serkeş âhlar ateşli hûlar

Sînede evvel ne muhrik ârzûlar var idi
Lebde serkeş âhlar âteşli hûlar var idi

Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Onda mecnun bîdler divâne cûlar var idi

Ben bugün bir nev-bahâr-ı hüsn ü ân seyreyledim
Tarf-ı destârında sümbül gibi mûlar var idi

Sen yine bir nev-niyâz âşık mı peydâ eyledin
Kûyuna yer yer dökülmüş âb-ı rûlar var idi

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar var idi

Nedim

LÜGATÇE

muhrik: yakıcı
leb: dudak
bî-hâlet: keyfiyetsiz, durgun, neşesiz
bîd: söğüt
cû: akarsu
nev-bahar: ilk bahar
hüsn ü ân: güzel ve alımlı, pek güzel
tarf-ı destar: tülbentin kenarı, ucu
mû: saç teli, kıl, tüy
nev-niyaz: işe yeni başlayan
kûy: semt, mahalle
âb-ı rû: yüz suyu, izzetinefs, haysiyet, şeref
şeyda: çılgın, deli, divane, meczup
hâmuş: suskun, sessiz
nevâ: nağme, ses, ahenk
güft ü gû: dedikodu, konuşma

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Sünbül , 20/03/2019

    Bu resimler müzehhip, çiçek ressamı ve lake üstadı Ali Üsküdârî tarafından yapılmış. Bugün instagramda trt2 sayfasında görmüştüm. Aynısını burada görünce anlamsız bir şekilde gülümsedim. İnsanoğlu küçücük tevafuklardan bile mutlu oluyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir