İncelmenin Karşısında Bir Kalın Türk

Ne hitap edenin ne de kendini muhatap kabul edenlerin yüzyıllardır anlamaya, çözmeye çalıştığı; bir kaba sığdırmak isteyip de başaramadıkları için kabı ona göre tasarlamaya koyuldukları şeyin adıdır Türk. İsmet Özel de bu minvalde şöyle söyler: “Modern dünya Türklerin baskısı altında kurulmuş bir dünyadır. Modernlik dediğimiz şey Anti-Türk bir şeydir.” Takvimimiz, saatimiz, harfimiz yani içte ve dışta olan; bizi anlamlı kılan yahut bizim dış âlemi anlamak için elimizde ve dilimizde hatta düşümüzde olan her şey Hıristiyanlara uygun hale getirildi. Modern olabilmenin yolu Hıristiyanlar tarafından anlaşılmakta görüldü. Onlar tarafından anlaşılmak için onların ağzına uygun lokma olmamız gerektiği düşünülmüş olacak ki inceltilip, kolayca sindirilmemiz gerekti.

İsmet Özel, ilk baskısını Eylül 2004’te yayınladığı Kalın Türk kitabında yüzyıllardır ince elenip sık dokunmasına rağmen hâlâ oynadıkları oyunları başlarına yıkacak tek tehdit olarak gördükleri Türkleri; uyutmak için çeşitli şarkıların söylendiği, saman altından nice suların yürütüldüğü ve türlü hilekârlıkların yapıldığı dünyaya karşı “Sözünü açacağım Türklüğün gündelik Türk lâfzından bir eksiği, bir gediği olduğunu sanmak da boşuna. Türklük olmasına Türklük bu; ve lâkin düşük ve dar kapasiteli zihinlere sığmayan cinsten bir şey: Kalın Türk benimkisi.” diye seslenerek kolay lokma olmadığını dile getirmiştir. Özel’in tanımladığı Türklük, etnolojik bir kimlik değil, namaz kılmaya ve Resûl-i Ekrem’in sünnetini ihya etmeye bağlıdır. “Kur’an merkez alınarak ihdas edilen düzenin adı Türk düzenidir” dediğinde, Türklerin yalnızca gözleri, boyları, kiloları, saçlarının rengi ve tenlerinin renginden ibaret bir topluluk olarak tarihte yer almadığını; topraklarının ancak Kur’an’a ve Resûl’e ittiba sayesinde Dârü’l-İslâm kılındığını ifade eder. Buna bağlı olarak da yüzyıllar sonra Türklerin bir vatana sahip oluşuna işaret eder.

“…bütün kâfirlerin uykusunu kaçıran nokta şiirin Türksüz, Türkün şiirsiz olamayacağı noktasıdır.” Türk’ü şiirsiz düşünülebilir miyiz sorusu Türk’ü Kur’an olmadan düşünebilir miyiz sorusuyla eşdeğer. Şiir, kelimenin insana nüfuz eden hâlidir. Kelime, kelamla aynı kökten gelir. “K-l-m” kökünün fiziksel anlamı “yaralamak, iz bırakmak” anlamındadır. Hadis-i şerif “Dünya, müminin zindanı, kâfirin cennetidir.” der. Zindanda olan insan elbette biraz hırpalanmış, zarar görmüş, yaralanmıştır, yani “k-l-m” köklerinden aldığım cesaretle diyebilirim ki mümin olmanın esası olan zindana, seve seve giren Türklerin yolu bir şekilde kelimeyle yani şiirle kesişmiştir. Zindanda geçirilen bu vakti volta atmak yerine hikmeti bulmaya dönüştüren Türkler, dağlar ile taşlar ile Mevlâ’sını çağırmıştır. Bu çağırma gücü nihayetinde küfrün temsilcisi olan kâfirleri korkutmaya yetip de artacaktır.

Hepimiz birbirimizin aynasıyız. İnsanın kendini görmesinin yegâne şartlarından birisi bir başka insanın varlığına bağlıdır. Kişinin kendisini temiz tutması da aynasını temizinden seçmesine… Bu yüzden hiçbirimiz bir diğerimizin hayatında rastgele yer etmiyoruz. Hepimiz birbirimizin aynası ve kendimizi temize geçme aracı olmakla mükellefiz. Yüzümde bir kusur varsa bunu gözlerim önce karşımdakinde görecektir. Tasavvufta bir mürşide bağlanıp onun rehberliğinde seyrü süluk eden kişiye mürid denir. Mürid, bir mürşid-i kâmile intisap ettiğinde kendisini temize çekeceğini düşünür. Nitekim haksız da sayılmaz. Zira yukarıda zikrettiğim gibi, ayna ne kadar temiz olursa ona bakan göz de kendi kusurunu ve kirini o kadar iyi görür. Kişi kendini temize çekmeye niyetliyse, gördüklerinin gereğini yerine getirecektir. Bütün bunları neden anlattığıma gelecek olursam, benim kimseyi aklama, temize çekme gibi bir niyetim yok yahut yaptığını görmezden gelme, yapılanın üstünü kapatma gibi bir niyetim de yok. İsmet Özel’in Müslümanlığı Türklük üzerinden ele alması ve insanların önüne “Karar verin: Kimsiniz? Türk mü, Amerikan gâvuru mu?” sorusunu koyması, meseleyi anlamayan veya anlamak istemeyenler tarafından kavmiyetçilik olarak yorumlanıyor olabilir. Düşmanın kim olduğunu ve üzerinde yaşadığı toprakların bilincini taşımayanlar da bu yaklaşımı kolayca eğip bükebilmektedir.

İsmet Özel, Kalın Türk kitabında Türk’ün tarihteki yerini hatırlatıp Müslümanlar üzerinde dönen dalavereler hakkında düşman oklarını takip ederek hakikati gün yüzüne seriyor. Başımıza örülen düğüm düğüm çoraplardan çıkış yollarını açıklıyor. “Sadede gelelim. Sadedimiz mükellefiyetlerimizdir. Mükellefiyetlerimizin başında, kıyametin koptuğunu alenen dahi görsek elimizdeki son hurma fidanını dikmek geliyor. Elimizde bir fidan var mı? Elimizdeki son fidan mı? Bu gibi şeylere kafa yormalıyız.” diyerek, elimize tutuşturulan şeylerden berî olmaya ve asli sorumluluklarımıza dönmeye davet ediyor. Ardından, “Yeniden ‘Konuşulamaz Türk’ şekline girebilirsek millet hâkimiyeti kuvveden fiile o kadar erken” geçebileceğini söylüyor.

Yakuphan Ustaoğlu

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir