İkinci Yeni Tartışması

Künye: İkinci Yeni Tartışması, Memet Fuat, Adam Yayınları, 1. Baskı: İstanbul, Mart 2000.

***

* Yeniliğin üstünlüğü bir kere anlaşılınca bütün genç sanatçılar bu yola dökülürler. Öncülük etmek, sanatın akışına yeni bir yön vermek hevesi alır yürür. Yenileşme isteğinin ne gibi bir zorlamanın sonucu olduğunu sezenle, eninde sonunda, derlenip toplanırlar, doğru yolu bulurlar. Sezemeyenler ise, yenilik adına saçma sapan denemelere girişir, günün gerçeklerinden uzaklaştıkça uzaklaşır, biçimciliğe yönelirler. “Yenilik olsun da ne olursa olsun!” demeye başlarlar. (Sayfa 11)

* Yok, yok, bir aramanın buğulu, çözülmez baskısı içinde oldukları söylenemez anlamsız şairlerimizin. Nedense öyle görünmek istiyorlar. Bir sezişle, düşüncenin ötesinde bir takım itişlerle bu şiire varmış gibi davranıyorlar. Gerçek şu: Batıda doğan, gelişen, eskimek üzere olan bir yeniliği gördüler, önce yadırgadılar, sonra alıştılar, havasına girdiler, benimsediler, dilimize, şiirimize aktardılar. Yani bu doğrudan doğruya bir akıl işi. Yani bu işte aramak, bulmak, aklı aşan yaratıcı bir hava içinde olmak gibi şeyler yok. (Sayfa 12)

* Orhan Veli’ler Garip’i yaratan anlayıştan, aşırı bir yenilik arkasında koşarken getirdikleri yasaklardan uzaklaştıkça şiir alanındaki önemleri arttı. En başarılı yapıtlarını -yeni olmayı ilerilik sananlara uyarak söylüyorum- geri dönerken verdiler. Daralan çemberi genişletirken… Eskinin de yenin de yasaklarına en uzak kaldıkları, kişiliklerini anlayışlara ezdirmedikleri zaman. Garip, getirdiği güzel şiirler bir yana, savunduğu yasaklarla şiirimizin gidişini çelmemiş bir kitaptır. (Sayfa 21)

* Sanatta eskiye dönmekten ne zaman söz açılsa ele avuca sığmaz bir çocuk canlanır gözümün önünde. Sonra babası çıkagelir; kaşları çatık, dilinde düzen kokan sözler. Çocuk üzgün, başı göğsüne düşmüş, yüreği ezik. Babası arkada, o önde eve yönelirler. Çağımızın sanatçısı ‘’dönüş’’ düşüncesine kolay kolay katlanamaz sanırım. ‘’Dönüş’’ün karşılığı ‘’yenilgi’’dir onun sözlüğünde. ‘’Geri dönmek’’ her çağda böyle kötü mü bilinirdi? İleri doğru bir atılış içinde olmayan çağların ‘’duruk toplum’’larını düşünürsek bu sorunun yanıtını kolayca buluruz. ‘’Geri dönmek’’, yalnızca ‘’ileri gitme’’nin bir kurtuluş olarak görüldüğü çağlarda kötü bilinmiştir. (Sayfa 37)

* Şöyle diyor John Donne: “Hiçbir insan Ada değildir, yani kendi kendini tamamlayamaz. Her insan Anakaranın bir parçası, bütünün bir bölümüdür. (…)            Herhangi bir insanın ölümü beni küçültüyor, çünkü ben insanlığa dâhilim. O halde, çan kimin için çalıyor, diye hiçbir zaman sorma; çan senin için çalıyor.” (Sayfa 66)

* İkinci Yeni şairlerin, bundan ön beş yıl önce şiir alanında öne çıkan en yetenekli gençlerin, “anlamsız şiir” bataklığından uzaklaşmalarına, girdikleri yanlış yoldan dönmelerine, çok alçakgönüllü bir diller yazdığım eleştirilerin katkısı olmuştur sanırım. İkinci Yeni akımının başlangıçtaki kuramcısı Muzaffer Erdost’tan, İlhan Berk konusunda oldukça alaylı bir karşılık aldığımı, hele daha sonraları, bir tek yazıma Turgut Uyar’ın iki yazı döşendiğini anımsıyorum. Bu akımdan geleceğe ne kalabileceğini de o günlerde görmüş, yazmıştım. Aslına bunu görmek önemli bir şey değildi. Kavga eleştirisi yapmamak, önyargısız olmak, arkadaş topluluklarına uzak durmak yetiyordu her şeyi apaçık görmeye. (Sayfa 75)

* Şunu iyice anlamak gerekir: Genç yaşlı, kim olursa olsun, herhangi bir toplumsalcı sanatçıyı beğenmemesi, bir eleştirmenin toplumsalcı olmadığını göstermez.

Aşırı bir örnek üzerinde konuşalım: Toplumsalcı bir eleştirmen, kendini dostuna düşmanına kabul ettirmiş bir sanatçı olan Nazım Hikmet’in şiirlerinde eksik yanlar, başarısızlıklar görüyorsa, bunu belirtmeyecek midir? Belirtirse değil, belirtmezse toplumsalcılığından kuşkuya düşülmelidir.

Bir dünya görüşüne bağlı bir eleştirmenin gene o dünya görüşüne bağlı sanatçıların kötü yanlarını eleştirmesine hiçbir engel yoktur…

Tek engel hep birlikte pençesinde olduğumuz orta tabaka aydını duygusallığıdır. (Sayfa 77)

* (…) Turgut Uyar da bir yazısında, “Şiirde anlam tartışması anlamdan yana sonuçlanmıştı,” gibi bir söz etti. “Anlamsız şiir” diyen kalmadı böylece, ama “obscure” karşılığı “kapanık” değil de, “kapalı” demeye başlamıştık: “Kapalı Şiir”.

Bu sözden şairlerin pek hoşlandığını söyleyemem. Örnekse Edip Cansever ne zaman neşesini bulsa: “Bizim şiirlerimiz kapalı değil, sen şiire kapalısın,” diye tuttururdu. Yazdıklarının açık, herkesin kolayca anlayabileceği şeyler olduğuna gerçekten inanıyordu. Kitaplarının çok satılmasını ister, ikide bir gelip sorardı. “Niye soruyorsun?” derdim, “sen kitaplarının az satılması için elinden geleni yapıyorsun!” Ama ona göre kapalı değildi yazdıkları… (Sayfa 89)

* Melih Cevdet Anday ünlü “Anı” şiirinin yargılanışını şöyle anlatıyor:

“Yanyana kitabım çıktığı zaman mahkemeye verildim. Savcı yedi buçuk yıl hapis istedi. Gerçi aklandım ama bugün size söyleyeceğim şudur: Mahkemede söz konusu edilen şiirlerden birinin, ‘Anı’ şiirimin, Rosenbergler için yazıldığı o gün kanıtlansaydı yatacaktım. Ama aradan bu kadar yıl geçti, Rosenberglerin suçsuz olarak öldürüldükleri gerçeği bizim televizyonumuzda da bir filmle gösterildi. Ben en güç durumda o şiirimi yazıp yayımladım. Okurlarım da biliyorlardı bu şiirin kimler için yazıldığını. Sloganlar her zaman mahkûm edilebilir, ama şiiri mahkûm etmek güçtür.” (Sayfa 103)

* Öncüsü, artçısıyla İkinci Yeni diye anılan şairlerin (belki İlhan Berk, Ece Ayhan, Ercüment Uçarı dışında) topluca yadsıdıkları, “bir saman alevi gibi parlayıp sönen” bu “ortaya çıkış” dönemini, sonradan en yetkiyle değerlendiren de Muzaffer Erdost oldu sanırım. Değerlendirmesi bir özeleştiriden yola çıkıyordu:

“Kendi payıma konuşmam gerekirse, bir felsefeden, güncel olayları genelleyecek bilimsel bilgiden yoksundum. Bu nokta önemliydi. Çünkü güncel olaylar, ancak bir gazete ya da bir dergi yazısı olabiliyordu. Bu güncel olayları, genele götürmek, genel olan yönünü, kalıcı yönünü bulgulamak, şiir açısından, o gün için bana olanaklı görünmüyordu. (…) Evet, ağır bir baskı dönemiydi, hızlı missurileşme, amerikanlaşma, üsleşme dönemiydi. Ama güncel olayları, ideolojik anlamda şiire dönüştürebilecek genellemelerden uzaktık. Genelleme yapmamak demek, güncel olayların şiir dilinde anlatımını bulamamak demektir; güncel olayları, ancak güncel görüngüleriyle ele almak, onların temeldeki değişmeyi yansıtan özünü kavrayamamak demektir. Güncel olaylar genellenemediği zaman, özel ve güncel yüzüyle, hızla değişen yönüyle görünebilir, bu da şiire değil, olsa olsa gazete yazısına konu olur.” (Sayfa 110)

Edebifikir

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir