Hermesler Hermesi

Künye: Hermesler Hermesi İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce, Mahmud Erol Kılıç, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2010, İstanbul.

***

“Ortaçağda Hermes, zaman zaman Mısırlıların Thoth’u, Yahudilerin Uhnuh’u, eski İranlıların Huşeng’i ve zaman zaman da Müslümanların İdris’i ile bir tutulmuştu. Hangi coğrafyada olursa olsun, bu insanlar onu insanlığa ilahi bir mesaj getiren ve ilimlerin kurucusu bir peygamber olarak görmüşlerdi. Fakat “Hermetizm” adıyla anılacak bir ekol ancak çok daha sonraları Mısır ve Grek geleneklerinin İskenderiye’de birleşmesinden sonra vücuda gelecektir. Bu farklı isimler altında anılan şahsiyetin bir ve aynı kişi olup olmadığı müellifler indinde ihtilaflıdır.” (s. 9)

“Hermes kelimesi ve onun diğer versiyonlardaki etimolojik kökeni hakkında da farklı görüşler vardır. Tarihçi Mes’udi “Hermes” kelimesinin Utarid demek olduğunu söyler. “Hermes” Süryanice  “Âlim” anlamına gelir ve o zaman “Hermesü’l-Heramise” (Hermesler Hermesi) kelimesi de “âlimlerin âlimi” demek olur.” (s. 10)

“Platon iki yerde (Phaidros, 274c; Philebos, 18B) aritmetiğin, cebirin, geometrinin, yazının ve diğer bazı ilimlerin kurucusu olarak bir Mısır ilahi kişisi olan Theuth’tan bahseder. Felsefenin doğuşu ve ilk ortaya çıkışı konusunda felsefe tarihçileri eski Mısır’a özel bir önem verirler. İlk metafizik ve felsefi konularla ilgilenenlerin Mısırlılar olduğu ve bu ilmi onlardan gelip öğrenen Grek düşünürleri tarafından bilahare sistematize edildiği ileri sürülür. Hatta sırf Yunanistan’a değil Mezopotamya kanalıyla Hint ve Çin’e de hikmetin buradan yayıldığı rivayet edilir” (s. 15)

“Bazen öğretmenlerine “acaba günün birinde lsis’in gülünü koklamak ve onun nurunu görmek bana da nasip olacak mı?” diye sorardı. Aldığı cevap: “Bu bizlerin elinde değildir. Hakikat verilmez. İnsan onu kendi nefsinde bulur veya bulamaz. Çalış ve yalvar. Zamanı gelince çiçek açar” (s. 24)

“Hz. İdris’in (a.s) mucizeleri Reml ilmi olup, hey’et, nücum, hesab, tıb, nebatların sırları ve nice acib ilimler, garip sanatlar; yazı yazmak, dikiş dikmek, terazi kullanmak gibi şeyler hep ondan zahir olmuştur. Sahifelerinde semavi sırlar, ruhanilere hükmetmek, acib ilimler, varlıkların özellikleri ve her çeşit bilinmeyen şeyler vardı. Harflerin özellikleri ilminde bir kitap yazdı. Aristoteles ve nice bilginler buna şerhler yazdılar. Daha birçok kitaplar yazmış olup, çok sayıda talebesi vardı.” (s. 50)

“Ölümde kesif beden, toprak ve su haline süzülür. Hayati ruh (pneuma) yeniden atmosfere karışır. Bu zarından soyulan insan ay-altı âleminin üstüne yükselir, Semavat mülküne adım atar. Yukarıya doğru yükselirken, uğradığı her bir feleğe, sırayla, o felekten kendisine gelen kötü ihtirasları verir.” (s. 61)

“Hermes’in ruhta gerçekleştirmeyi düşündüğü devrim (dönüşüm) Rönesans aydınlarınca dışta yapılmaya çalışılır. İlk dönemlerin kutsal ve bütüncül simya anlayışı, modern kimyaya; astroloji anlayışı, modern astronomiye; maji anlayışı, modern bilime dönüşecektir.” (s. 89)

“Kelam (nous), Tanrı ve kâinat arasındaki ve sabit prototipler âlemi olan âlem-i ma’kul ile daima değişen fenomenlerin âlemi olan âlem-i mahsus arasındaki aracı bir etkendir. Tıpkı bir duvara yapılan bir tablonun, o resmi yapan bir ressamın varlığına delil olması gibi, aşağı âlem de yukarı âlemin bir delilidir.” (s. 98)

“Arapça Hermetik eserler içerisinde belki de en önemlilerinin müellifi, Balinas, Bilinis, Buliniyas, Ebullun gibi okuyuşlarla Müslümanlar arasında tanınan Kappadokia, Tyana’dan (Kemerhisar) Apollonios’tur (Balinus Tuvani, Latince Belenus). (Bazen Papus müstear ismiyle de anılır.) Doğum tarihi yaklaşık olarak Hz. İsa’nın (a.s.) doğumu sıralarıdır. Onun da doğumu esnasında annesi bazı mucizelere şahit olmuştur. Zengin ve seçkin bir aileden dünyaya gelmişti. On dört yaşındayken, babası onu ilim tahsili için Tarsus’a yolladı. Daha sonra Ege’ye geçti ve burada bazı Stoacılar ve Pythagorasçılar tanıştı. Kendisine Pythagoras’ı örnek aldı. Ölünceye kadar tam bir çileye girdi. Her çeşit hayvani gıdadan uzak durdu, şarap içmedi, sert yerlerde yatmayı adet edindi. Beş yıl tam bir sükût orucu içerisinde yaşadıktan sonra, seyahate çıktı.” (s. 105)

“Der ki: “Kim bir kardeşine bir iftira atarsa, o iftira ile cezalandırılmadıkça o kimse kurtulamaz. Peki, iyiliklerin ma’deni olan Allah’a kötülüklerin müsebbibi olduğu iftirasını atan kimse nasıl kurtulacaktır?” (s. 123)

Eski manevi kimyada, dönüştürme işlemini yapmak için önce bir “iksir” (elixir vitae) ya da “filozof taşı” hazırlanırdı. (s. 139)

“Cabir B. Hayyan, Kitabu ‘r-rahme ‘sinde “kuvva-i ruhaniyye” konusunu işler ve şöyle söyler: “…aralarında kalın bir pirinç levhası olsa da mıknatıs ile demir birbirlerini çekerler. Bu güç “el-hassa” tabiri ile ifade edilir ve nesnelerin cisimlerinde saklı bulunup ancak bir başka nesneye yaklaştırıldığı zaman ortaya çıkan, görünmeyen ve hissedilmeyen, gizli bir güç gibidir… “Cisimler arasında da tıpkı insanlarda olduğu gibi bir sempatik esaslar vardır İhvan-ı Safa, Resailinde (II, 1 10) ve Ebu Hayyan et-Tevhidi el-İmta’sında bu özelliğe “ülfet” adını vermişlerdir. Cisimlerin de aralarında tıpkı insanlarda olduğu gibi bir imtizaç ve tezevvüç söz konusudur. (s. 143)

“Her ne kadar sistemi daha sonraları Meşşailerce benimsenecek olan bir şahsiyetse de, Kindi’nin tamamen kendine ait olan ve Meşşailerce benimsenmeyen bazı görüşleri de vardır. Kindi, Yeni Pythagorasçılıkla sonraki Meşşailerden çok daha fazla bağlantılıydı. Ona göre, âlemin hilkati, ba’s ve haşr, nübüvvet gibi konular, akli diyalektik ile üstesinden gelinebilecek konular değildirler.” (s. 159)

Aktaran: İbrahim Orhun Kaplan

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir