Gömlekli Yapı

Milan Kundera Ölümsüzlük romanında, kahramanın dilencilere karşı eli açık olmasını şu şekilde ifade etmiş çiçeğim: “Dilencilere gösterdiği eli açıklıkta olumsuz bir fon vardı. Agnes onlara insan türünün bir parçası oldukları için değil, o türe yabancı oldukları için, dışlanmış ve olasılıkla tıpkı kendisi gibi insanlardan kopmuş olduğu için sadaka veriyordu.” Aslında dilenciye verilen sadaka onlarla ilişkiyi bitirmek ve yoluna devam etmek için verilen bir ücret gibidir. Bir çeşit dilenciyle kurulan bağı koparma arzusu. Sadaka verdikten sonra dilenciden sonra bir kişiyle daha bağı koparmak zorundadır insan. Kendisiyle. Kendi vermesi ile alakalı olan bağı da koparıp, verdiğini unutmak zorundadır. Mecnun’un Leyla’yı aradan çıkarması gibi düşün bebeğim. İntisap ettiklerimize, bağlandıklarımıza inşa etmesi için uzatırız kalbimizi. Ustamız, sevgilimiz, önderimiz bizi imar eder. Verdikleri kadarıyla. Bir dilenci gibi kapıda durur ve terbiye edilmeyi bekleriz. Ustam bu buluşma için hazırladı beni yıllarca. Oysa hiç düşünmedim ustamı km hazırladı kendi buluşmalarına? Hazırlık safhası çoktan geçmiş olmalı, hazırlık safhası bağları koparma safhasıdır. Ustamın onu tutan yavaşlatan, vazgeçiren bir bağdan bahsettiğini hiç duymadım balım. Kendisi ile ve vermesi ile alakalı olan tüm bağlardan uzakta ustam.

Karanlıkta bir süre ilerledikten sonra ve gözlerim karanlığın bağlarının incelip seyreldiğini fark etmeye başladıktan sonra adımlarımı sıklaştırıyorum. Bodrumun bir köşesinde ışıldamaya teşne bir sandık görüyorum. Birilerinin var olduğuna dair, niyetlerin ve vazgeçişlerin bir zamanlar burada olduğuna dair, geçip gitmelerin öncesine dair bir ışıldama… Karşısında bir insan durduğunda yeniden alev alacak gibi. Külü eliniz yerine iki damla gözyaşınız ile karıştırdığınızda parlayacak gibi. Buluşma evin hangi tarafında gerçekleşecek. Burada mı, hemen şimdi mi? Yoksa balkonda mı, tavan arasında mı? Yarın mı? O çoktan gelmiş olabilir mi? Ben bir odaya girdiğimde o diğerinde oyalanıyor olabilir mi?

Duvardaki çivilere asılı makaslar, kırklıklar, penseler gülümsüyor. Her gülümseme bir bağ. Ustamın karşısında bir dilenci gibi dikilmek istiyorum yeniden. Elindeki çelik makasla kesiver bağlarımı demek istiyorum. Ne verirsen kabulüm. Birkaç kelime, bir gülümseme, beni terbiye edecek bir hamle, bir ah, bir kaş eğme. Bir çivi gibi bükülerek beklemek istiyorum yeniden. Sonra bir umutsuzluk, hoşnutluk ekiyor içime. Arkamı dönüp karanlık basamakları hızla çıkıp bu evden kaçmak istiyorum. Tanrı’nın aradan çıkardığı Leyla gibi. Sürgüne gönderilmiş gibi. Her yere yabancı gibi.

Ayşegül Genç

Kaynak: Kalbin Arka Odası, Ayşegül Genç, Muhit Kitap, 2. Baskı, İstanbul 2021, Sayfa:32-33.

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir