Kucağına Sinilen Kaldırımlar

enes can

 

Yaşamsal öykü; günlük hayatta karşılaşılan gerçek olay ve kişiler üzerinden öyküleştirme denemesidir. Bu projeBilal Can‘ın önerisiyle hazırlanmış olup, insanların; hayatın çıkmaz sokaklarında, metropollerinde yaşadıkları olay ve durumlara farklı bir bakış açısıyla – olaya çok müdahil olmadan – kimi zaman öyküleştirerek aktarılmasıdır.

***

Bazen tek nefeslik ve bazen aldığımız nefes adedince durakladığımız hayatlar var. Mefhum nefeslerden arta kalan kırıntıların izine düşmek, bohçasını geçmişle doldurup, geleceği bir manzara güzelliğiyle seyretmek. Seyr-i âlemin minyatürü olan insan. İnsan, toprak kokusu ve biraz da katık kokusu.

Kişi Hakkında Bilgidir:

Hayat lokomotifinin yolcularından biriydi İsmail Dayı. Ayaza yatkın, metropol tutkunu memleketin, ince yağmur damlarıyla yumuşamaya başladığı bir günün kerahet vaktinin ardından gelen aksak adımların sahibi.

Hayat menziline epey yaklaşmış müşterileriyle dolu sıcak bir çay ocağının, soğuk bahçesinde; bir ben, bir de İsmail Dayı. Kelime gelgitlerinin ardından kalan bir kâğıt ve mürekkebi anlatamayışlardan tükenmekte olan bir kalem. Bardak dibi kalınlığında bir gözlük, 2013 takvimi ve iki çay…

Kişinin Hayatına Dair İzlenimdir:

İçilen tütünün dumanında harfler tüter okumasını bilene, ağlamak için bir sebebi olmalıydı insanın ve insan en çaresiz anında sarılır iki eliyle çay bardağına. Yazmak için okumak gerekir. Neyi, ne kadar… İnsanı okumak, hayatı okumanın en kestirme yolu.

Kişiyle Konuşma Denemesidir:

Selamın en hayırlısıyla;

– Yalnızlık; nedir bilir misin sen İsmail Dayı? Neden yalnız hisseder kendini insan en mahşeri tarafların ortasında. Yalnızlık hangi öğenin eksikliğinin bir sonucu. Her nesnenin yerine yeni bir nesne, yüklemler zaten sürekli değişmekte. Özneye kendimizi koyduğumuz için mi hep yalnızız?

Sahi yalnızlık doldurulabilir bir şey mi?

 Bir gece uykun kaçar, ne giydiğin kalın kazaklar ne de örtündüğün örtüler ısıtır seni.

İnsanlar ölmek için uyuyor artık, belli ki de bir prova bu.

– Yalnızız genç; biz her zaman yalnızdık zaten. Uykusu kaçanlardan değilim ben, uykuyu unutmuş olanlardan. Gece ve gündüz kavramına uzak, bazen gündüzler gece; bazen geceler gündüz.

Bir gece yürürsün tek başına, ne yürüdüğün sokaklar ne de kucağına sindiğin kaldırımlar senin kadar yalnızdır.

Dirilerden bir fayda görmedik, mezar taşlarına sarıldık. İnsanlar farkında değil ev dedikleri şeyin konforlu birer mezar olduğunun. Onlar pencerelerini yine dünyaya açıyorlar tek fark bu belki de. Sıcak olan her şeye uzak, sıcak olan her şey bize zaten uzak. Soğuk ağladık biz ve artık soğuk bir tebessümle gülüyoruz; gözyaşlarımı sakladığıma bakma sen “gözyaşlarımın kokusu sinmiştir üzerime” anlarlar diye korkuyorum.

– Biz yalnız olmayı bile beceremiyoruz be İsmail Dayı! Biz yalnızlığın içinde hep kalabalık, kalabalıklığın içinde hep yalnız…

Tökezledik ömrümüzün baharında, baharlar karlarla örtülüydü. Geceleyin güneş aradık, gündüzleri izledik yıldızları. Kabuk bağlamış yaralarımız var, kangren olmuş taraflarımızdan bahsetmeyeyim sana. Sen bir çay içimlik daha kelime döksen düne, bugüne, yarına bir dua niyetine;

düne;

bir sigara külünden geriye kalan ne ise, odur. Dumanı içimizde, geriye kalansa sadece küldür.

Bugüne;

sıcak bir çayın tüten buharı ne ise, odur. Hayat sıcağı sıcağına tat verir, buharı bitmeden çay bitmelidir.

Yarına;

yeni doğmuş bir bebeğin yarını ne ise, son nefeslerini almakta olan ihtiyarın yarına da odur.

 

Enes Can

 

Fotoğraf: Enes Can

 

 

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir