O Senin Nişan Yüzüğün Değil, El Bombasının Pimi!

Sevgili Yusuf;

Demek yazar olmak için büyük bir devrim hazırlığına girdin ve bize bir fikir yazısı göndererek ilk molotof kokteylinin fitilini ateşledin.

Maalesef göndermiş olduğun metni namluya süremeyeceğiz. Yazın derli toplu bir fikrin ikmalini sağlamaktan yoksun. Dağınık ve tutarsız… Metne evvela bir omurga, bir nirengi noktası tayin etmen icap ediyor. Akabinde alt başlıklar açarak iktibaslarla, kendine ait yorumlarla konuyu genişletmeli, muhtelif bağlamlarla üfürdüğün düğümü çözmelisin. Bilahare, ilim ve düşünce metinlerinde, kullandığın kaynakları da dipnotlar halinde belirtmek durumundasın.

Yusuf, evvelen bilgi, duygudan neşet etmektedir. Yani harf kılığına girip tehlikeli sahnelerde duyguların dublörlüğünü yapan bir takım semboller yine insanlardan sadır olmaktadır. Wittgeinstein haklı olabilir, “Dilimizin sınırları dünyamızın sınırlarıdır.” Elle tutulur bir metin kaleme almak istiyorsan dilin sınırına döşenen kara mayınlarını temizlemek zorundasın. Türk dilini kâmilen kullanmayı öğrenmek zorundasın. Ki sen kullandığın dilden ibaretsin. Patlayan mayınların çapaklarını temizlemeli, yazım kurallarına ve tashihe de özen göstermelisin.

Lâkin yazmaya, daha mühimi düşünmeye olan meylin, açlığın ve istidadın da ortada.

Değerli olan da bu…

Soruyorsun, “Peki, nasıl olacak bu işler?” Entelektüel anlamda tekâmül etmek için ne yapmak icap ediyor?

Öncelikle bir bilinç seviyesine ulaşabilmen için, zihnindeki tüm dogmaları yıkmak zorundasın. Yeni, parlak, apaçık bir zihnin imarı için kendine dışarıdan bakabilecek bir görüşe ihtiyacın var. Bu da ilk raddede alt-benliğini yıkmanla, akabinde dünyaya bakışını dizayn etmenle mümkün. Taklitten tahkike geçiş sancılı bir süreci göze almayı icbar eder. Çağlayıp kaynaman için hali hazırda okudukların ve yaşadığın toplum, zihin konforunu bozuyor olmalı. İşbu gereklilik sonuç değil, bizatihi sebeptir. En temel ölçü, motor güç, katalizör etki de budur.

Yazmak ve düşünmek konusunda bir iddia sahibiysen, bugünden itibaren okuduğunun ne idüğünü ederince bilmek, okudukların üzerine kabınca düşünmek zorundasın.

Neyi, nasıl yazman gerektiği ise bizimle değil, senin meşrebin ve eğilimlerin ile alakalı. Toplum çok kitap okuyanların iyi yazabildiğini varsayar. Oysa iyi yazarların çoğu çok okuyanlardan değil, nitelikli okurlardan çıkar. Sanıldığının aksine iyi yazmak çok okumakla değil, çok yazmakla mümkündür. Bu bakımdan yazı tecrübesi, yazı süreciyle kaimdir diyebiliriz. Bilahare, hangi temayüle teşne olduğunu ihtisasın, psikolojik ve sosyal şartların belirlemez, belirlemeyebilir, işi; harcadığın emek, kendine karşı ne kadar adil olduğun ve sürece verdiğin değer belirler.

Peki, hangi yazarları okumalıyız?

Kardeşim; okumaktan mana insanı okumaktır. Kitaplar ise birer araçtır. Bu araçların bazılarını, yolun başındaki gençler için, yazarlarımızdan Mehmet Raşit KüçükkürtülOkur Yazar mısın, Uyur Gezer mi?” kitabında yazdı. Ayrıca bu kitap okumanın nasıl olması gerektiğine dair çarpıcı fikirler de içeriyor. Yine Edebifikir “Kitap Pusulası” ve bu konuyla alakalı muhtelif yazılar da sitemizde mevcut.

Yusuf, kurgusal metinlerden, hassaten şiirden müstağni olarak “yazı” yazmak sanıldığı kadar zor bir iş değildir. Her işte olduğu gibi, yapıp ettikçe yazmak da bir haslet halini alır ve basitleşir. Esasen meramını sarih bir şekilde anlatman yeterli. Lâkin Türkçe konuşan birinin Türkçe düşünebilmesi için dilin imkânlarını hakkaniyetle kullanması üzerine vaciptir. Dikkat et, bu yüzden nesri güzel olanların nazmı da güzeldir.

Çok öteye gitme. Evvelemirde, Refik Halit Karay’ı ve Ömer Seyfettin’i muhakkak oku. Okuduysan bir daha oku. Kemal Tahir’i hissederek, Cemil Meriç’i düşünerek oku. Okuduysan bir daha oku. Mithat Enç’in ‘”Uzun Çarşının Uluları” kitabını muhakkak oku. Yine sitemizdeki “Türk denemeciliğinde yol almak için meşgûl olunacak deneme kitapları” yazısını okumanı öneririm. Bu yazarların bazılarını zihnin, bazılarını dilin imarı için tavsiye ediyoruz!

Fikir yazısı yazmak için bir fikre sahip olmak gerekir. Bir fikre sahip olmak için öncelikle mahallenin, ilçenin, ilinin kısacası toplumun sana dikte ettiği fikirleri sorgulamalı ve fikri kendine ait kılmalısın. Bu her ne kadar acı verici ve beyni zonklatıcı olsa da meyvesi seni mutlu kılmaya yetecektir. İnsan olmak, ayrıla ayrıla kemale doğru hareket etmektir. Yani sürekli eylem içinde olmaktır. İlk ayrılığımız, annemizin bedenini terk etmekle başlar ve biteviye devam eder. Bu ayrılığı ve muhtemel ayrılıkları düşünmeli ve düşünmek için de kendine vakit ayırmalısın. Sorgulanmamış bir hayat yaşanmamış bir hayat ise, üzerinde tekrar düşünülmemiş fikir de bize ait değildir. Kısacası yolun hiç de kısa değil, bilmelisin.

Kendine dışardan bakmak için verili hayat anlayışını sorgulamak gerekir. İnsan kendini, çevresi tarafından oluşturulan aynada seyreder ve bir anlama kavuşur. Ama bu anlam, aslında oluşturulmuş ve planlı bir eylemin sonucudur. Burada eleştirel düşüncenin devreye girmesi ve kişinin oluşturulan söz konusu aynaları kırıp kendi aynasını inşâ etmesi gerekir. Düşünme biraz da böyledir. Bunları göze alamayanın biri ise cari sistemin içinde kendisine ayrılan odada yaşamaya devam etmelidir. Seçim!

Muhterem Yusuf kardeşim, esasen sana ve insan türüne dair bir umut beslemiyoruz. Edebifikir’de çok sağlam yazarlar yetişti. Bazıları ise ya parayı ya hatunu bulunca reddi miras yolunu seçti. Sen yine de gayret et, çalış. Onlara benzeme. Belki ervah-ı ezelde mutlak garibanlık mührünü alnının çatına basmışlardır da haberin yoktur. Belki de hayırlı bir nasibin yoktur ya da vardır. Belki de bu dediklerimizin hiçbir gerçekleşmeyecek…

Ömrümüz vefa eder ve geri çevirdiğimiz yazılar yüzünden bize darılmaz, sövmez ve çalışırsan şu iki üç sene içerisinde boyun kaç arşınmış göreceğiz. Kaldı ki zihinsel anlamda hayatı yorumlama kabiliyetin ve edebi yeteneğin zayıfsa geri hizmet ikmal hattında savaşa katılman senin için daha hayırlı olabilir. Ama Allah “zihninden” aldığı emaneti “kalbine” ilhak etmeye kadirdir. Olanda hayır vardır. Olmuyorsa da olmaz, üzülme… Sana Yüce Allah’tan muvaffakiyetler dileriz.

İsminin geçip kuyu metaforuna yaslanmadığımız tek kişi olmakla da övünebilirsin.

Selametle kal.

 

Edebifikir

 

 

DİĞER YAZILAR

4 Yorum

  • siz hala nanlamadınız mı? , 20/12/2023

    sulhi c görünüşe göre nişanlanmış yoksa neden telegram yayınları bitirilsin ve bu yazının başlığı böyle olsun. gerek nişan hazırlıklarıydı gerek yenga hanımın tripleriyle uğraşma gailesi yüzünden sulhi c artık ilmini yalnızca gelecekteki küçük sulhiciklerle paylaşma kararı almış ve sohbetini de bizden esirgemiş bulunuyor yapma sulhi ceylan nişan yüzüğü değil o nişan aldılar sana!

  • yeşil kalem , 14/12/2023

    Guzel bir yazı olmuş. Teşekkürler. Ben de bu bugunlerde “yazmalıyım” düşüncesiyle dolaşıyorken üstüne bu yazıyı okumak iyi gelir inşallah. ‘Niçin yazmalıyım’ın cevabını biliyorum artık ( galiba) .Başkaları için yazı yazılmıyormuş aslında. Insan kendi için yazıyormuş, okuyarak değil yazarak âlim olurmuş meğer. Yazı ifade aracı değil inşa etme yoluymuş ve insanın önce kendisini inşasıymış !

    Ekrem Demirli okumaktan çok yazmanın üzerinde duruyor ve yukardaki yazıda da belirtildiği gibi “yazmak için taşmayı, coşmayı beklemeyin diyor. ” Yazı yazmak bir kuyudan su çekmek gibidir, çektikçe gelir, çekmezsen su gelmez.” Bir de “yazar olmak için yazılmaz. Yazı yazmak mecburi bir şey. Yazmayan kişinin okuması netice vermez. ‘Yazı yazmak insanı mütevazi kılar’, okumak gibi değil. Yazı yazmakla ayakların yere basıyor. Çunkü Celaleddini Rumi kalemin ucunun secde halinde olduğunu, yazabilmesi için yerde olması gerektiğini söyler.” diyor

  • benbucihanasığmazam , 13/12/2023

    Yusuf deyince -neden bilmiyorum- aklıma Tahir Tarık Balıkçı geldi. Sahi bu özgür ruhlu, serüvenci arkadaş hangi dağda hangi bayırda dolanıyor da bizleri destansı hikâyelerinden mahrum bırakıyor :))

    • Mahmut Keskin , 13/12/2023

      Cevabı bence senin isminde gizli

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir