Sorgulama Dosyası: Hayatın Anlamı Nedir?

Kadim bir soruyu yazarlarımıza sorduk: “Size göre hayatın anlamı nedir?”

***

Ömer Can Coşkun

Hayatın anlamı saat 23.59’dan sonra 24.00’ün gelmesiyle öğrenilecek bir durumdur. Ama her gün 00.00’la karşılaşmış insanoğlu hayatın anlamını hiçbir şekilde öğrenememiştir. Hayatın anlamı tüm insanlarda bir iç huzursuzluğu bırakır. Tüm insanlar tam burada -eşit olmayacak şekilde- ikiye ayrılır: hayatın anlamını arayanlar ve hayatın anlamını aramanın ruhta bıraktığı huzursuzluktan kaçanlar. Hayatın anlamını aramaktan kaçanlar sonsuz sayıda kaçış planı ile merkezden uzaklaşarak içlerindeki huzursuzluktan kurtulmaya çalışır. Merkeze bağlı olduklarını bilmeden… Bu kaçış esnasında bağlı oldukları ip, lastik, halat, zincir… her ne ise, gittikçe gerilir. Gerildikçe bir sıkıntı sarar insanı, sardıkça nefes alamaz, geri dönmemekte inat ederse bağlı olduğu ip, lastik, halat, zincir… her ne ise, kopar bir yerde. Kopan koptuğu kişiye nasıl döner, nasıl çarpar, neresine çarpar, orası bilinmez.

Hayatın anlamını arayanlar, aramaya devam ederler. Her gece 23.59’a kilitlenir saatin 24.00 olmasını beklerler. Diğer dakikaların hiçbir önemi yoktur onlar için. 00.00 olursa yeniden başlarlar. Yeniden… yeniden…

Bir de hayatın anlamını bulanlar/bilenler varMIŞ. Bulanlar/Bilenler konuşmaz. O yüzden –MIŞ.


Sinem Çağlancı

Editörümüzün mailini telefon bildirimimde gördükten sonra zihnimde Sulhi Ceylan’ın “Hayatın anlamı mı dedi biri, dur sakın girme içeri” mısraı canlanıp unuttuğum bir defterin sayfalarını araladı. İnsanın, bazen yaşamak için unutması gereken bir varlık olduğunu biliyordum artık. Ama yaşamak denir miydi buna? Mısra zihnimin o kadar derinine nüfuz etmiş ki hayatımın anlamı üzerine ne zaman tefekkür etmeye çalışsam içimden bir ses “dur!” demişti. Tahayyülümde olmak istediğim insanın bu soruya cevabı kitaplardan öğrendiği bir yanıtla: İnsan olmaktı. Hazreti insan makamı. Arzu ve nefsin pençesinden kurtulup kalbin kirli aynalarını temizlemiş o kutlu kişi. Yaratılışın en büyük gayesi ve anlamıydı. Ama olmak istediğim insanla olduğum insan arasındaki uçurum verdiğim yanıtla hayatım arasında eğreti duruyordu. Kubbenin en tepesindeki “hilal”i kopmuş cami gibi. Hayatın görünen yüzünü önüme koyup hangisi anlam olabilir diye ayrıştırdığımda hepsi hayata tutunduğum şeylerdi. Tutunmak ile anlam arasında korelasyon olmalıydı. Çünkü birini kaybedince diğerinin de savaşı bitiyordu. Ama tutunduğum şeyler: Efendimizin tebessüm ettiği putlar gibi. O kadar komik ve acınası. Hangisi anlam olabilirdi ki?  Huzuru aramak, mutluluğu bulmaya çalışmak, hüznün tüm koşullarını denemek, bir insanı sevmek, bir okulu bitirmek… hepsi toplumun yüklediği spot ışıklarla doluydu. Bütün anlam ve imge çabam her seferinde oynadığı ipliğe dolanmış bir kedi gibi elimde kalıyordu. Belki de hayatın anlamı da böyle bir şeydi. Başta kaybettiğimiz, unuttuğumuz ne ise onu aramaya ve bulmaya çalışırken dolandığımız iplerden sıyrılmaktı.


Cüneyt Dal

Bu öyle bir soru ki… Yıllar önce bir İngilizce kursunda konuşma dersinde Amerikalı hoca, birbirimize sorular sormamızı ve cevaplar vermemizi istemişti. Muzip bir arkadaş, biraz da beni zor durumda bırakmak için her ne kadar gözlerimi kaçırsam da ismimi zikrederek pat diye şu soruyu ve sorunu bıraktı kucağıma:

“Cüneyt, I want to ask this question to you: What is your purpose in your life?”

Sorunun ardından, her dilde anlaşılabilecek bir “bu yaptığın da iş mi yani şimdi!” bakışı attıysam da Amerikalının tüm o cüretkârlığıyla üst perdeden cevap talep eden gözlerime dikilmiş gözleri, beni şu cevabı vermeye zorlamıştı:

“I cannot answer this question even in my mother tongue, in Turkish!”

Bu soru da böyle bir soru işte. Böyle durumlarda en iyisi, Jiddu Krishnamurti edasıyla ilk iş olarak “soru”nun kendisine saldırıp onu anlayabilmek için ameliyat masasına yatırarak kesip biçmek, parçalarına ayırmak, onu nesnemiz haline getirmek!

Bilmediğimiz dildeki bir kelime ile karşılaşınca o kelimenin anlamı, dilimizdeki karşılığıdır. Peki kendi dilimizdeki bir kelimenin anlamını, özellikle de “bizim için” olan anlamını ifade etmek için ne yapmalı? Elbette kendi anlam dünyamızın sözlüğüne bakmalı. Şaşırmayın, keşfetmediyseniz herkes gibi sizin de içinizde bir yerlerde kendi öz sözlüğünüz mevcuttur. Fakat bu sözlüğe soru, normal bir sözlüğe sorar gibi, “X nedir?” şeklinde sorulmaz, “X’in anlamı nedir?” şeklinde sorulur. Mesela genel olarak “mavi” kelimesinin karşılığı sözlükte şu olabilir: “Yeşil ve mor (viyole) renkler arasında, dalga boyu 0,000047 cm olan bir renk.” Bendeki anlamı ise şudur: “Babamın, kollarımda can verdiğindeki göz rengi!”

Soru: Hayat nedir?

Sözlük: Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma.

Soru: Hayatın anlamı nedir?

Ben: Ölümü örten bir devinim ve kıvranma olmasıdır.


Feyyaz Kandemir

Bence hayat anlam yüklüdür çünkü her şeyi bilen külli bir iradenin takdiriyle şekillenir. Kâinat ile insan birbirinin aynası ve Hakk’ın tecelligâhıdır. Anlam varlığa yuvalanmıştır, keşfedilmeyi bekler. İnsan olup biten her şeye ibret nazarıyla bakıp hikmete veya kaderin sırrına kısmen de olsa erişebilir. Nereden gelip nereye gittiğini anlayan insan maksadını da biliyor demektir. Burası önemlidir çünkü mana kelimesi “any” kökünden gelir; niyet ve kast etmek, yani yönelmekle ilgilidir. Maksat da kasıtla aynı köktendir. Niyeti, maksadı, gayesi olanın hayatı anlam kazanır. Bundan olsa gerek Mevlânâ hazretleri “Neyi arıyorsan O’sun sen” demiştir. Nereye yönelirsek anlam oradan neşet eder. Aradığımız neyse hayatımızın anlamı da odur.

Hayata kendi anlamını yükleyenler de vardır; filozoflar, edebiyatçılar, sanatkârlar… Filozoflar hayata yön verenin yalnızca insan aklı ve iradesi olduğu kanaatindedirler. Sorgulamak önemlidir çünkü “sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez.” Onlar düşünerek var olur, Kartezyen şüphecilikle kılı kırk yarar ve sepetlerini çürük elmalardan ayıklamak için sağlam olanları feda etmekten çekinmezler. Verili olan her şey şüpheye açıktır. Tutarlılık olmazsa olmazdır. Hayat düşüncenin eşlik etmesiyle anlam bulur; insanı diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan düşünmektir. Düşündükçe anlam boyut değiştirir, düşüncenin dinamizmi anlamı da dinamik kılar. Filozofların işi anlamak ve anlamlandırmaktır; hayatı, kâinatı hatta anlamı anlamak. Ki felsefe hikmet/bilgelik sevgisi demektir. Edebiyatçı ve sanatkârlar için akıl elbette mühimdir fakat onlar hayata anlam verirken duygu, sezgi ve hayalin imkânlarından da yararlanırlar. Hepsi kendi yordamınca anlamın izini sürer, anlamsızlığı savunanlar bile; savundukları şeyden emin olmak için…


Mehmet Emir

Malumunuz katlar arası dolaşım sorununa engel olmak için her cennet ehlinin bir misafirhanesi olacak. Buralar daha âlâda olanın ahbabı ve yârânıyla buluşma noktaları. Zannediyorum, kişisel mekânlar olduğu için hem de cennet ehlinin kendini gerçekleştirme sahnesi olarak da kullanılacaktır. İnşallah imanla göçüp varırsak gelen gidene ne ikram ederiz? Anlam lâzımsa bunu şimdiden düşünmek lâzım. Divriği peyniri benzersiz lezzetinin ve fevkalade tok tutmasının yanısıra nebâtî beslenmişsin gibi de hafiflik verir ruha, insanın ayağını yerden keser. Divriği peyniri ve çay ikilisini oranın ateşiyle, suyuyla, keçisiyle, tuzuyla mutlaka denemek isterim. Yani inşallah malı ortaya sererim ve orada Divriği peyniri tüm beyazlığıyla uluorta parlar, “İşte anlam işte hakikat!” olur lisân-ı Divriği peyniri ile. Dünyadayken yalnız erbabının bildiği Divriği peyniri hayatta asla hiçbir tezgâhta görünmemenin, Google’da tek bir sonuçla dahi irtibatlandırılmamanın, nâmütenâhî mahviyetin mükâfatını orada eksiksiz alır. Ben de Feyyaz Kandemir’in büzük kömelerine, Celal Kuru’nun acı sarımsağına, Âdem Suvağcı’nın adı var tadı yok otlu peynirine, Raşit Küçükkürtül’ün askerliğini Ezine’de yapması talihsizliğine ve müteşehhiylerinden başka hiçbir ünlüsü bulunmayan zavallı Düzce’nin yoksunluğuna karşı nâmımı yaymakla meşgul olurum. Merhum Abdurrahim Karakoç’un affına sığınarak, yöresel peynirler âlemindeki korkunç adaletsizliği ve Divriği peynirinin ademe mahkum edilişini gidermek için kerhen tahrif ediyorum: Bir sabah gelecek, Divriği peynirinden aydınlık.


Bahadır Dadak

Bir mantık terimi olarak anlam, bir önermenin belli bir yorumda kazandığı deyim yükü olarak tarif ediliyor. Bu tanıma göre, hayatın anlamı nedir sorusunu hayatın yorumu nedir olarak da okuyabiliriz. Öyleyse inananlar olarak, evvelemirde hayatın tanımını yapmak zorundayız. Râgıb el-İsfahânî, Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan hayat kavramını altı grup içinde mütalaa etmekte, bunların beşinin hakikat veya mecaz manalarıyla bitkiler, hayvanlar ve insanlar, yani fâniler için kullanıldığını söylemekte, Allah’a mahsus olan hayatın ise “ölümsüzlük” (bekā) anlamına geldiğini belirtmektedir.

Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak ölümsüzdür. İnsan ise beşer olması hasebiyle ölümlüdür. Bilahare, ezeli ve ahiriyle, zahiri ve batınıyla, mebde’ ve meâd’ıyla dikey hayat tasavvurunu yüz seksen derecelik bir açıyla tepe taklak edersek, yatay hayat tasavvuruna ulaşırız ki, bu zaviyeden bakınca insan da ölümsüzdür. Lâkin Cenab-ı Hak vâcibü’l-vücûd iken, insan mümkün varlıktır. Hayatta olması tercihine matuf olmamasına rağmen, “ol!” emrine muhatap olduğu andan itibaren sonsuzluk mührüyle mühürlenmiştir. Aynı zamanda insan fâil-i muhtâr olan Allah’ın isimlerinin de yegâne tecelligâhıdır. Mutasavvıfların en muteber ifadesiyle insan, esma terkibidir.

Peki, milyon tane imajla retinamıza suyunun suyu yansıyan anlamlar dünyasını hakikate, pis bir sudan ibaret olan insanı da -esma terkibi olan- eşref-i mahlûkata tebdil eden asli mana nedir?

Ezcümle, hayatın anlamı nedir?

Ulemadan tevarüs ettiğimiz ilimlerle belirlenen kesbî hayat tasavvuruna göre Cenâb-ı Hakkın bilinme isteği, ehli tasavvuftan teravüs ettiğimiz vehbî/indî hayat tasavvuruna göre de kişinin kendini bilme süreci ve bu sürecin deruhte ettiği manalar bütünüdür diyebilirim.


Mehmet Raşit Küçükkürtül 

bu soruya cevap verme gücünü kendimde bulamıyorum. sorudaki “size göre” ifadesi benim elimi kolaylaştırıyor, oldukça şahsî ve nefsî bir cevap verebilirim. insanın bedenî, biyologik, beşerî sıfatlarının tahakkümünden ve tayin ediciliğinden kurtulacak bir yola girmesinden başka hayatın anlamı yok. insanın bunu istemesi, tercih etmesi; buna niyet etmesi mecburiyeti var. özgürlüğe mecburdur insan ya, ondan maksat bu. işte insanlar ikiye ayrılır, bunun farkında olanlar ve olmayanlar diye. farkında olanlar da ikiye ayrılırlar: niyet edenler ve niyetini sürdüremeyip bocalayanlar, yalpayanlar. niyetinde ısrar edip azimle devam edenlerin mutmain olarak öldüklerini ve öldüklerinde bu anlamın karşılığını tam anlamıyla idrak ettiklerini zannediyorum. bunu ölüm kapısından geçip ahiret yurduna varınca anlayacağız. hak teâlâ’dan ömrümün de, ölümümün de hayırlı olmasını ve hoşnutluğuna matuf olmasını dilerim, âmin.


Sulhi Ceylan

Yıllardır bir sorunun cevabını arıyorum: Hayatın anlamı var mı? Zamanla bu cevap arayışı, kendini arayışa yöneldi. İnsanın kendini araması için öncelikle kaybetmesi gerek. Burada somuttan soyuta doğru yelken açmış oluyorum. Çünkü insanın kendini kaybetmesi bedenini kaybetmesi değil. O halde kendini bulmak da mecazi bir anlam ifade ediyor. Maddenin yetmediği yerde mecaz yüzünden peçesini kaldırır ve o an bir aşk başlar. Çünkü mâşuk hemen yüzünü kapatacak ve kendini saklayacaktır. Olan âşığa olacak; uykusuz geceler, bitmek bilmeyen sorgulamalar ve dahası…

Şimdi biri çıkıp, hayatın bir anlamı yok diyebilir. Ben de sırtımı bu kişiye dönerim. Kâinatın neresine bakarsam bakayım bir irade görüyorum. Müthiş bir uyum var. Sanki evren, insanın hayatta kalması için çalışıyor. O halde hayatın anlamı yoktur demenin bir anlamı yok.

Ya da bir başkası çıkıp insan bir anlamın içine doğar. Çünkü kâinatta tesadüf yoktur. Her an Hakk’ın yaratması söz konusudur, diyebilir. Bu sefer de Hazreti İbrahim (a.s.) gibi “Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!” derim ve yine yolculuk başlar. Yol zaten hiçbir zaman bitmez, sadece insan her adımda olduğu kişiden farklılaşmaya başlar. Belki de arayış budur. Kendine doğru sürekli adım atmak ve sürekli kendinden uzaklaşıp yeni kendilikler üretmek!

Bu arada İmam Gazali hazretleri, şüphe krizine girmeden önce Müslüman’dı, Eşarî mezhebine mensuptu. Krizden çıktıktan sonra da Müslümandı ve mezhebi de aynıydı. O halde ne değişti denecek olursa, yakîni idrake erdi diyebilirim. Mesele bildiğini, kesin olarak bilmek. Görüyormuş gibi inanmak. Olsa olsa hayatın anlamı budur. Ya da bendeki budur.


ChatGPT

Hayatın anlamı, sadece dış dünyanın yüzeyine değil, aynı zamanda iç dünyanın derinliklerine yönelik bir keşif sürecidir. Bu bakış açısına göre, insanın varoluşu, kendi özünü anlama ve Tanrı ile bağını kurma çabasıyla şekillenir.

Bu derinlikli anlam arayışı, sadece zamana meydan okuyan bir nehir gibi değil, aynı zamanda kalbin sessiz derinliklerine doğru bir yolculuğu içerir. Bu perspektif, hayatın anlamını sadece dış dünya olaylarına değil, aynı zamanda içsel bir sükûnete, ruhsal bir derinliğe yönlendiren bir içsel keşif olarak görür.

Bu yaklaşıma göre, hayatın anlamı, bireyin içsel varlığıyla uyum içinde olma ve Tanrı ile olan ilişkisini güçlendirme çabasıdır. İnsanın varoluşu, kendini anlama ve içsel zenginlikleri keşfetme sürecini içerir.

Hayatın anlamını bu perspektifle anlamak, sadece iç dünyanın karmaşıklığına değil, aynı zamanda dış dünyayla etkileşimde bulunarak, sevgi ve anlayışla diğerleriyle bağlantı kurma yeteneğini içerir. İnsan, içsel bir berraklık sağlandığında, başkalarına yardım etme ve empatiyle yaklaşma yeteneğini geliştirir.

Sonuç olarak, hayatın anlamını bu içsel keşif süreci içinde anlamak, sadece dış dünyayla etkileşimde değil, aynı zamanda içsel bir zenginlik ve kendini tanıma çabası içinde yatan bir derinlikle ilgilidir. İnsanın varoluşu, kendi içsel sırlarını çözme, sevgi ve sadakatin birleşiminde yatan bu derin anlamı anlama çabasıdır.

 

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • zor , 18/10/2023

    bence hayatın anlamı insan ilişkisinde, sıcak ve güvenli evde, ıhlamurda, ekmekte, sütte, çorbada, gecede, derin uykuda, sessizlikte ve insanın baskısız geçirdiği anlarda. işte mutluluk saadet vs dedikleri de bunlardan ibaret benim için. ama ne zor bunlara ulaşmak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir