Mezar Saati – II

Dört bir yanım ölümle çevrili. Sevdiklerim birer birer görünmez oluyor. Vadesi dolan her dostumla birlikte hatırlarım da ölüyor. Hatırladıklarım ve beni hatırlayanlar azalıyor. Azalıyorum… 

Sezai Karakoç da göçtü bu diyardan. Seyrek de olsa yanına gider ve kısa sohbetinden feyizlenirdim. Şimdi mezarına gidiyorum ara sıra. Ne zaman Veznecilere geçsem aklıma geliyor. Şehzadebaşı Camii’ne doğru usulca yürüyorum. Mütevazı kabrinin başında durup düşüncelere dalıyorum. Sonra yine sessizce ayrılıyorum. Hayat zaten başlı başına bir ayrılık provası. Ayrılmayı öğreniyoruz sürekli. 

Sen hiç tanışmadın ama yakın arkadaşlarımdan Bülent Parlak da aramızdan ayrıldı. Bir anda oldu herşey. Ne olduğunu anlamadık. Kendimi, Yeni Valide Sultan Camii’nde, Bülent’in tabutu önünde buldum. Her salı Çaykolik Sohbetleri öncesinde İzdiham’ın ofisine gider Bülent’le muhabbet ederdik. Bir gün “Otuz yıldır neden üşüdüğümüzü anladım. Kış değilmiş bizi üşüten, montlarımız inceymiş!” demişti. Üstünde de yeni aldığı kalın ve rüzgar geçirmeyen bir mont vardı. “Bunlar üşütmüyor!” diyor ve bir yandan da gülüyordu. Bir tane de mont hediye edilmişti kendisine ve bana vermek istemişti ama ben almamıştım. Üşümeye devam etmek istiyordum. Bülent  de yok artık. Acaba üşüyor mu? Artık tek başıma üşüyeceğim. Rüzgar geçirmeyen montlardan da almayacağım. Nasılsın, üşüyor musun sen de? Yerin altı, üstünden hayırlı mı?

Ölüm kavramı hakkında çok düşündüm, okudum. Ama sonuç koca bir boşluk. Çünkü ölüp de aramıza geri gelen yok. Bu sebeple tüm düşüncelerimiz faraziye. İlahi bilgiye kulak verip, kendimizi ölüme hazırlamak ise tek çıkar yol gibi görünüyor. O halde hayatı ayrılma provalarının yanında ölüme hazırlanma provası olarak da tanımlayabilirim. Her ölümde kendi ölümümüzü öğreniyoruz belki de. Yavaş yavaş. Sevdiklerimiz aramızdan ayrıldıkça ölüme yaklaşıyoruz. Madem ölümü öldürmek imkansız, ölüm düşüncesini meşru bir hale getirip birlikte yaşamasını öğrenmeliyiz. Daha doğrusu öğrenmeliyim. Madem sana sarılamadım, ölüme sarılmalıyım…

İnsan; yaşam ve ölümün terkibi bir bakıma. Öleceğini bilmek, hayata anlam katıyor. Saniyeler değer kazanıyor. Hayatın belirli  bir süresinin olması, onu en iyi şekilde yaşama isteğini doğuruyor. Yani ölümde hayat saklı. Ölüme dair bir bilgiye ulaşmak, ölüm düşüncesini içselleştirmek ise ölüm korkusundan kurtulmayı sağlayabilir. 

Erdem Beyazıt’ın sevdiğim bir beyti var: “Dervişim dünyaları taşırım cebimde / Hayat bir elimde; ölüm diğerinde…” Hayat ve ölüm sanki ikiz kardeş. İkisi hakkında da bilgi sahibi olmak ve sevmek gerekiyor. Böylece dünyada dengeli bir hayat yaşanabilir. Yoksa insanın yolu korku istasyonuna çıkar. Korku ise hayatı yaşanılmaz kılar. Her zamanki gibi meseleyi yine dervişler çözmüş. Ölümü bir buluşma olarak tanımlamışlar. En sevgili ile buluşma. Dünya ise ayrılık yeri olduğu kadar bilinçlenme ve böylece kendine dair bilgiye ulaşma imkanı. Kendilik bilgisi de kişiyi yaratana yaklaştırıyor ve ilahi bilgiye ulaştırıyor. Sanıyorum buraya yönelmeli. 

Ölüme dair fikri olmayan birinin, hayat hakkında söylediklerinin sahici ve isabetli olamayacağını düşünüyorum. Hayat, ölümü öteleyerek yaşanmaz. Ne kadar dışlarsak dışlayalım her bir nefesimizde ona yaklaşıyoruz zaten. İnkar etmek sadece çocukluk! Ama hayat, bir ömür çocuk kalarak yaşanmıyor. Belki de ölüm, insanları çocukluktan kurtarıp bilinç sahibi kılmakla görevlidir. Madem ki varoluşta tesadüf diye bir şeye inanmıyoruz, ölümün de bir görevi olduğu açık. Bu yüzden ölüm hakkında konuşmalıyız. Birbirimize ölümü hatırlatmalıyız. Bu sayede sevdiklerimize daha az kötülük yaparız. Sözün özü, seni çok özledim.

Sulhi Ceylan

Mezar Saati – I

 

DİĞER YAZILAR

5 Yorum

  • A.b , 04/07/2022

    Hülasa edilen özlem yaşamaya bedel.

  • A. , 04/07/2022

    Ölüm, matematikteki yutan eleman gibi. Ne kadar ölüm hakkinda konussak da sonuc olarak koca bir sifirin incecik cemberinde donup dolasiyor olacagiz.

    Bilmiyorum… aklim Bulet abinin montunda kaldi…

  • KöstekliSaatKösteği , 03/07/2022

    “herkes ölüyor, ya sen? neden her gün doğuyorsun dünden daha beter? anlat bana, sonra lütfen öl. belki yarın güzel geçer.”

  • bedbin bir okuyucu , 03/07/2022

    İyi ki ölüm var, iyi ki burada kalıcı değiliz. Yoksa başka türlü kaldıramazdık bu yaşama zahmetini. Ölüme hazırlıklı değilim ama bu dünyanın mihnetinden kurtulacağım günü dört gözle beklemekten kendimi alıkoyamıyorum.

  • Pörsümüş Beyaz Kulaklık Cakı , 03/07/2022

    İçimde bir mezar büyüyor, büyüyor, büyüyor; genişliyor bazan, daralıyor da, büyüyor, daralıyor, genişliyor, içimde bir mezar, mezarın mezarı bir iç, büyüdükçe büyütüyorum onu, o sıkılmasın diye, içimdeki ölülere sunduğum bir çare niyetine.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir