Mayıs İhtilâli

Mayıs İhtilâli

Sis çekilir, görünür vadi. Su ve ışıktan yaratılmış koridor.

Yer: Şimdilik burası. Ama sonra değişmeyecektir.

Küçük bir fark edişle başlar her şey. Her şey gibi neticede bahar da bir andır. Bunlar o yağmurlardır.

Felsefe okumalarının sahife aralarına bir dal mimoza düşer ansızın. İleri yaprakları yoklanan takvimlerde günleri sayılı fırtınaların adları, serçelerin yavrulama zamanına karışır. Kim bilir nerelerden düşmüş yıldızların üçgeni göğün en yüksek tepesindeki makamına yaklaşır. Başlarken munistir, bir hayli sade. Bize ne ihtilâller hazırladığını dünyada kestiremeyiz.

Rüzgârın çanına ses veren gizli bahçelerde asmalar ağlamaya başlayınca bir kere, yolculuk başlamıştır. Açar bakarsınız, defterinizin sol üst köşesi kendinden tarihli sayfalarını. Bir bahar yazısı yazmaya çoktandır başlamışsınız. Yazınızı siz bile tanımazsınız.

Şubatlarda kardelenler kışa dairdir, gecikmiş nergislere karışır. Soğuk yağmurlar altında henüz Vivaldi çok uzaklardadır. Yine de kaldırımlarda ışık toplarına ihanet etmenin tadı duyulur ilk kez. İlk kez uzak bir hatıraya dönüşür köşe başlarındaki kestaneciler. Kendinizden utanır, hayretler edersiniz. Ama iş işten çoktan geçmiş, ok yaydan bir kere fırlamış gibidir. Değil mi ki cemreler havaya, suya ve toprağa düştüğü kadar ruhunuza da değmektedir. Ve değil mi ki bahar bir yığın hatıranın ayrıntısında ruha dair bir hikâyedir. Lâkin hatıralardan ibaret bir şey hiç değildir. Her yıl yaşarız da hiç ikinci kez yaşamayız bu yeniden doğmakları.

Mart sonlarında çoban çantaları, mavi mineler baş kaldırır sessizce. Baharın sesi duyulur duyulmaz arası, sürgün çiçekleri. Kapı kırılmıştır. Otomobil ön camları omuz hizasına kadar açılır bunca aradan sonra. Ve ansızın yün ceketler, naftalin kokusu çoktan uçmuş, çıkarılıp kola atılır. Mart 21’lerde zerrin kadehler. Güneş artık koç burcundadır. Hür irade yerini duyguya bırakmaktadır.

Nisanda menekşeler, düğün çiçekleri.

Lâle tarhlarında İstanbul lâleleri.

Yağmur sabahlara kadar usul usul ve gizlice. Koyu yeşil yaprakları yıkamaya başlayıp da bahçelerde, bir hazırlık bir hazırlık gidince.

Çimenlerin tazeliğini yüreğimize düşürüp de, ilk kez görüyormuş gibi olunca papatyaları. Bahar bulutlarının gölgesi kaç zamandır ufku özlenen bir denize dökülünce. Minicik mor kertenkeleler güz başında bıraktığımız yerden uzatıp da üşümüş burunlarını, güneşe serilince.

Yere diz çöküp toprağı koklarsınız. Sıfıra yaklaşır yaşamla aranızdaki mesafe. Oluşa vasıtasız katılır, aracısız yaşarsınız. Kelimeler ihanet etmezler, “bahar” bahardır artık. Çimendir “çimen”. Bir aykırı sevinç ses verir her zerrenizden. Işık, hava ve sudan mürekkep bir bütünle birleşir, bir düğün çiçeğinin kıyamete dönüşmesi ne kadar kolaymış meğer öğrenirsiniz.

Cebinizde ateş böcekleri, gelmiş geçmiş bütün romanların özeti kalbinize çıkartılmış, vazgeçersiniz eski sevgililerin yerine yenilerini koymaya çalışmaktan: Geç kaldınız, itiraf ediniz. Ama alınız şu ân-ı bahar sizin.

Kapılar açılır ansızın, esâtirin dünyasına dalarsınız. Defne, iffetini korumak için yemyeşil bir dala dönüşür, yaz kış solmayan. Kendini beğenmiş delikanlı, su kıyısında açan nergise. Papatyalardan taç yapmak ilk günkü anlamına bürünür, masum ve beyaz. “Nutuklar irad etmesi gereken kaza kaymakamı”nı nihayet anlarsınız. Hani şu kırlara çıkan. Ceketinin düğmelerini çözmüş, boyun bağını gevşetmiş. Otlara yüzükoyun uzanmış da çimen sapı çiğneyerek şiirler yazmaktadır. Bir yerlerde homurtulu ve ciddi bir kalabalık onu beklemektedir.

Beklesin. Siz beyaz ve muslin giysiler içinde değil misiniz?

Ve saçınızda papatyadan taçlar yok mudur?

Küçük ve sessiz ve hanımeli kokan yağmurlar prizmalar yaparak gizli bahçelerden geçmeye başlar. Yumarsınız gözlerinizi. Kirpik uçlarınız ıslanır. Dokununca hülya bozulmaz.

Peki bu haller neden böyledir?

Kışın bitimine ilişkin bir müjde ya da yaza dair bir vaad taşıdığı için mi? Tabii ki hayır. O, başlangıç ya da bitiş olmak yerine sadece kendisinden ibaret bir oluşa, üstelik tek yaşayışlık bir oluşa ad olduğu için bahardır. Göz açıp kapayıncaya kadar geçecektir biliriz. Öyle bir sabah doğacaktır ki aynı gizli bahçeye artık başka bir şeydir. Biliriz de canımız yanmaz. Prensesler hiç solmayan gülleri fırlatıp atacak olduktan sonra, bitimsiz baharı kim ne yapsın?

Nihayetinde filbahriler. Leylâklar.

Ruh ansızın kendi kendisiyle yüz yüze gelir. Çözülür anlamı ait oluşun.

İhtilâl mayısta patlar.

Güller mayısta açmaya başlar.

 

(Kaynak: Mavi Lale, Nazan Bekiroğlu, Giriş bölümü)

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir