
Bal gibi hikâyesinin devamı…
Mazlum arı halkı, güne büyük bir gürültüyle uyandı. Günlerdir saldırılar altında korkuyla beklemiş, feshedilen meclisin ardından gaflet uykusuna dalmışlardı.
Gür bir ses, kovanları inleterek:
“Soyu soylanan boyu boylanan Arıbeyi, ocağımıza şeref vermişlerdir. Mazlum arıların derdine deva, korkusuna şifa ve dahi peteklerine bal gelmiştir. Gözünüz aydın, gününüz mübarek ola! Destuuur!”
Zırvak Arı ağlamaklı:
“Ya Rabbel âlemin, şu garibin vızıltısını duydun da gönderdin Arıbeyi’ni. Aylardır kovanda, İhtiyar Zırzır Arı’nın gençlik hatıralarını dinlemekten, bitip tükenmez askerlik anılarına her gün yeni bir kovan nöbeti eklemesinden ve genç arıları sözleriyle iğnelemesinden bıkıp usanmış idik. Takma kanatlarıyla yurttaşlarımızı ürküten bu mahlûkun yegâne sahibi sensin! Ya onu çiçeğine kavuştur ya da bizi ecelimize! Sen bizi korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail eyle! Mazlum ve mağdur arı coğrafyasına merhamet nazarıyla bak, bizleri kendi halimize bırakma, şu ihtiyarın sesinden kurtar ya Rabbi!”
Molla Vızır hayretle:
“Subhanallah! Bizim kırk yıllık serkeş, kırk günde derviş olmuş pes! Boşuna çeneni yormayasın Zırvak kardeş, senin cemaziyelevvelini de biliriz. Daha düne kadar şikâyet vadilerinde vızıldarken şimdi tövbe ocağında inlersin. Bir zamanların ateşli muhalif arısı, şimdinin dervişi olmuş, yakarışlara bürünmüş. Vakti zamanında ihtar etmiş idik amma… O vakitler bizi dinlemez idin. Nush ile uslanmayanın hakkı tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir! Atalar boşuna dememiş. Çer çöp içinde gezer iken nihayet hak yolunu bulmuşsun, Mevla’nın hikmetinden sual olunmaz. İhtiyar Zırzır Arı’nın kerametleri işte…”
İhtiyar Zırzır, kanadıyla gözünü ovuşturarak:
“…Vaktiyle on kovanın nöbetini tek başıma tutardım. Düşmanlardan arı halkını korumak için dört kanat daha takmıştım. Bir uçuşta beş yüz çiçek gezerdim. Üç yüz arının yapacağı balı, üç günde tek başıma yapardım! Şimdiki başına buyruk anksiyeteli genç arılara benzemez bu iş! Bir vızıldadım mı kurt kuş sesimden ürker, hizaya girerdi. Gençlere uç diyorsun belim ağrıyor diyor, kaç diyorsun kanadım kırık diyor, bir çiçeğe konuyor aşk sarhoşu oluyor. Genç yaşta dizleri tutmuyor, gözleri görmüyor! Yüreklendirmek için ‘Yurdunu yuvanı bil oğul!’ deyince gücenip ağlıyor, kaprislerinden geçilmiyor. Zamane arıları çok duygusal, pek alıngan. Vızzz desen ağlıyor, vızır vızır kaçıyor. Bunlara güzel söz diyeceksin: fındıklı lokumum, bal kaymağım, kar tanem… Ellerine arıphone tutuşturacaksın, fişlerini çekmeyeceksin. Yoksa hayattan kopuyor zavallıcıklar!”
Uzun bir sessizliğin ardından kovanın ahvalini anlayan Arıbeyi kükredi:
“Nicedir yardım dilenirdiniz. Önce Arılar Meclisi’ni feshettiniz. Sonra da hain saldırılardan kurtulmak için elçiler gönderdiniz. Kovanlarınıza kapanıp ürkek bakışlarla kurtulmayı beklediniz. Saldırılardan kurtulduğunuzda ise gaflet uykusuna daldınız. Uyanın ağalar, uyanın! Kendinize gelin, diyeceğim amma bendeniz de öyle bir ateşe düşmüştür ki… Ah… Böyle giderse düştüğüm ateş hepinizi yakacaktır! Gözüm ne çiçek görür ne kovan… Ne bal yapmaya mecalim var ne de beylik etmeye… Arıbeyi, bugün karşınızda sizden medet istemektedir. Ocağınıza düştüm kardeşler, halden anlayın! Onu ilk gördüğüm andan beri… Yıllar yılı içimde sızlayan bir yara, kanadımda titreşen bir ses… Bir ses ki ömrümün nazenin vızıltısı… Bugün buraya hayırlı bir iş için gelmiş bulunuyorum. Allah’ın emri peygamberin kavliyle sizin Kraliçe Arı’yı…”
Zırvak Arı titreyen kanadını kalbine koyarak:
“Biz Mevla’dan medet diledik de Arıbeyi imdadımıza yetişti derken o, kaymaklı lokum olmuş çoktan. Âh minel aşk…
Arım balım peteğim
Gülüm dalım çiçeğim
Bilsem ki öleceğim
Yine seni seveceğim, ah…”
-SON-
Z. Rumeysa Topal

