Yaşanmış Şiir Don Kişot

Künye: Roger Garaudy, Yaşanmış Şiir Don Kişot, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, 2013, İstanbul.

***

Benim açımdan dünyanın en büyük günahı, umutsuzluğa kapılmaktır. İman sahibi olmak ise, fırtına ve kasırgalara rağmen sabaha ereceğinize ve günle bulaşacağınıza inanmak demektir. (Sf. 13)

Eylemsiz bir mistisizm veya tasavvufi hayat, kupkuru bir kişisel tapınma içinde kaybolur gider; tasavvufsuz bir eylemse, hayvanca ve gaddarca bir eyleme dönüşür. (Sf. 14)

Bu efsane (Don Kişot) geçmişe âit değildir. O geçmişi, geleceği ve şimdiyi içinde barındırır. Tarihin determinizmlerini kırarak ve insana geleceğinden sorumlu olduğunu hatırlatarak tarihi sorgular. (Sf. 26)

Don Kişot, tarihteki sahte gerçekten daha doğrudur. Gerçek doğru, hayata bir anlam kazandırır, yeni bir hayatın temelini atar. O yüzden Don Kişot, Jül Sezar’dan daha fazla gerçektir. Jül Sezar benim için nedir? Sadece, tarih adı verilen kitaplarda var olan biri. Don Kişot ise, sanki sahte gerçeğe meydan okurcasına, hayatımızda hep yaşar ve her an yeniden doğar. (Sf. 34)

Bilim ve teknikle tabiata egemen olma sevdasıyla yanıp tutuşan insan, nesneler arasında bir nesneye dönüşür: “Bütün bu dünya araç, gereç ve makineden meydana gelmiştir” (II. 30). Bilhassa da ezip öğütme makineleriyle, zaten yel değirmenleri bu ezen makinelerin sembolüdür. Chaplin’in Modern Zamanlar’ındaki bir diğer alegori olan “çalışma zinciri” gibi. (Sf. 39)

Her şeyden önce Cervantes, kendisinin tıpatıp benzerine şu coşkulu övgüyü yağdırır: “Doğrusunu söylemek gerekirse, buna benzer hikâyelerden hoşlanan herkesin, hikâyenin ilk yazarına, Seyyid Hamîd’e, hikâyeyi bütün teferruatıyla anlatmaya özen gösterdiği, açık seçik belirtmediği tek ayrıntı bırakmadığı için müteşekkir olması gerekir. Yazar düşünceleri tasvir etmiş, hayalleri açığa çıkarmış, dile getirilmeyen soruları cevaplandırmış, şüpheleri ortadan kaldırmış, tartışmaları sonuçlandırmış, en titiz gözlerin üzerinde durabileceği minnacık ayrıntıları dahi açıklığa kavuşturmuştur. Ey olağanüstü yazar! Ey talihli Don Kişot! Ey meşhur Dulcinea! Ey sevimli Sancho Panza! Hepiniz birlikte ve ayrı ayrı, sonsuz çağlar boyunca yaşayın, insanları daima memnun edin, eğlendirin” (II, 40). (Sf. 48)

Don Kişot kendi vazifesini şöyle tanımlar: “Güçlüye direnmek ve sefillere arka çıkmak” (I, 22). Bu hem vahyedilmiş, hem de “tabiî” (Kur’an’ın ifadesiyle “fıtrat”) bir kanundur. (Sf. 63)

Doğu’nun katkısıyla kültürünün asırlarca ışıl ışıl ışıldaması sayesinde Avrupa’da sadece İspanya, Batı’nın ufkunu aşabilir, onun dışına taşabilirdi. (Sf. 69)

Çıkar, zevk alma veya güç sahibi olma gayesinden başka bir amacı olmayan kimseler için dünya, bir güçler kaosundan ibarettir. (Sf. 76)

Don Kişot’un altın kuralı işte budur: “Tanrıdan kork ve kendini bil, çünkü bilgelik Tanrı korkusuyla başlar” (II, 42). (Sf. 79)

Hayatta olduğu kadar sanatta da Don Kişot tarafından gerçekleştirilen büyük alt üst oluş (ya da devrim) işte budur: Yani, eylem gerçeğin anasıdır ve eylemden hareketle gerçek yeniden inşa edilebilir. Varlık felsefesine karşı, eylem felsefesi. (Sf. 93)

Aşkı şehvetle karıştırmak, aşkla alay etmektir. (Sf. 99)

Dileriz, sadece “akıllı olan” kimselerin kurduğu bu dünyanın bilânçosunu yapar ve Don Kişot sayesinde, çok geç olmadan bu “akıldan daha gerçek olan şeyler”i (II, 61) hatırlarız! (Sf. 105)

Siyaset; kalıplaşmış, kurulu düzen içinde hapsedilip dondurulmuş tarihe karşı, yapılmakta olan tarihtir… (Sf. 106)

 

Aktaran: Muhammet Emin Oyar

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir