Yapay Zekâ ve Bilim Kimin Geleceği Olacak? – 1

Geleceğin dünyasını ve teknolojisi konuşulduğunda en önemli başlıklardan birisi hiç kuşkusuz geliştirilmiş yapay zekâ ve akıllı robotlar meselesidir. Yapay zekâyı kabaca “bilgisayar ya da bilgisayarın kontrolü altında bulunan ve çeşitli faaliyetleri insana benzer şekilde yerine getirme kabiliyeti.” olarak tanımlayabiliriz. Yapay zekâ hakkında yapılan bilimsel araştırmalara baktığımızda, insanın düşünme biçiminin analiz edildiğini ve elde edilen verilerin bu analizlerden çıkarıldığını görürüz. İlk bakışta daha önceden programlanmış bir bilgisayarın düşünme girişimi diyebileceğimiz bu durum, bugün geldiğimiz noktada öğrenebilen ve insan zekâsından bağımsız bir şekilde gelişebilecek bir yapıya doğru evriliyor.

Dijitalleşme çağında, insan aklıyla yarışacak hatta bununla da kalmayacak ve onu aşacak bir yapay zekânın varlığı kimi bilim adamlarını umutlandırırken kimilerini de korkuya sevk ediyor. Aslında bu durum yapay zekâya yüklenen misyondan kaynaklanıyor diyebiliriz. Yapay zekânın, gelecek otuz yıl içinde insan zekâsını birkaç bin kat aşacağını ve doğal olarak insan-yapay zekâ sorunuyla karşılaşacağımızı iddia edenler meselenin bu tarafı üzerinde sıklıkla konuşup bizi bekleyen bazı tehlikeleri sıralıyorlar.

Bir kısım bilim adamı ise yapay zekâ ile bilimsel gelişmenin çok daha hızlanacağını, insan hayatının her geçen gün daha kolaylaşacağını bu nedenle de yapay zekânın gelişimiyle ilgili karamsar bir tablo çizmeye gerek olmadığını söylüyor. Üçüncü bir fikir ise yapay zekânın hızlı gelişiminden önce bu konuda bazı temel etik anlayışların geliştirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu adımların atılması halinde ilerleyen süreçte bir sıkıntı yaşanmayacağını aksi durumdaysa kontrol dışına çıkabilecek potansiyele sahip, insan aklını ve zihnini aşması muhtemel bir yapay zekânın insanoğluna sorunlar çıkaracağını iddia ediyorlar.

Evrenin oluşumu ve evrimi ile ilgilenen Amerikalı ünlü bilim adamı Max Tegmark da dünyada yankı yapan çalışması “Yaşam 3.0” ile, hem teknoloji hem de yapay zekânın geleceğiyle ilgili temel etik sorunlarından bahseden yazarlar arasındadır. MIT fizik profesörü ve “Yaşamın Geleceği Enstitüsü” başkanı olan Max Tegmark, dijital çağın içinde yetişen yeni kuşağın eğitilmesinin gerektiğinden bahsettiği “Yaşam 3.0-Yapay Zekâ Çağında İnsan Olmak” kitabında şunları söylüyor:

Gençlerimizi, teknolojinin eline büyük bir güç vermeden önce onu sağlam ve faydalı yapmaları konusunda eğitmeliyiz. Teknoloji onları hükümsüz yapmadan önce yasalarımızı modernleştirmeliyiz. Otonom silahları içeren bir silahlanma yarışına dönüşmeden önce uluslararası çatışmaları çözmeliyiz. Yapay zekâ, eşitsizlikleri artırmadan önce herkes için zenginliği garanti altına alan bir ekonomi kurmalıyız. Standartlarımızı güçlü makinelere öğretmeye başlamadan önce bazı temel etik standartlar konusunda anlaşmalıyız.”   

Hafıza Kuvveti

Son yıllarda bilgisayarların belleklerinde ve hesaplama kabiliyetlerinde yaşanan büyük atılımla yapay zekâda olağanüstü diyebileceğimiz bir gelişme yaşandığı artık yadsınamaz bir gerçek. Fakat yine de makine öğreniminin olgunlaşması ya da gelişmesi dediğimiz şey çok daha farklı bir konu. 1997 yılında Amerika’da IBM tarafından geliştirilen ve o dönem “Dünya Satranç Şampiyonu” olan Garry Kasparov ile oynayıp kazanan Deep Blue isimli bilgisayar, makinaların öğrenme meselesinde bize bir şey öğretti. O da makinelerin öğrenmede o gün için yetenek sahibi olmadığıydı. Deep Blue, Kasparov’a yenildiği oyunun devamında bu kez rakibini 4-2 yenmiş ve zaferini ilan etmişti. Ancak buradaki başarı incelendiğinde bu bilgisayarın insanı yenerken en önemli avantajının öğrenme değil “bellek” ve “hesaplama hızı” olduğu gerçeğiydi. Kaldı ki Deep Blue’nun sahip olduğu bu hesaplama zekâsı da yine bir grup insan tarafından yapılmıştı. Neticede Deep Blue, kendisini geliştiren insanı çok hızlı hesap yapabilme ve bunun sonucu olarak da oyun içerisinde yapılması muhtemel milyonlarca hamle potansiyellerini hatasız analiz ederek rakibi olan bir başka insanı -Garry Kasparov’u- yenmişti.  

Yine IBM tarafından üretilen bir başka bilgisayar “Riziko” adı verilen bir yarışma programında rakibi olan dünya şampiyonunu yenmişti. Ancak burada da “makinenin öğrenmesinden” değil de sıra dışı bir hafızadan ve hızlı programlanmış bazı yetilerden bahsetmek gerekiyor.

Teknolojide Yaşanan Dev Patlama

Son dönemde yaşadığımız tüm bu gelişmeler için bir nevi teknolojik patlama tanımını yapabiliriz. Dijital çağa girdiğimiz ilan edilirken küresel düşünce sayesinde dünya küçük bir köye dönüşüyor ve bilginin elde edilmesi ve dolaşımı da büyük bir hızla yapılıyor. Küresel şirketler kendi alanlarında dev projelerle ortaya çıkıyor, birbiri ardına yenilikleri insanların gündemine sokuyor. Güney Kore’de dizüstü bilgisayarı pilinin yarısı büyüklüğünde ve bir dakikada şarj edilebilen buna rağmen iki kat enerjiyi depolayan bir pil üretiliyor. Enerji, sektöründe daha kolay ve daha ucuz enerji ihtiyacı sorununu çözmek için çalışan Finlandiyalı bir şirket hem ucuz hem de en yakın rakibinin iki katı enerji verimliliğine sahip enerji panelini üretiyor hatta bunu piyasaya da sürüyor. Bir Alman firması süper iletken özelliğine sahip yeni bir tür kablo geliştiriyor ve bu buluşla enerji sektöründe devrim yapabiliyor.

Kaliforniya eyaletindeki bir şirket kanser hastalığıyla ilgili bir ilaç geliştirdiğini ve ilacın ikinci aşamada olduğunu duyuruyor. Bahsedilen bu ilaç, en sık karşılaşılan kanserojen mutasyonları taşıyan hücreleri tanıyabilecek ve onlara hemen saldırabilecek şekilde vücudun bağışıklık sistemini donatmayı başaracak. Tüm bu gelişmelere baktığımızda artık şunu açıkça görebiliyoruz; daha önce insan zekâsıyla yan yana gelmesi mümkün olmayan, insanla rekabet edebilmesine ihtimal dahi verilmeyen robotik zekâ bugün geldiğimiz noktada büyük bir gelişim gösterdi ve kendisini geliştiren insanı geçmeye başladı.   

Fayda mı Zarar mı?

