İnsanın İnsana Ulaşması Neden Bu Kadar Güç?

Hepimiz, birbirimizin karanlık bir odası olduğunu bilir ama içine giremeyiz. En fazla kapısının önünde durup kulağımızı dayarız. Duyduklarımıza göre bazı bilgilere ulaşırız. İnsanların birbirine yaklaşmasının önündeki engel karanlık odalardır. Madem kimse kendini bir başkasına tam olarak açmıyor, o halde insanın insana ulaşması hiç de kolay değil. Her insanı bir dünya olarak görürsek, iki insanın birbirine yaklaşmasından bahsedebiliriz en fazla. Daha doğrusu iki ayrı dünyanın birbirine tercüme edilmeye çalışılmasından. Malumunuz her türcüme eksiktir. İki insanın birbirine ulaşabilmesi için tamamen aynı dünyayı, aynı deneyim zeminini ve aynı dili paylaşması gerekir. Benim hissettiğim bir şeyi bir başkasının tam olarak hissedebilmesi için, kelimelerimin onun zihninde hiçbir kayba uğramadan çözülmesi gerekir ama insan zihninin fıtratı gereği bu neredeyse imkânsızdır.

İmgeler… İnsanlar birbirleri için birer imgeden ibarettir. Bir insana ulaşmak, karşımızdaki hakkında zihnimizde var ettiğimiz imgeyi çözümlemektir. Buna göre sevginin tanımı bile değişir: Sevgi, bir başkasında, kendi ihtiyacımızın biçim verdiği bir surete ilgi duymaktır. Daha açık bir ifadeyle biz, birbirimize değil, birbirimiz hakkındaki tahayyüllerimize bağlanırız. Zihnimizde oluşturduğumuz imgeler gün gelir bizi sukûtuhayale uğratır. Çünkü hiçbir insan, hakikatte bir imgeden ya da tahayyülden ibaret değildir.

İnsan çeşitli ben’lerden oluşur. Konuşan, susan, saklayan, saklanan ve korkan ben. İnsan başkalarına uzak olduğu gibi kendine de uzaktır. Bir başkasına ulaşmanın imkânsız olması da kendine ulaşamamasından kaynaklanır. Kendine ulaşan, ben’ine dair bilgiye ulaştığı için, bir başkasına ulaşabilir. Fakat insanın kendine ulaşması, günümüz için neredeyse imkansıza yakındır.

İnsan fani bir varlık ama arzuları açısından sonsuzun kıyısında gezinir. İradesi hep sonsuza âşıktır. Sonsuzluk rüyasında uyurgezer olan insanın elinde ise sadece kelimeler var. Haliyle ne gördüğü rüyayı ne de sonsuz arzularını tam manasıyla anlatamaz. Bir de duygular var tabii. Hangi duygu, kelime kabında kendini tam olarak ifade edebilmiş! Bütün bunlar toplamında insanın bir başkasına ulaşması neredeyse hayal gibi duruyor.

Fani olmanın tezahürü yaralanmaktan korkmaktır. İnsan, anlaşıldığı yerde en korumasız haliyledir ki bir yandan anlaşılmak ama bir yandan da korunmak ister. İki zıttın birleşmeyeceği için insan, kendini her zaman sınırlı miktarda bir başkasına açar. Çünkü anlaşıldığı yerde incineceğini bilir. Birine kendini açmak, onu kendi karanlık odana misafir etmektir. Ama kimse karanlıklarının bilinmesini istemediğinden anında maskeler devreye girer. Böylece insan insana yine ulaşamaz.

İnsan ne olursa olsun bir başkası tarafından bütünüyle görülmek ve anlaşılmak ister. Yargılanmadan karanlık odalarında bir başkasını gezdirmek, dönüştürülmeye uğramadan odanın penceresinden dünyaya beraberce bakmak ister. Ama bunun imkânsız olduğunu her seferinde yargılanarak, dönüştürülmeye çalışıldığını fark ederek anlar ve hemen odasının kapısını kapatır. Bütün zorluklara rağmen insan, insana yönelmekten asla vazgeçmez. Vazgeçmez çünkü kendi varlığını, içine çektiği hava gibi hissetmek ister. Bir başkasının bakışlarında kendini arar. İsminin dillendirilmesinde kendi varlığını koklar.

İnsanın içindeki anlaşılma ve yakınlık arzusu, başkalarının suskunluğuna ve kayıtsızlığına çarpar. Ama insan yine de vazgeçmez. Sevgiyle, sanatla ve merhametle sert duvarlarda bir gedik açmaya çalışır. Hayata devam etme arzusunu böyledir. Bile bile lades.

