar örselenmeye gelmez. Sonra dinamit gibi patlar, çarpar insanı. (Püf Noktası, c.3, s. 487)

Banka, adalet sarayı gibi ayağına gidilen haşmetli bir müessese midir, yoksa manavı bile olmayan en hücra semtlere kadar sokulup, apartman beslemelerinin aylıklarına dek göz koyan bir piyango vitrini mi? Ve… Ve toplanan bunca milyarların bunca aç ve işsiz ortada gezerken hangi verimli teşebbüse, hangi piyasa ihtiyacına cevap verdiği, tarlayı sulamak yerine batağa çevirdiği hesaba vurulmuş mudur? ( Püf Noktası, c.3, s. 503)

 

Edebifikir

 

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir