İnzivâ
“Denizler dağların döl yataklarıdır.” Babamın sözü. Hatırlıyorum. Sen hatırlıyor musun bilmiyorum: Yalının bahçesinde oynarken, Meryem’le ayakkabılarını alıp kaçmıştık. Sen yalın
Bundan kırk küsur sene evvel, askerden yeni gelmiş, henüz bir iş tutmamış, evlenmemiştim… Arkadaşlarla -bir iki gündür gidip geldiğim- mahallenin
“Cân-ı cânân-ı güzîn aşkınaSer-î serdâr-ı azîm aşkınaHayy’dır Allah!” Daldı Mihail. Daldı yine derinlere. Hangi gazavâtı dinlerken dalıp gitmedi ki uzaklara…
“Çiçekli gelinlik” dedi, Mahsun kendi kendine. Ormanların ve dağların içinde kalan bu tepe, tersine dönmüş bir huniye benziyordu. Zirvesindeki kaya
Ben de, silme çiçekle dolu edebiyat bahçesinde kendime bir yer aradım. İstedim ki kıyıda köşede bir yerde -öyle çok gösterişli
Yıllar yılı Batı edebiyatı burçlarında dolaştım durdum. Bir Donkişot’tan ne farkım vardı! Her gördüğüme devasa, büyüleyici bir güzellikmiş gibi saldırdım!