Hikâye Atölyesi – Oda

Edebifikir’in dört hikâyecisi bu hafta “oda”ya dört farklı gözden baktılar.

Siz de “oda” ile ilgili 100-150 kelime arasında kalmak şartıyla hikâye yazabilir ve bize gönderebilirsiniz. Biz de yayımlar, size hediye olarak kitap göndeririz.

***  

Cüneyt Dal / Amigurumi

Ailenin o güçlü kadını, anneannemin Alzheimer olduğundan henüz habersizdik. Bazı tuhaf davranışlarını, sadece ihtiyarlığına yoruyorduk. Bir gün kardeşim, anneannemin odasındaki el işi bebeği alıp oynamak niyetiyle salona götürmüş. Anneannem, bebeğin yokluğunu fark edince kıyameti koparmıştı. Neden sonra salonda oyuncağı görmesiyle, Elifim, kızım benim, diye bağrına basması bir olmuştu. İşte o zaman anlamıştık durumu. O günden sonra o oyuncak, o odadan asla çıkarılmadı. Sonraki günlerde onu, bir kız çocuğu saflığıyla sık sık oyuncağı bezlemeye, karnını doyurmaya çalışırken görüyorduk. Tabiî, geçmişe dair hikâyeyi de öğrenmiştik o günlerde. Meğer anneannem ilk çocuğunu, bir hırsızlık sonucu kaybetmiş.

Anneannem, hastalığı sebebiyle geri sayım bir hayata mahkûmdu. Zayıf bedeni bugünde, aklı ve ruhuysa hep dündeydi. Vefatına dek her şeyi unuta unuta yaşadı. En son oyuncağını da unutunca anladık vaktinin yaklaştığını. Annem, kiler derdi o odaya. Sebebini sordum bir gün. Dedi ki; o oda, tavanına kadar geçmiş dolu.

Hatip Ekinci / Odada Rastlanan

Raflar hınca hınç dolu. Bir kısımda birkaç erzak, bir kısmında yatak, döşek ve kıyafet, diğer bir kısmında ise birkaç el yazması kitap… Bu oda evimizin hem kileri, hem yatak odası, hem mutfağıydı. Çok büyük sayılmaz aslında. Hepitopu yedi adımda bitiyor bütün raflar. Girişte tarhana kokusu çarpıyor yüzüme. Annem çorbaları dolduruyor, ben dünyanın mutluluğunu toplayıp kalbime sığdırıyorum sevinçten. Çocuğum… Dün içimi ısıtan çorba, bugün yakıyor. Bir adım ötede farklı kokularla biraz daha büyüğüm. Sarımsakla karabiber hâlâ yan yana. Annem, babama dövülmüş bol sarımsaklı ve bol karabiberli çorbayı veriyor. Babam üşütmüş biraz. İçiyor ve “yaktın beni” diyor. Gözleri yaşarıyor çorbanın acısından. Ben yanında oturuyorum, birbirimize bakıp gülümsüyoruz. O gün babamın gözlerini yaşartan sarımsak ve karabiber bugün benimkileri yaşartıyor; farklı yerleri yakarak. Attığım her adım bir hatıraya götürüyor, kalp dünyamın her köşesini sarsıyor. Yıkılmayayım diye raflara tutunuyorum. “Çok özledim sizi!” diye inleyerek, hıçkırarak uğruyorum her birine. Kapıya yaklaşıyorum, kalbim sıkışıyor. Annemi görüyorum; babamı, kardeşlerimi… “Hadi gel!” diyorlar, gidiyorum.

Ömer Can Coşkun / O da

Odanın bir köşesine oturuyordu. Tek göz odada ilk günlerde kurulan güzel hayaller gerçekleşmedikçe, hayallerin yerine tahammül duvarı inşâ edildi. Tahammül duvarı sarsıldı bir gün. Üzerine bir çizik aldı, çizikler yerini çatlaklara; çatlaklar yarıklara bıraktı. Yarıklara dalıp giden iki göz, dört odalı yüreğinde gözyaşı biriktiriyordu. Biriken gözyaşları bir süre sonra sığamadı yüreğine. Kabardıkça çizildi yüreği. Çizikler, çatlaklara; çatlaklar yarıklara dönüştü. Dört odalı yüreğin ve iki gözün sahibi, tek göz odaya sığamayınca kapının ardına bıraktı kendini.

 Celal Kuru / Seyirci

Kitaplıktan sözlüğü alıp oda kelimesinin kökenini araştırdı: Od, otağ, oda. Odanın, ateşle bir akrabalığı vardı. Ancak artık evlerde ocak yanmıyordu, odalar ateş yakılan yerler değildi. Bunları düşünürken duvardaki tabloyla göz göze geldi. Dedesinden kalan bu hatırayı bazen saatlerce seyrederdi. Huzur veren bir şeyler vardı bu tabloda. Bu kadar özene bezene ne yazılmıştı acaba, ilk kez bu kadar şiddetle merak ediyordu. Onun için dünyanın en ferah mekânı olan bu oda, bazen tabut kesiliyordu;  belirsizlikten yapılmış bir tabut. Megafonla “süüüüt, sütçüüü” diye bağıran sesi duydu. Pencereden seslenip süt alma bahanesiyle sütçüyü eve çağırdı. Kapıda karşıladığı sütçü Sabit Efendi eski adamlardandı. Eski bir pikapla mandıraları gezer, günlük süt toplayıp satardı. Vakarıyla insanda hayranlık uyandıran bu adamı odaya davet etti. Odada ocak yanıyormuş gibi sıcak bir sohbet başladı. Başını duvara kaldırıp  “Sabit Amca, tabloda yazanı okuyabilir misin?” diye sordu. Sabit Efendi gözlüğünü taktı, “Erteleyenler helâk oldu.” yazıyor yeğenim, deyince, genç adam, “Desene yıllardır kendi helâkımı seyrediyorum.dedi.

Hikaye Atölyesi (Pencere)

Hikaye Atölyesi (Pencere – Okurlardan Gelenler)

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir