27 Mart 2020 – Cuma
Sınırı olmayan şeylerden biri de unutmaktır. İnsanın, neredeyse unutmayacağı hiç bir şey yoktur diyebilirim. Öncelikle sevmediğimiz, hatırladıkça acı çektiğimiz ve başkalarının da bilmesini istemediğimiz hatıralara unutmayı seçeriz. Evet, evet, unutmak iradidir. İnsanın kendini koruma dürtüsü ile çalışır. Mesela günah işlerken Allah’ı unuturuz. Çünkü o an Allah tarafından görüldüğünü bilen kişi rahatça günah işleyemez. Vicdanını susturmak zorundadır ve unutma evinin kapısından kolayca girer. Orası günlük güneşliktir. İnsanın zihnini yoracak, sorgulamaya itecek her hangi bir argüman bulunmaz. Aynı şekilde kerhen kabul ettiğimiz ve ileri bir tarihte yapmak zorunda olduğumu şeyleri de çok kolay unuturuz. Hesabı sorulunca da “unuttum” cümlesine sarılırız. Çünkü her “unuttum” kelime insan için bir can simididir. Yani kendini kandırma oyuncağı… Bazı şeyleri hatırlayamıyor ve bir türlü aklımıza getiremiyorsak, inanın altında bir şey yatıyordur. Ve sırf bu yüzden üstüne gidilmeli ve üzerindeki perde kaldırılmalıdır. Yoksa insan bir ömür unutmayı gayet kolay başarır. Öyle değil mi?
28 Mart 2020 – Cumartesi
İnsan, kendi yörüngesinden dışarı çıkamaz. Hatta bu yörüngenin büyüklüğünü bile tam olarak hiçbir zaman öğrenemez. Hayat insanın bu yörüngesini keşif çabasından ibarettir. İnsan, bu keşif esnasında yörüngesine giren her şeyi de olduğu gibi değil, kendisine göründüğü surete göre anlamlandırır. Yani her anlamlandırma ve yorumlama kişinin kendi hayat hikâyesi üzerinden bir mana bulur. Bunu David Shields şöyle ifade eder: “Çıkardığımız her ses bir otobiyografinin paçasıdır.” Nasıl ki her sanat eseri onu meydana getirenin kendini açığa vurumu, bir anlatısı ise her yorumlama da kişinin aslında karşısındaki nesne üzerinden benini yorumlamasıdır. Acı gerçek şu; insan kendinin dışına çıkamaz. Sadece çıktığını sanır ve kendini kandırır. Zaten hayat biraz değil tamamıyla bir kandırmacadır. Bir edebi eseri okurken eğer bizde bir karşılık oluşturuyor ve duygu dünyamızı besliyorsa aslında o metin kendi biyografimizde bir yer ediyor demektir ve bu sebeple kıymetlidir. İnsan kendisine dokunmayan bir metne intibak edemez. Kısacası dünyaya, kendi otobiyografimizin gözlüğüyle bakarız.
30 Mart 2020 – Pazartesi
İbn Arabî hazretleri; “Biz, kirlenmemekle değil, temizlenmekle mükellefiz” der ve bu sözüyle müthiş bir insan tanımı da ortaya koyar. Bu insan melek değildir, bilakis nefsi sebebiyle her an bir çukura düşebilme ve düştükten sonra da kalkabilme kabiliyetine sahiptir. Düşmeleri ise temizlenmesi için bir imkandır. Nasıl mı?
Hata yapmak, günaha düşmek insani bir durum. Aciziz, çeşitli bağımlıklarımız, iptilalarımız var, arzularımızın koynunda sabahlamaktan haz alıyor ve yollarımız bir şekilde yasak kapılara çıkıyor. Bu kapıda ise bizi genelde mahcubiyet, pişmanlık ve hüzün bekliyor. Bir müddet bunlara sarılıp ve bu sefer doğruyu bulma niyetiyle yola devam ediyoruz. Aslında her hata, üzerinde düşünüldüğünde amaca varmada bize bir basamak haline gelebilir. Bu sebeple hata, otopsi masasına yatırılmalı ve iyice didiklenmelidir. Unsurlarına ayrılan hata artık hata olmaktan çıkmış ve ders alınacak bir hatıraya dönmüştür. Çünkü yoldaki bir çukurun hakikatine ulaşılmış ve bu sebeple benzer çukurlardan kendimizi korumuş oluruz. Kısacası düşmek, yürümenin usulünü öğrenmemiz için bir olanak adasıdır. Madem düşüyorum, düşmemek çok zor, o halde bunu düşünmeliyiz.
31 Mart 2020 – Salı
İnsan fıtri olarak tekâmül etmeye uygundur. Fârâbî, her varlığın en son yetkinliğe ulaşmak için yaratıldığını ve bu yetkinliğin en yüce mutluluk (es-saâdetü’l-kusvâ) olduğunu söyler. Mutluluğun ilk özelliği, bizzat kendisinden ötürü talep edilmesidir. Yani mutluluğu başka bir sebepten ötürü değil salt kendi olduğu için direk talep ederiz. Diğer özelliği ise mutluluğun kendi kendine yeterli oluşudur. Çünkü insan mutluyken başka bir şeye ihtiyaç duymaz. Mutluluk o an kişiyi isteksiz ve müstağni kılar. O halde mutluluk her insanın ulaşmak istediği kızıl elmadır. Ama ulaşılan mutluluğu sürekli olmaması, peşinden bir ömür koşmayı gerektirir. Fârâbî, mutluluğun iyi şeyler içinde en çok tercih edileni, en büyüğü ve en yetkini olduğunu hatırlatır. O halde mutluluk iyi ve hayırlı olandır. Peki mutluluğa nasıl ulaşılır? Kimi filozoflara göre hazlardan ve duyulardan geçip akli hareket etmedikçe mutluluğa ulaşılamaz. Çünkü maddi hazlar yapıları gereği geçicidir. Yine ahlaken kemale erme, erdemlerle süslenme sonucu mutluluğun ortaya çıktığını söyleyenler kadar ruhen olgunluğu sebep gösteren filozoflar da vardır. Burada İmam Gazalî hazretlerine atıf yapmak gerekir ki kendisi mutluluğu marifet ile açıklar. Yani Allah’ın bilgisine ulaşmanın en büyük mutluluk olduğunu işaret eder. Thales’in mutluluğu üç şart ile ifade ettiğini bunların da sağlık, zenginlik ve bilgili olmak olduğunu söylediğini de hatırlatmalıyım. Çünkü ruh son tahlilde beden hapishanesinde mahkûmdur ve bu sebeple bedenin sıhhati son derece önemlidir.
Sulhi Ceylan



7 Yorum