İnsan insana tam olarak ulaşamasa da en azından yaklaşır. Benzer acılar, görünmez bir yerden birbirimize bağlar bizi. Hiç kimse bir başkasının içindeki yarayı bütünüyle anlayamaz. Fakat onunla birlikte gözyaşı dökebilir. Belki de insanı insana en çok yaklaştıran şey, kırılabilme yetisidir. Gözyaşı, bizi birbirimize kaynaştıran masum bir dildir.

Durum böyleyken sufiler, insanlar arasına asıl mesafeyi koyan şeyin ego olduğunu söyler. İnsan, benliğinden arındıkça bir başkasına yaklaşır diye de eklerler. Belki de mesele budur. Çünkü insanı insandan uzaklaştıran şey çoğu zaman kendini fazlasıyla abartmasıdır.

Peki egodan arınmak mümkün mü? Neden olmasın… Acılarla temas etmek bunun ilk adımı olabilir. Çünkü acı, insanın içindeki sahte üstünlükleri kırar. İnsana kırılgan olduğunu, muhtaç olduğunu, faniliğini hatırlatır. Başkasının yarasına bakabilen insan, kendi benliğinin duvarlarını da yavaş yavaş aşmaya başlar.

Sulhi Ceylan

 

 

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • Aynur MACİT , 23/09/2026

    Çok şey vardı anlatılacak. Bu nedenle anlatılamazdı. Sustuklarımızı duyan kimse belki de yoktu etrafımızda. Hayatım boyunca anlaşılamadığımı düşündüm. Kalbim anlaşılamamanın hüznü içinde. Belki de insanın insana ulaşmasının güçlüğü, aynı yollardan yürümediğimiz, aynı dikenlerin ayağımıza batmadığı içindir. Aynı deneyimleri yaşasak bile, ruhumuzun ve bedenimizin verdiği tepkilerin her insanda farklı tezahürü diyebilirim. Acıyla baş etme yöntemlerimiz farklı. Anlaşılmadığımı düşündüğüm, acı bir deneyimin içinden geçtiğim bir zaman diliminde, birinin bana süreci çok iyi yönetiyorsun, dışarıdan gayet iyi gözüküyorsun dediğinde, “Gülüyorsun diye, mutlusun sanıyorlar” adlı bir metin yazdım. Kaç sayfa yazdığımı hatırlamıyorum bile o kadar canım yanmış. “Neyim olursan ol, hayal kırıklığım olma. Orası çok kalabalık, seni tanıyamam. ” diyor Özdemir Asaf. Sonra ne oluyor insan iç dünyasına dönüyor. Hayal kırıklığı yaşamamak adına. Ruhumun içeride can çekiştiğini duyuyorum artık. Feryatlarına sessiz kalmam mümkün değil. Seyrim artık hep içeriye. Hüznün içindeki lezzetin meftunuyum çünkü.
    Bir insana ulaşmak için zihnimizde var ettiğimiz imgeleri çözümlemekle geçti ömrümüz. Bazen çok mutlu olurken, bazen hayal kırıklığına uğradık…
    Ne diyor Dücane Cündioğlu; “İnsan İnsanı insanda tanır. Var olmak için bile bir başkasına, o ötekinin aynasına ne kadar muhtaç olduğumuzu anladıkça, insanın kibri paramparça oluyor.” Hakikatten kaçmayanlara ve kendi içine bakmaya cesareti olanlara sesleniyor.
    Metin çok güzeldi, yaralı ruhuma şifa oldu… Defalarca okudum. Kaleminize sağlık.

  • Abdülkerim , 18/09/2026

    bu yazı bana sevgili sulhi ceylan’ın yıllar önceki kadıköy şiiri’nden şu dizeleri hatırlattı:

    Soyuna soyuna insan
    Denizin koyusunda bir nefes
    Kendini yüzebilir

    yine yıllar önce de imge yağmuru adlı yazısında:

    “Tüm aynaları kırıp sahici aynanın karşısında kendinden soyunabilirsen, kuyundan da çıkabilirsin.”

    şair bize yıllardır belli aralıklarla, farklı imgelerle bize ‘ben’liğimizden bahsediyor. hepsini uç uca zincir gibi ekleyerek nefsimizi sıkıştırmaya çalıştığını düşünüyorum.

    sevgilerle.

  • Aysun , 16/09/2026

    Yaziniz tekrarlarla başlasa da, cok guzeldi, gönüle değen cinsten, tesekkur ederim. Aslinda bu da bir metot, neticede ettekraru ahsen velev kâne yüzseksen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir