Sultan Abdülhamid Han ve Theodor Herzl

Sultan Abdülhamid Han konuşulduğunda bazı meseleler ve isimler konuşulmazsa sanki birçok şey eksik kalacakmış gibi bir his oluyor bende. Sende de böyle oluyor mu?

Mesela hangi isim ve meseleler?

Theodor Herzl ve Filistin meselesi ilk aklıma gelen. Devamında da Ali Suavi, Mithat Paşa, Jön Türkler, Talat-Cemal-Enver Paşa üçlüsünü de sayabilirim. Liste uzar gider.

Sultan Abdülhamid konuşulduğunda Herzl ve Filistin meselesinin konuşulmaması mümkün değil zaten. Hem güncelliğini yitirmeyen bir mesele hem de spekülasyona açık tarihî bir vakıa.

Bu hadiseleri bir de senden dinlemek istiyorum. Hem Herzl’i hem de Filistin meselesini uzun boylu konuşalım. Hatta bazen yaptığın gibi meseleyle ilk bakışta çok ilgili olmayan ama derine indikçe konunun anlaşılmasında yardımı olan tali meseleleri de konuşabiliriz.

O halde ilk olarak Herzl’ın biyografisinden başlayalım ki konuşmanın ana hattını da çizmiş olalım.

Benim bildiğim kadarıyla Herzl 1860-1904 yılları arasında yaşamış. 44 gibi genç sayılacak bir yaşta ölmüş. Hukuk eğitimi almış olmasına rağmen politik Siyonizm’in kurucusu ve gazeteci olarak anılıyor. Budapeşte’de orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak doğmuş. Sen Viyana üniversitesinde hukuk tahsili yap, sonra da hiç mesleğini icra etme, git gazetecilikle uğraş! İlginç geldi bana. Hatta oyun yazarlığı bile yapmış diye biliyorum.

Bildiğim kadarıyla Yahudilerin tüm dünyada ezildiği ve acı çektiğini düşünüyordu ve bu düşünceden de yola çıkarak bir kitap yazmıştı. Bir de Dünya Siyonist Teşkilatı’nı kuran adam olur kendisi. Tabiî bu en önemli bilgi… Kurmakla da kalmamış sonrasında başkanı seçilmiş bu teşkilatın. Şimdilik bildiklerim kısaca bunlar.

Birkaç ilave yaparak başlayayım senin anlattıklarına. Öncelikle Herzl’ın yazdığını söylediğin kitap çok önemlidir. “Yahudi Devleti” adını taşıyan bu kitap 1896 yılında yayınlandı. Bir yıl sonra yani 1897’de de İsviçre’nin Basel şehrinde “Dünya Siyonist Teşkilatı”nı kurdu ve yine Basel’de bu teşkilatın ilk kongresini yaptı. Yahudi Devleti adlı eserini kaleme aldığı zaman dünyada bir Yahudi devleti yoktu ve Herzl böyle bir devletin kurulmasını tasarlamıştı. Siyonizm üzerine kapsamlı çalışmalar yaptığını bildiğimiz için kendisine “Siyonizm’in kurucusu” da diyebiliriz.

Yani Herzl, bir Yahudi devleti kurma amacındaydı.

Fransa’da meydana gelen Dreyfus olayından derinden etkilenen Theodor Herzl, genel anlamda Yahudi sorununa, özellikle de antisemitizme çözüm için Filistin’de bir Yahudi devleti kurma amacındaydı. İşte tarihte oynadığı bu rol de ona siyasî Siyonizm’in kurucusu sıfatının verilmesine neden oldu. Tabi^, şimdi sen, “Bu Dreyfus olayı da nedir?” diye soracaksın değil mi?

Bana gerek kalmadan sen sordun zaten. Bari anlat da dinleyeyim ben de.

İşte tali dediğim meselelerden birisi bu Dreyfus Olayı’dır. Ama sırayla gitmek lâzım, ilk önce Herzl üzerine söyleyeceklerimi bitireyim, sonra etraflıca Dreyfus Olayı’na gireriz. Fransa’da ortaya çıkan meşhur Dreyfus Olayı sonrasında Yahudi karşıtlığı gün geçtikçe yükseliyordu. Bu yükseliş Herzl’in hayatına ve Siyonizm fikrine yön verdi. “Dünya Siyonist Teşkilatı”nı kuran ve kongresinde konuşan Herzl burada “Ben, bugün, burada Yahudi Devleti’ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir” demişti.

Kendinden çok emin konuşmuş.

Ne yaptığını, hatta ilerde ne yapacağını çok iyi biliyordu. Kafası karışık değildi, zihninde her şey net ve berraktı. Planlı, programlı hareket ediyordu. Bizim Jön Türkler gibi sallapati gitmiyordu. Bu kongrede kurmayı planladığı Yahudi Devleti’nin sınırlarını belirlemiş olması da beni haklı çıkarıyor zaten.

“Dünya Siyonist Teşkilatı”nı kurmuş, ilk başkanı da olmuş, hatta ilk kongreyi de düzenlemiş. Bunları anladım. Peki, sonra ne yapıyor?

Bu teşkilatı kurduktan sonra, teşkilatın amacına uygun olarak Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmak amacıyla önce İngilizlerle irtibata geçiyor.

Her taşın altından da bu İngilizler çıkıyor. Deli oluyorum bu adamlara.

Bana göre, İngilizleri ancak İngilizler sever ama konumuz bu değil. Herzl, Filistin’de Yahudi devleti kurmak için İngilizlerin kapısını çalıyor fakat Filistin toprakları o zaman senin de bildiğin gibi Osmanlı egemenliği altındaydı. Doğal olarak bu sorunun çözümü, İngilizlerin değil Osmanlı’nın merkeze alınmasını mecburi kılıyordu. O dönemde de tahtta cennet-mekân Abdülhamid Han oturuyordu. Fakat hemen Sultan’ın huzuruna çıkamayacağı için ilk olarak Osmanlı Devleti ile ilişkileri iyi olan Alman İmparatoru II. Wilhelm’le irtibat kuruyor. Ama umduğunu bulamıyor. Yanlış hatırlamıyorsam 17 Mayıs 1901 tarihinde Sultan Abdülhamid ile görüşmeyi başarıyor. Bu, onun ilk görüşmesi oluyor. Bu görüşmede Abdülhamid Han’a; Yahudilerin Filistin’de yani “vaat edilmiş topraklarda” yurt kurmasına izin verilmesini buna karşılık da Avrupa’daki Yahudi bankerlerin Osmanlı’nın tüm dış borçlarını ödeyeceğini taahhüt ediyor. Herzl’in sunduğu bu teklife karşı Sultan Abdülhamid hiç tereddüt etmeden “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır” diyerek reddediyor.

Böyle bir teklifle Sultan’ın huzuruna çıkmak da iyi cesaret! Kimse bu adamı uyarmamış mı, Sultan kabul etmez, etmediği gibi size de engel olur, diye?

Şimdi öncelikle o dönemi düşün. Aslında teklif oldukça akla yatkındır onlar açısından. Çünkü Osmanlı devleti, dış borçları yüzünden moratoryum ilan etmişti. Yani mali açıdan devletin durumu çok kötüydü. Belki de devletin bu zaafından faydalanabileceklerini ve isteklerinin yerine getirileceğini düşündüler. Hatta bundan emindiler de diyebilirim. Çünkü birinci görüşmeden olumsuz cevap alınca geri dönmedi Herzl ve ikinci bir görüşme için kolları sıvadı. 4 Temmuz 1902 tarihinde aradığı fırsatı yakaladı ancak talepleri yine reddedildi.

Şunu anlayamadım: Herzl, ilk görüşmeden sonra reddedileceğini bildiği halde neden tekrar gidiyor Sultan’a? Neden alternatif çözümler üretmiyor da kapıyı aşındırmayı sürdürerek yenileceğini bildiği bir oyuna devam ediyor? Hatta şunu da sorabilirim, Sultan Abdülhamid Han, huzuruna geldiği zaman bu adamın ne niyette olduğunu, ne isteyeceğini ve onu reddedeceğini biliyordu. Buna rağmen neden Herzl’i huzuruna kabul etti?

İşte burada da Sultan Abdülhamid’in o keskin zekâsıyla karşılaşacaksın. Çünkü Herzl, vaat edilmiş topraklar uğruna başlattığı savaşı sürdürürken Sultan Abdülhamid de onu Fransız finansörlere karşı kullanıyordu. Yani bir yandan Herzl’la görüşüyor, taleplerini reddetse de ikinci randevuya hayır demiyor, adamı dinliyordu. Bu arada da Fransız finansörlerle Osmanlı’nın dış borçlarının kapatılması için kullanılacak miktarın arttırılmasında Herzl’ı bir piyon olarak ileri sürüyordu.