Şu an için yapılan çalışmalara bakıldığında yapay zekânın istendiği takdirde olumsuz hatta yıkıcı işler için kullanışlı bir araç olabileceği öngörülüyor. Yapay zekâ çalışmalarının insanı tembelliğe sevk edeceği de konuşuluyor. Yapay zekânın mevcut olması nedeniyle bazı iş ve çalışma sahalarında insan sayısının düşeceği iddia ediliyor. Ayrıca kendisine karşı koyulamayacak bir seviyeye çıkabilme endişesi, sosyal ve ekonomik alanlarda söz sahibi olma potansiyeli de yapay zekânın zararları arasında sayılıyor.

Madalyonun diğer tarafına bakarsak yapay zekânın insana sağlayacağı olanaklarla bilim adamlarının yıllarını alabilecek bilimsel çalışmalar daha kısa sürede ve mümkün olan en doğru sonuçlarla elde edilebilir. Hastalıkların tespitinde, aşı geliştirmede ve bu aşıların kısa bir zaman dilimi içinde üretilmesinde de yine yapay zekâdan faydalanmak mümkün. Ekonomik alanlarda yapay zekânın sağlayacağı veri ve analizlerle doğru kararlar almak da imkân dâhilinde. Ham madde ve üretim noktasında yapay zekâyı kullanan insanlar bu açıdan daha kolay ve daha hızlı istedikleri sonuca ulaşabilecekler. En önemli faydası ise bilim ve teknoloji anlamında yaşadığımız gelişim hızının çok daha artacak olması.

Eksileri ve artıları ile kabaca izah etmeye çalıştığımız yapay zekâ teknolojisi; bu teknolojinin kötüye kullanılmaması ya da kötü amaçla kullanılacağı noktaların belirlenerek engellenmesi için teknolojiyi geliştirenlerin ve ona sahip olacak olan devletlerin mutlaka hukukî düzenlemeler yapmasını gerekli kılıyor. Önümüzdeki elli belki de yüz yıl içinde tasarlanan bilimsel çalışmalar için yapay zekânın olmazsa olmaz olarak görüldüğü gerçeğini unutmamamız gerekiyor. Belki de bu noktada fizikçilerin, tarihçilerin ve fütüristlerin bizi beklediğini söyledikleri geleceğe bakmakta fayda var. Yakın gelecekte yaşanacağı söylenen bilimsel gelişmelerin en önemli parçası olan yapay zekâ bu açıdan bakıldığında da ayrı bir anlam ve önem kazanıyor.

Yakın Gelecekteki Teknoloji

İsrailli tarihçi Y. Noah Harari, yakın zamanda birbiri ardına yayımladığı “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” ve “21. Yüzyıl İçin 21 Ders” isimli kitaplarla bir anda dünyanın ilgi odağı olmayı başardı. Dünyada 30 milyondan fazla kopya satan ve yazarını bir anda küresel bir simaya dönüştüren bu eserlerle, karşımızda klasik bir tarihçi ve klasik bir tarih kitabı olmadığını gördük. Olası gelecek senaryolarını kendi perspektifinden değerlendiren, teknolojiyi ve dijital çağı sadece bir tarihçi olarak değil, aynı zamanda bir fütürist ve düşünür olarak da okuyan bir isimle karşı karşıyayız. Harari, aslında bunlardan çok daha fazlasıdır çünkü taşıdığı kimlikler bu kadarla sınırlı değil. Kendisi tarihçi olmasının yanında gelecek yüzyıla dönük tahminlerini, öngörülerini ilk evrim sürecinden alıp bugünlere getiriyor ve yarına dair kurguladığı dünyanın okumasını yapmayı ihmal etmiyor. Harari’nin başlangıç noktası evrim teorisidir ve her şeyi bu düşünce üzerine bina ediyor. Harari’ye göre evrimleşerek bugünkü “modern insan”a dönüşen insanoğlu “transhümanizm” ve “post hümanizm” süreçleriyle birlikte sonunda tanrılaşacak.

Eserlerinde yarını kurgulayan sadece Y. N. Harari değil elbette. Harari gibi gelecek yüzyılın teknolojisi nasıl olacak ve o teknolojiyle birlikte nasıl bir insanla karşılaşacağımız üzerinde düşünen isimler arasında ilk aklımıza gelenlerden arasında Ray Kurzweil ve Max Tegmark gibi mucit ve bilim adamları da sayılabilir. Bu isimler de kaleme aldıkları kitaplarla hem gelecek yüzyılı hem dijital çağı hem de tekilleşmeyi işliyorlar. Bu arada bu fikirler Hollywood aracılığıyla bilimkurgu ve distopya tarzında filmlerin senaryolarına konu oluyor. Böylece bu küresel düşünce ağının dışında bulunan bizler de bu yeni dijital ve modern dünyaya sert bir fikrî geçiş yerine daha gri bir alandan daha soft bir girişle adapte ediliyoruz.

Bu dünyada bize biçilen rol elbette tanrılaşan insan değil, mutlu ve kurucu olan azınlığın ihtiyaçlarını karşılayacak işçi sınıfı olmak. Onlar da Descartes’ten bugüne gelen “tabiatın efendileri” olma fikrinin gerçeğe dönüşmesini sağlayan mutlu elitler olacak. Yoksa bütün bu büyük teknolojik gelişim, dünyanın farklı noktalarında aç kalmamak için çalışan insanların hizmetine sunulacak şeyler değil. Bu düzende din, gelenek, millî ve manevi değerlere yer verilmediği gibi kimliksiz ve cinsiyetsizleştirilmiş bireyler de yenidünyanın kurucuları olacak. Belki de Harari’nin Yahudi ve eşcinsel kimliği, bu fikirleri üretmesinin bir yansımasıdır. Neticede küresel olarak ortaya konan dijital çağ düşüncesi yavaş ama emin adımlarla yol almaya devam ediyor. İnsanı ölümlü kılan bedenden kurtulmaya çalışan bu güruh, kurguladıkları yenidünyada dinin olmayacağını savunuyorlar.

Peki, bu saydığımız ve saymadığımız bilim adamı, mucit, fütürist ve tarihçi kimliğine sahip isimler nasıl bir teknolojiden bahsediyorlar? Bu teknoloji içerisinde insan tanımı değişecek mi? Eğer değişecekse nasıl bir insanla karşı karşıya kalacağız? Bilimkurgu filmlerindeki gibi cyborglar, yani yarı insan yarı robot sonrasında da bedeni ortadan kaldırılmış ve bilinci bir server’a kopyalanmış böylece de ölümsüzlüğü bulmuş bir insanla mı karşılaşacağız? Üretilecek teknoloji, yaşanacak bilimsel gelişmeler kimler için yapılıyor?

Davut Bayraklı

 

KAYNAKÇA

KURZWEIL, Ray, İnsanlık 2.0: Tekilliğe Doğru Biyolojisini Aşan İnsan, Mine Şengel (çev.), İstanbul: Alfa Yayınları, 2018.

TEGMARK, Max, Yaşam 3.0: Yapay Zekâ çağında İnsan Olmak, Ekin Can Göksoy (Çev.), İstanbul: Pegasus, Haziran, 2021.

YUVAL NOAH, Harari, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Ertuğrul Genç (çev.), Kolektif Kitap, İstanbul, 2016.

YUVAL NOAH, Harari, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi, P. N. Taneli (Çev.), Kolektif Kitap, İstanbul, 2016.

DAĞ, Ahmet, İnsansız Dünya: Transhümanizm, Ketebe Yayınları, İstanbul, 2020.

DAĞ, Ahmet, (2017). Hümanizmin Radikalleşmesi Olarak Transhümanizm. Felsefi Düşün-Akademik Felsefe Dergisi, 0(9), 46-68.


Yazı Dizisi

İnsanın Dizaynı ya da Trans Hümanizm
Teknolojik Tekilleşme
2050’de Nasıl Bir Dünya Olacak?
2070’de Nasıl Bir Dünya Olacak?
2120: Yüz Yıl Sonraki Dünya
Gelecek Yüzyıl Modern İnsana Ne Vadediyor?

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir