
Ballar Balı hikâyesinin devamı…
“Muhterem arı kardeşlerim! Yeni çıkan af yasalarıyla birlikte bütün mahkumları tahliye ediyorlar. Evlatlarım, öyleyse Arı Hukuk Sistemleri, tarafsız ve bağımsız arı mahkemeleri niçin kuruldu? İşçi arılara saldıran, kovanımızı yağma eden bu eşek arılarının salınması bizim için büyük tehlike! Acil eylem planı hazırlayıp tatbikatlara başlamayız. Ülkemizin ve nesillerimizin geleceği tehdit altında. Yüce Arı Meclisi, henüz bu tehlikenin farkında değil. Daha dün eşek arılarından biri gözümüzü korkutmak için çiçek yaprağına iğnesini saplayıp gitmiş. Arı kardeşim bulmuş kovanın ağzında. Böyle intihar girişimleriyle göz dağı vermek istiyorlar.” dedi Muhterem Vaaz Efendi.
Molla Vızır tesbihini havaya kaldırarak:
“Aman pek muhterem arı hazretleri! Kısasta hayat vardır, kovanlar bizim namusumuzdur. Namusumuza saldıran bu eşek arılarının kellesini uçursak, kovanlarda sallandırsak böyle mi olurdu? Çiçeklerin yapraklarını talan eden bu arıların iğnelerini kırsak kimselere dokunamazlardı. Gel gör ki anlatamıyorum kimseciklere. Siz dahi tutmuş yüce Arı Meclisi’nden medet umuyorsunuz! Medresedeki arılarımız boşuna mı bunca fıkıh öğrenirler? İlim halkalarında iğne çürüten arılarımız, Allah yolunda canla başla çalışıyor. Kraliçe hazretlerinin bir kararına bakar bu teklifimiz! Ama nerde… Hanımefendi ancak çiçek çiçek gezsin, yeni moda saksı çiçekleriyle güzellik maskeleri yapsın! Bu işçiler ne çekiyor, kimlerle mücadele ediyor umurunda bile değil! Estağfirullah, estağfirullah, … Şu kraliçe hazretlerine kızmayacağım diye kaç tespih eskittim!”
Derviş Vızırık büktüğü boynunu kaldırarak:
“Molla hazretleri, önce edep erkân öğren de gel! Yaşa hürmeti bilmezsin de bari ihtiyar iğnesine hürmetin olsun, az sakinleş! Çiçeklerden bal değil nefret devşirmişsin belli ki… Bak oğlum, senin gittiğin yol, yol değil. Gel bizim yolumuza gir! Hem o çiçeklerde bir iş var. Serada mı ne yetişiyormuş, özel günler mi on dört şubat mı neymiş, zavallı insancıklara kakalanıyormuş! Buyurun gelin Yalnızlar Tekkesi’ne, halvete girin. Şeyhimizin himmetiyle ve dahi nazarıyla kendinizi bulacaksınız, Allah’ın izniyle! Zira kendinizi kaybetmişsiniz! Tespihi öyle havada sallamayla kalpler huşu bulmaz, benden söylemesi. Buyur gel tekkemize, bir bal çorbası iç. Şeyhimizin bir nazarı seni de arı eder evelallah!”
Muhterem Vaaz Efendi:
“Yahu sen de bir dur derviş kardeşim, irşadın sırası mı? Biz de o yolun yolcusuyuz elbet. Ama her işin bir vakti zamanı var. Biz tahliye diyoruz, eylem planı diyoruz siz hâlâ tekkeden, çileden bahsediyorsunuz. Sizin tekkedeki ihtiyarlara takma kanatları gönderen kimdi? Siz zikir çekerken çiçek çiçek gezip bal yapan kimdi evladım? Kraliçe Arı, tekkenizi kapatmasın, kovanınıza kilit vurmasın diye günlerce dil dökmedik mi? Ya… Anladın değil mi oğul? Hay ağzın bal yesin! Sizleri de anlıyorum evlatlarım, otağımıza karşı nice hain planlar yapılıyor. İnsancıklar, frekanslarımızı bozan özel cihazlar geliştiriyor. Dengemiz şaştı, kırk yıllık kovanın yolunu bulamaz oldum! Hadi ben ihtiyarladım. Şu gencecik arılar şimdiden unutkanlık illetine tutuldu. Formik asitlerinize baktırın diye kırk kere söyledim. Depresyona giriyor, kovana kapanıyor, güneş yüzü görmeden aylarca vızıldıyorlar. Peh, kuru gürültü… Meşgul ol ki müşkülün hallolsun, der büyükler. Arı dediğin yuvasına, ocağına sahip çıkar; işçi arıları yarı yolda koymaz evlat! Aklınızı başınıza devşirin!”
Zırvak Arı öfkeyle:
“Onlar sefasını sürsün biz cefasını çekelim. Depresyon mepresyon anlamam! Bu ahir zaman arılarının genci yaşlısı bozulmuş ağalar. Gencin elinden arıphone düşmüyor. Sosyal medyada renk renk fotoğraflar yayınlayacağız diye eve ekmek aş getirmez oldular. Neslimiz kuruyacak bu gidişle! Yaşlılara ne demeli… Her cuma atarlı tutarlı cümlelerle kırmızı gül fotoğrafı paylaşıp, huşu dolu kalplerle kovana balsız dönüyorlar. Geçen ihtiyarın biri, çiçeklerle selfie çekeceğim diye yere düşmüş, iğnesi kırılmış. Aklı beş karış havada olunca uçmak gelmemiş hatırına zaar! Onun zamanında köyünde böyle güzel çiçekler yoktu tabii, rayihasına kapılıp kendini kaybetmezdi. Dünyanın rengine aldandıysa demek ki!”
Muhterem Vaaz Efendi sitem dolu sesle:
“Anlaşılan o ki arılık gururumuz yer ile yeksan olmuş. Kovanların akıbetini düşünen kalmamış. Bal gibi bilirsiniz de görmezden gelirsiniz ahvalimizi… Öyleyse ben de bu İhtiyar Meclisini feshediyorum. Mademki siz arıların derdiyle dertlenmezsiniz öyleyse kendi derdinize düçar olasınız! Soyu soylanan, boyu boylanan Arıbeyi’ne yol göründü. Gayrı ben de kovanıma kapanıp Yüce Mevla’dan sizin için af dileyeceğim! Herkes yoluna!”
Zırvak Arı, Muhterem Arı’yla bir selfie çekerek:
“Atara atar, gidere gider! Muhterem Arı kovanına döner! Hayırlı cumalar…”
Devam edecek…
Z. Rumeysa Topal

