Ütopik Hayaller ve Distopik Gerçekler

Bilimkurgu, sinema açısından değerlendirildiğinde insanlığın yakın geleceğine dair hayal gücünün sınırlarını zorlayan, teknolojinin ise sosyal ve toplumsal yapıyı dönüştürmeye başladığı bir tür olarak karşımıza çıkar. Sinemanın gücüne güç katan bu tür, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin insana hem umut veren hem de korkutan taraflarını ortaya çıkarırken bahsettiğimiz gelişmelerin hızlı ve ani sıçramalarını, ahlâkî, sosyal ve politik yansımalarını da ele alır. ABD’nin ve Hollywood sektörünün elinde muazzam bir silaha dönüşen bilimkurgu, roman, hikâye, senaryo ve film gibi üretildiği tüm alanlarda yalnızca hayalî dünyalar ya da gelecek tasarımları ortaya koymakla yetinmez. Bunun yanında mevcut sosyal düzene dönük eleştiriler üzerinden toplumsal sorunlara kendi perspektifinden ayna tutar ve yine kendi gerçeğinden ve merkez düşüncesinden hareketle çözüm yolları da önerir.

Örnek vermek gerekirse yapay zekâ, genetik mühendislik, siber güvenlik ya da Siyonizm, kapitalizm, komünizm gibi baskıcı yönetim temalarından hareketle insanlığın karşı karşıya kalabileceği muhtemel tehlikelere ve fırsatlara dair tahlil de yapar. Meseleye bu açıdan bakıldığında sinema ya da roman olarak karşımıza çıkan bilimkurgu alanındaki eserler/yapıtlar belli noktalarda geçerli olmak kaydıyla teknolojinin hızla ilerlediği, bazı durumlarda büyük bir sıçrama yaptığı dünyada, yaşadığımız ya da yaşayacağımız olası gelişmelerin insanlık üzerindeki mümkün etkilerini eleştirir, analiz eder ve sosyal bilinç oluşturmayı hedefler.

Bilimkurgu ve Sinema Endüstrisi

Bilimkurgu alanında üretilen eserler ve bu eserleri ortaya koyan zihnî yapı, bütünüyle olmasa da, genellikle dikkatle ele alınması ve tedbir gerektiren arızalı düşüncelerin, yaşanması mümkün olmayan gelecek tasarımlarının ürünüdür. Bu yönüyle, küresel aklın ve gücün bir ekolü olarak karşımıza çıkar. Bu anlamda olumsuz bir yerde konumlandırdığımız bilimkurgu gerçeği, geleceğin toplumsal dinamiklerini şekillendiren teknolojik yeniliklerin, insanların ve toplum üzerindeki derin etkilerini kendi tasarladığı evren ve insan gerçeği üzerinden irdeleyen bir türdür. Başka bir yaklaşıma göre ise bilimkurgu, bu kadar olumsuz görülmez, sinema açısından insanlığın geleceğine dair hayal gücünün sınırlarını zorlayan ve teknolojinin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürebileceğini araştıran bir tür olarak kabul edilir. Bu nedenle de sadece bilim ve teknolojik yeniliklerin sunduğu umut verici imkânların ötesinde bu yeniliklerin ortaya çıkarabileceği tehlikeleri ve distopik senaryoları da ortaya koyar.

Sinema ve edebiyat açısından meseleye baktığımızda bilimkurgu filmlerin/eserlerin, en genel anlamda sahip olduğumuz teknolojinin kontrolsüz bir şekilde gelişmesi nedeniyle karşılaşabileceğimiz sosyal ve toplumsal kaos ve adaletsizlikleri dramatik bir şekilde işlediğini görürüz. Mesela yapay zekânın, kendisini geliştiren insanın kontrolünden çıkması, genetik mühendisliğin bilimsel etik sınırlarını zorlaması ve siber güvenlik tehditlerinin kişisel hürriyetleri kısıtlaması gibi temalar bilimkurgu sinemasında sıklıkla karşımıza çıkar. Hollywood merkezli bilimkurgu filmlerinde ya da Batı edebiyatının bu türde ürettiği roman ve hikâyelerde de durum çok farklı değildir. Hollywood, yakın gelecek hakkındaki korkutucu gelecek tasavvuru, insanı yeniden tasarlaması, insan klonlanması ve fertlerin kontrol altında tutulması gibi temaları izleyiciye devamlı sunar. Belki de sinemada bu temaların tekrar tekrar işlenip derinleştirilmesi, onların komplo teorileriyle kolayca iç içe geçmeye müsait olmasındandır. 

İzleyici ve Okuyucu Açısından Teknoloji

Teknolojiyle bağını büyük oranda karamsar bir tablo ve korkutucu bir açıyla ele alan bilimkurgu sineması ve edebiyatı işaret etmeye çalıştığımız bu olumsuz yönleri nedeniyle okuyucunun/izleyicinin teknolojiye dair duyduğu endişeyi korkuya hatta paranoyaya dönüştürebilecek bir özelliğe sahip. Bu noktada bilimkurgudan beslenen insan zihni teknolojik gelişmelere karşı direnç ve zihinsel blok oluşturabilir. Sinema açısından Blade Runner ve The Matrix serisi gibi son dönemin en kült filmleri, teknolojinin kontrolsüz bir şekilde ilerlemesi sonucu ortaya çıkacak kaos ve tehlikeleri kendi diliyle dramatize ederek okuyucuya/izleyiciye sunuyor.

Yapay zekâ ve biyo-teknoloji gibi teknolojik yenilikler bilimsel etik kuralları içerisinde kullanıldığında hiç kuşkusuz sağlık, eğitim ve ekonomi gibi alanlarda devrim niteliğinde yenilikler getirebilecek bir özelliğe sahip. Bahsettiğimiz bu teknolojiler hastalıkların tedavisi, hayat kalitesinin yükseltilmesi ve global ölçekli sorunların çözümü için büyük imkanlar sağlar. O zaman teknolojinin sinema ve edebiyat ile gerçekleşecek uyumu neticesinde üretilen bilimkurgu eserlerle bahsettiğimiz teknolojilerin olumlu yanları ele alınıp dengeli bakış açısı sunulur. Böylece sinema izleyicisi ve edebiyat okuyucusu, devamlı gelişen ve ileriye doğru sıçrama kaydeden teknolojiyle ilgili daha bilinçli ve daha yapıcı bir tavır takınır.

Bilimkurgu Filmlerinde Gelecek Tasavvuru

Vefakâr bilimkurgu filmi izleyicilerinin sıklıkla karşılaştıkları temaların başında hiç kuşkusuz gelecekteki şehirlerin ve toplumların tasviri gelir. Bu tür filmler, izleyiciyi karşısına aldığı anda ona teknolojinin şekillendirdiği dünya düzenini ve bu düzenin sosyal, ekonomik ve politik etkilerini göstermeye çalışır. Örneğin, bilimkurgu sinemasının öncülerinden sayılan Metropolis (1927), geleceğin şehirlerini teknolojik gelişmelerin zirvesine ulaşmış, ancak sosyal adaletsizliklerin ve sınıf farklılıklarının çok daha derinleştiği bir dünya olarak resmeder. Filmin görsel zenginliği ve dramatik anlatımı, teknolojinin oluşturduğu çelişkili dünyayı sinematografi açısından güçlü bir şekilde tasvir eder. İzleyici ana planda çok görkemli ve modern bir şehrin yükseldiğini görürken fark eder ki diğer tarafta yeraltında emekçilerin sömürüldüğü çok daha acımasız ve karanlık bir dünya vardır.

Buna benzer bir başka örnek ise Azınlık Raporu (2002) filmidir. Bu kez bilimkurgunun işlediği sorun geleceğin dünyasında var olan güvenlik meselesidir. Film, yakın gelecekte güvenlik sistemlerinin ne kadar gelişebileceğini ve bu sistemlerin insanların kişisel özgürlüklerini nasıl tehdit edebileceğini anlatır. Senaryo olarak ilk dakikadan itibaren izleyiciyi hemen içine çeken film, gelecekte işlenecek suçları önceden tahmin eden ve suçluları henüz suçu işlemeden yakalayan bir sistemi anlatıyor. Bugün için bu teknolojiler hayatımıza girmemiş olsa da, etik anlayış, güvenlik uğruna özgürlüklerin kısıtlanması ve bunun toplumsal yapıya yansımaları etrafında kurulan senaryolar, elimizdeki ya da ileride sahip olacağımız teknolojinin kontrolsüz kullanımının bizi sürükleyebileceği distopik gelecekler hakkında uyarıcıdır.

Son olarak Beşinci Element (1997) filmi de geleceğin şehir ve toplumlarını tasvir ederek yüksek teknolojiyle kargaşanın birlikte var olduğu bir dünyayı işaret eder. Filmde, uçan arabalar, devasa gökdelenler ve gelişmiş teknolojilerle donatılmış şehri görürken bir yandan da bu teknolojilerin neden olduğu karmaşa ve düzensizlik izlenir. Yazar ya da senaristlerin bu tarz tasvirlerle vermek istediği mesaj belki de teknoloji açısından ilerlemenin, hızlı gelişimin her zaman arzu ettiğimiz düzeni ve refahı sağlamayacağı, tam aksine bazen kaos ve belirsizliği tırmandırabileceğidir. Bu tarz filmlerinde devamlı karşılaştığımız bir başka eleştirel tema da teknolojinin belirli bir elit kesim tarafından kontrol edilmesi ve bu kontrol nedeniyle de toplumun bir kesiminin baskı altına alınmasıdır. Gerçeğe Çağrı (2012), Zamana Karşı (2011), Açlık Oyunları (2012) ve Elysium (2013) gibi filmler, teknolojinin toplumsal eşitsizlikleri nasıl derinleştirdiğini ve güç dengesizliklerini nasıl artırdığını gösterirken, elitlere karşı gettolarda yaşayanların verdiği mücadeleyi de izleyiciye etkileyici bir şekilde sunar.

Roman ya da sinema açısından bilimkurgu türü, teknolojik ilerlemelerin toplumsal yapıyı nasıl şekillendirebileceği konusunda tahminlerde bulunur. Özellikle, bilimkurgu filmlerinde ve romanlarında sıkça karşılaştığımız teknolojik gelişmeler, geleceğe dönük tasavvurlar ve güvenlik sistemleri gibi temalar bu bağlamda, teknolojik ilerlemelerin kontrolsüz şekilde ilerlemesinin ortaya çıkarabileceği olumsuz sonuçlara karşı uyarı niteliği taşır.

Denge ve Dikkat

Sonuç olarak teknolojik ilerlemeler, doğru ve bilimsel etiğe uygun bir şekilde kullanıldığında, toplumun refahını yükseltecek ve birçok problemi çözecek olanağa sahiptir. Sinema ya da edebiyat alanında bilimkurgu türünde kaleme alınan ya da beyazperdeye aktarılan eserlerin, bu teknolojilerin hem olumlu hem de olumsuz yönlerini makul ve mantıklı bir şekilde eleştirmesi, bilinçli ve yapıcı tartışmaların önünü açar. Örneğin insanların yaşadığı şehirler teknolojinin imkânlarıyla daha güvenli ve daha yaşanılır bir yere dönüştürülebilir. Bu yüzden bilimkurgu eserlerinin, bu teknolojilerin hem artı hem de eksi yönlerini bilimsel etik sınırları içerisinde ele alarak eleştirmesi ve tartışması gerekir.

Bilimkurgu eserlerinde teknoloji ve yakın geleceğe dair küçük kıyametler sıkça işlenir. Dünyanın yaşanamayacak bir yer haline gelmesi, insanların yapay zekâyla mücadele edip yenilmesi, insanın tasarlanmış bir robota dönüşmesi gibi temaların sürekli vurgulanması, korku ve paranoyayı derinleştirir. Böylesi bir durumla karşılaşan okur ya da izleyici, yaşadığı dünyada neredeyse her şeye karşı aşırı derecede güvensizlik duygusu geliştirmeye başlar. Meselenin bir de komplo teorisi tarafı da var ki, bilimkurgunun var olduğu her yerde onun olmaması düşünülemez. Ancak unutmamamız gerekiyor ki komplo teorileri, genellikle gerçekliği kesinleşmemiş ve doğrulanmamış bilgilere dayanır. Bu nedenle de bilimkurgu eserleri, komplo teorilerini malzeme olarak kullanırken çok daha dengeli, dikkatli ve eleştirel bir yaklaşım benimsemelidir.

Davut Bayraklı

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir