
Sene 2017… Taşranın bağrından çıkarak, üniversite için ilk kez geldiğim İstanbul’da derya içinde suyu arayan balık misali dolaştığım, suyun nerede olduğunu sormak için bilge bir balık aradığım yıllar… Öğrenci yurdu çıktı diye mutlu, yurtla okul arası iki saat sürdüğü için şaşkın, ilk defa bu denli büyük ve hayranlık uyandıran bir şehre gelmenin heyecanıyla şikâyetsiz olduğum yıllar… Bir rüyanın peşinde olup bir türlü o rüyayı göremediğim, gördüm desem uyanınca hatırlamadığım, hatırlamadığım için tabiri mümkün olmayan rüyalarımın olduğu yıllar… En yakın arkadaşım Mehmet’i, ben henüz gelmeden bir yıl önce İstanbul’a yolcu etmiştim. Tüm cazibesiyle beni tesiri altına alan bu şehri gezdirme, tanıtma sorumluluğunu Mehmet’e yüklemiş olmanın rahatlığından dolayı hiçbir şey düşünmüyordum. Nereye gidersek gidelim beğeni ifadelerim aniden sağa sola saçılıyordu. Bu durumu fazla aşikâr ettiğim için olsa gerek o da kendini bu yükten tek seferde kurtarmanın yollarını aramaya başlamıştı. Bir gün beni Süleymaniye’de bir yere götüreceğini söyledi. Nereye gideceğimizi umursamıyordum. Çünkü sarhoşluğum henüz geçmiş değildi ve gideceğimiz yeri beğeneceğimi peşinen biliyordum. Derken bir kapıdan girdik ve merdivenleri çıkmaya başladık. İşte Edebifikir’le o gün tanıştım…
Edebifikir 2010 yılında merhaba dediği dijital yayıncılık macerasında, sanallığın konforuna sığınan ve durağanlığı benimseyen bir site olmayı reddeder. Edebiyata, kelimelerin eyleme dönüştüğü yerden bakar. İnternetin imkânlarını kullanarak ulaşabildiği kadar çok kişiye ulaşma gayesindedir. Edebifikir Söyleşileri ve Çaykolik Sohbetleri’nin yanı sıra Mantık, Eleştirel Düşünce, Kötülük Felsefesi ve Hikem-i Ataiyye gibi dersler vesilesiyle toplanarak sözü muhatabına ruberu ulaştıracak yolları kapatmaz. “Senin şiirin kavgandır” der ve şiiri meydanlardan kopuk görmez bilakis onu meydan okumanın bir vesilesi kılar.
Edebifikir, uzak yol gemi kaptanından ikinci pilota, kepçe operatöründen cenaze aracı şoförüne, gassalden valeye, zabıtadan seyyar satıcıya, hurdacıdan dolmuş şoförüne, fermuar ustasından antikacıya, turşucudan uykulukçuya, Irak’ta savaşmış Amerikalıdan Kızılderili’ye uzanan söyleşileriyle sokağın nabzını tutar. Ahmet Dağ, Ahmet Sarı, Ali Ayçil, Ali Sait Sadıkoğlu, Bedri Gencer, Dursun Çiçek, Mahmut Erol Kılıç, Mehmet Niyazi, Mehmet Sabri Genç, Mustafa Kirenci, Ömer Türker, Savaş Ş. Barkçin ve Yusuf Kaplan gibi daha nice kalem ve fikir erbabıyla yaptığı söyleşilerle okurunu yeni sorulara, yeni arayışlara yönlendirir.
“Cehennemi, haksızlığa ve zulme uğradığımızda intikam güdüsünün bir nesnesi haline getiriyorsak cenneti hayırlı ameller ve diğerkâmlıkla sınırlamış olmuyor muyuz?”, “Van Gogh’a özgü bir sarının, Descartes’a özgü bir aklın, Mussolini’ye özgü bir faşizmin mümkün olduğu dünyada İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine ne gerek vardı?”, “Çok soru sormaları sebebiyle helak olan ümmetlerin akıbetinden ders alabilmek için hangi kitapları okumalıyız?”, “Hâlâ, Kapitalizm itikadının esaslarını açıklayan bir usûl ilmi niçin geliştirilemedi?”, “Konforun sizi ele geçirdiğini ve hatta en büyük putlarınızdan biri olduğunu düşünüyor musunuz?” gibi sorularla ve sorgulama dosyalarıyla okurunu rahatsız etme, konfor alanından uzaklaştırma gayesi güder. Sitenin racon bölümünde belirtildiği üzere “… siteyi takip edenler, okuduklarından sorumludur. Her türlü zorlayıcı kurumlara ve toplumsal temelli hiyerarşilere karşı olmak, bu sitenin ruhunda vardır.”
Edebiyat, fikir ve eylem başlıklarını öne çıkartan Edebifikir’in 15 yıllık birikiminin bir tezahürü olarak hazırlanan seçki, 53 yazarın katkısıyla, “fikirse fikir, kavgaysa kavga” diyerek, “gerektiğinde yumruklarını ve gözyaşlarını bir tohum gibi sokaklara bırakma” bilinciyle Kadife Dokunuşun Sertliği ismiyle kisve-i tab’a büründü. Kitaptaki metinlerin buz dağının yalnızca görünen kısmı olduğunu belirtmemiz gerekir. Zira seçkinin muhtevası edebifikir.com içerisindeki 5000’e yakın yazı arasından seçilen, şiir, hikâye, fikir, deneme, poetika, sinema gibi on yedi farklı başlık altındaki 100’ü aşkın metinden oluşuyor. Kitabın editörlüğünü üstlenen Feyyaz Kandemir, seçkiyi hazırlarken dikkate alınan hususları önsözde şöyle özetliyor: “Bu seçki yazarlarımızın en güçlü metinlerini içerme iddiasında değildir. Edebifikir’in bahsettiğim o “kırkambar” yönünü yansıtan ve ilgi alanlarının genişliğini gösteren bir seçki sunmak istedik.”
Seçkinin oluşmasında yalnızca yazarların değil okurların da payının olduğunu söyleyebiliriz. Zira okurlar, edebifikir.com içerisindeki yazılara yaptıkları yorumlarla ve zaman zaman yönelttikleri eleştirilerle yazarlara kendi seslerinin yankısını duyma imkânı vermiştir. Bu durum yazarların yazma motivasyonlarını canlı tutmalarına sebep olduğu için kıymetlidir. Okurdan gelen bu karşılık olmasaydı Edebifikir’in aynı istikrar ve heyecanla bu yolu sürdürmesi belki de mümkün olmazdı. Dolayısıyla bu kitap yalnızca içerdiği yazılarla değil kendini yazıların muhatabı kabul eden okurlarla birlikte oluşturduğu ahenkle de değerlidir. Nitekim site içerisinde yorumlar aracılığıyla başlayan tartışmalar sonrası kaleme alınan bazı yazıların da Edebifikir’de neşredildiği vakidir. Hal böyle olunca seçkide okurun katkısı da yadsınamaz. Kadife Dokunuşun Sertliği kitabı bu sebeple de görünenden fazlasıdır.
Ahenk Kitap’tan çıkan Kadife Dokunuşun Sertliği, edebifikir.com’un, fikrin kadifesi ve hakikatin sertliği arasında gidip gelen dijital yankısının somutlaşmış bir halidir. İçindeki çok seslilik sebebiyle geniş bir okur kitlesinin frekansını yakalayabilecek niteliktedir. Duvarlara konuşanlar, minibüste un ufak olanlar, defter kenarına yazdığı şiirlerle üniversite sınavına hazırlananlar, eski müfredatla yeni müfredat arasında sıkışıp kalanlar, kopya çekmeyip sınıfta kalanlar, hayallerini borçla finanse edenler, patavatsız yurttaşlar sırasına girmek için çırpını çırpını giden attan inenler, devlet dairesinde sıra beklerken yaşını unutanlar, e-devlet şifresini unutanlar, şifremi unuttuma tıkladıktan sonra girdiği şifreyi tekrar unutanlar, ismi nüfus memuru tarafından yanlış yazılanlar, sesi kısıldığı halde hâlâ bağıranlar, bağırdığı halde sesini duyuramayanlar, her cuma farklı camiye gidip aynı duayı edenler, kendi kabri başında her gün ağlayanlar, kendi mezarına çiçek almayı düşünenler, tam söyleyecekken susanlar, tam düşecekken tutunanlar, koşarak hiçbir yere varılamayacağının farkında olanlar, market poşetine 25 kuruş verenler, poşetini markete kendi götürenler, camdaki yansımasından ürkenler, yutkunmayı hatırlayanlar, yutkunmayı hatırlatanlar, telefondan sildiği numarayı ezberinde tutanlar, iki kişilik kampanya yapıp üçüncüyü yok sayanlar, sarılacak kimsesi olmadığı için ceketini sıkıca ilikleyenler, soğuk suyun şerrinden Allah’a sığınanlar, ilk ışıklardan dönenler, tipi her polis çevirmesinde çevrilmeye müsait olanlar, son sigarasını başkasına verip bir köşede derin derin nefes alanlar, yıllar önce diktiği ağacın gölgesine sığınanlar, başkalarının diktiği ağacın gövdesine sarılanlar… Eylemin bir kız ismi olmadığını artık herkesin bilmesi gerekiyor.
Oğuzhan Yılmaz
Kitaba ulaşmak ve satın almak için tıklayın