İşte şimdi her şey daha netleşti. Bu durumu anladığı zaman Herzl’ın nasıl bir ruh haline girdiğini görmek isterdim açıkçası.

Abdülhamid Han, istediği borç ertelemeyi ve borç miktarının düşürülmesini elde edince Herzl ve ekibine sarayın kapılarını kapıyor. Adamlar da o zaman duruma uyanıyorlar. Haliyle aldatılmışlık hissine kapılıyorlar. Herzl, bu gelişmelerden sonra Osmanlı üzerinden kurduğu planlarını rafa kaldırmak zorunda kalıyor. Hatta “Türkler, gün gelecek, dilenci durumuna düşecek ve o zaman benim dizlerime kapanıp yalvaracaklar” dediği rivayet edilir. Senin anlayacağın bu zekâ satrancını kaybedince bayağı içerlenmiş.

Peki, Osmanlı planını rafa kaldırıyor dedin ya, o zaman ne yapıyor? Vazgeçmediğine göre ikinci bir plan kurup başka bir yoldan yürümeye devam ediyor mutlaka.

Theodor Herzl, Osmanlı planının başarısız olması üzerine eski planına geri dönüyor. Yani İngilizlerle yeniden ilişkiye geçiyor ve bu sorunu onların aracılığıyla çözmek istiyor. İngiliz Sömürgeler Bakanı Chamberlein ile görüşme ayarlanıyor hemen. Ancak bu görüşmeden de istediği sonucu alamıyor fakat kısa bir süre sonra Londra’ya davet ediliyor. Bir umutla Londra yolunu tutuyor, fakat burada da kendisine “Yahudi yurdu” olarak Uganda teklifi yapılıyor.

Uganda mı? Şaka yapmış olmasın İngilizler? Gerçi o soğuk mendebur adamlar şakadan da anlamaz ama… Uganda teklifi de ancak bir İngiliz şakası olurdu.

Senin güldüğün ve hoşuna giden bu teklif haliyle Herzl ve Dünya Siyonist Teşkilatı’nın hoşuna gitmedi ve hemen reddettiler. Zaten Herzl ve teşkilat Filistin’den başka bir çözüm önerisini kabul etmeyecekti. Adamların, en azından Herzl’in kafası bu konuda gayet netti. Bu sebeple de aldığı hayır cevapları onu davasından vazgeçirmiyordu. Şunu yeniden görmüştü, muhtemel bir Yahudi devletinin önündeki en büyük engel Osmanlı devleti yani Sultan Abdülhamid Han’dı. Ve Sultan ölmeden de bu topraklar kesinlikle onların olmayacaktı. Zaten “Abdülhamid ölmeden Filistin biz Yahudilerin olmaz. Onun ölümünü beklemeliyiz” demişti. Sarayda görüştüğü Sultan’ın “bir karış toprak vermem” sözü karşısında bu gerçeği hemen kavramıştı. Herzl, bu görüşme sonrasında “Her ne kadar o sırada hayallerime nokta koymuş olsa da, Sultan’ın bu, hakikaten yüce sözlerinden etkilenmiştim” demekten de kendisini alamamıştı.

Davut Bayraklı

 

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • İhsanbul , 12/02/2018

    Konuşan Tarih serisi bağımlılık yapar. Hiç okumadıysanız -ki büyük ayıp olur- bir sonraki kitabı beklemesi zordur.
    Bakın ben 3. Kitabı bekliyorum. Bu yazıyı görmek heyecan veriyor ama yetmiyor. Kitap çıksın artık…

  • Çaylak Hekim , 11/02/2018

    https://youtu.be/wsIizSdvnIk

    Sultana böyle bir teklif götürmediğini söylüyor
    Sizin bu konudaki argümanınız nedir

  • Aşırı Davut Bayraklı Hayranı , 09/02/2018

    “Konuşan Tarih 476 / Aborjinlerin Atası Konuşuyor” ne zaman çıkacak inşaellah. Severek ve ilgiyle takip ediyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir