- Yusuf Asaf
- 10/10/2012
- Hikâye
Kalenderin Şarkısı
Karşısında ilk defa otururken hayat tecrübesinin ihtiyar yüzüne çizdiği çizgilere bakmıştım uzun süre. Yetmiş sekiz yaşında, bir asrın üççeyreğini
Karşısında ilk defa otururken hayat tecrübesinin ihtiyar yüzüne çizdiği çizgilere bakmıştım uzun süre. Yetmiş sekiz yaşında, bir asrın üççeyreğini
Hastane havasını oldum olası sevmedim. İlaç ve alkol kokusu ile dolu koridorlar, poliklinikler, hasta odaları, orada adım attığım her
Dükkânın kapısında, günün o bunaltıcı saatlerinin bir an önce bitmesini bekliyordum. Caddenin kalabalığı gün ortasının sıcağından hiç etkilenmemişti. Yaz
Öğretmenim, siyah önlüğüm üzerimde, çok eskiden yapıldığı belli olan iki katlı okulumun kapısından içeri girdiğimde kalbim tavana vuruyordu sanki.
Dünya bir keşmekeşin peşinde koşup duruyor. Öyle müthiş bir dünyalık kavgası sarmış ki bedenleri, bir şeylere sahip olmak için hangi
“Hayatımızda durup dinlenmelik alan açtığı için ‘Yazıcı’ya sonsuz teşekkürlerle…” Merhaba, “İsimle Ateş Arasında” adlı kitabınızı iki yıl aradan sonra ikinci
Beklemek saftır. Gösteriş istemez. Gizlilik ister. Bekliyorum diyemezsin. Bekleyene, bakanlar anlarlar. Beklemek yorar aynı zamanda. Gelsin artık dersin. Bekleyeni
Soğuktan kızarmış parmaklarımla yazıyorum bu yazıyı. Sevgili edebifikirin eylemini gerçekleştirmek için –tamam, itiraf ediyorum, biraz nefes alabilmek için- sokaklara attım kendimi.
Kendimi bildim bileli saçlarım uzundur. Hatta beni hiç kısa saçlı görmemiş bir sürü insan var çevremde. Genelde, saçımı neden
Geçenlerde Serdar Kocabaş’ın “Sıkıntılarımızı Kadıköy sokaklarına gömüyoruz” eylem davetini görünce içim sızladı. Hem de İstanbul’un bu kadar hararetle göz kırptığı
Gitmek mi zor kalmak mı Nisa? Gece henüz ağarmamıştır. İki gönlü kırık koridora açılan kapıyla beraber dünyaya açılan tüm fikirleri
Bağbozumuydu. Nine Hatun şalını serdi peşi sıra. Kırlangıçların göç mevsimiydi ya; haber demekti bu. Her bahar yiğitlerin öyküsü doldururdu köy
Sergey’in hikâyesi bende derin bir iz bıraktı. Küçüklüğümden beri insanların belirli frekanslarda yaşadığını düşünmüşümdür. Tıpkı radyolar gibi. Aynı frekansın
“Ateş ancak yakabileceği her şeyi yaktıktan sonra söner.” (Oruç Aruoba) Seslerini duyduğumuzda aklımızı başımızdan alanların kokusudur bu, şairin duyup