Kafesin Biri Bir Kuş Aramaya Çıktı: Mekân Kuran İnsandan Mekân Arayan İnsana

Bachelard, mekânın zaman ve zihin tarafından, dil aracılığıyla nasıl doldurulduğunu, bir biçimde kalıplaştığını ya da katılaştırıldığını analiz eder Mekânın Poetikası adlı eserinde. Evleri, tavan aralarını, caddeleri; hatta sandıkları ve çekmeceleri konu edinir. Yuvayı vurgular. Yuvayı ayrıntısız çizilmiş bir harita olarak görebiliriz. Yuvanın dışı ise haritanın kalanını yani özden bağımsız olanı temsil eder bir bakıma. Orada da sınırlar vardır fakat yuvayı çevreleyen sınırlar kadar muhkem olmayabilir. Kısaca söyleyecek olursak ortadadır ve üzerinde her gün milyonlarcasının çiğnediği ya da uyduğu yasaların, siz buna toplumsal normlar da diyebilirsiniz boyunduruğu altındadır. İnsan bu gerilimli ortamı her gün teneffüs etse de günün sonunda yuvaya döndüğünde sinir harbini bastırmaya da çalışacaktır. Bu bir döngüdür ve hemen her gün yaşanır. Yuvadan bağımsız olan dışarısı belli yasasalar çerçevesinde sınırları çizili olsa da insanlar bu haritanın sınırlarını günbegün değiştirmeye mecbur olduklarının bilincindedir. Bu bilinç “benim sınırımı çiğnemediğin sürece istediğini yapabilirsin!” ölçüsüne reddiyedir esasen. Çünkü bu yaygın düşüncenin beyanı açıktır: “İstediğini yapmak için mutlaka başkalarının sınırlarını ihlal etmelisin yahut yıkmalısın!” Bu ikircikli durum insanın mekânla kurduğu ilişkideki ruh halini betimler bize. Özgürlüğe bu kadar düşkün olup, her fırsatta yeni ihlaller yapmak için kendimizi şartlanmış halde bulmak ikinci bir dilemma. Sınırlarımızı korumak ve mekânımızın özünü meydana getirmek bu bakımdan başlı başına bir mesele gibi görünebilir. Tarih boyunca yaşanmış ve hâlihazırda yaşanmakta olan medeniyet krizleri, toplumsal kırılmalar da aklımızın kurduğu sınırlarla, gerçek dünyada birileri tarafından oluşturulmuş sınırlar ve dolayısıyla mekânlarla çatışma halinde olmuştur. Bu çatışma bireyin önce kendi içerisinde başlattığı ve sonra çevresine yaydığı basit bir bunalım yahut buhrandan öte ona dayatılan ve “şu olmak zorundasın” denilen bir tür kimlik gibi daha çok. Nasıl yani? Toplum olarak birçok dönem baskıya maruz kalmış, zihni anlamda yurdumuzu kaybetmeye zorlanmış ve dil bakımından da çoraklaştırılmaya çalışılmış bir halde olduğumuzun altını çizebiliriz. Kıl çadırlardan itibaren öz yuvasını sadece yatıp kalktığı bir mekân olarak tanımlamamış, özü daha çok cemaat olma şuurunda aramış ve bulmuş bir milletiz. Bu bakımdan Bizim haritamız virane olmamıştır. Mekânlarımız bir şuurun ve özün ürünüydü. Fakat sınırlarımız çok defa talan edilmek istendiği için krizleri ne yazık ki az hasarla da atlatabilmiş sayılmayız.

Özün oluşumu ve kayboluşu: Mekân ya da Mekânsızlık

Mekân bir bilinç. Kime göre? Sözgelimi bugün Amerika’ya göre bilinç midir yahut Avrupa için nedir? Esasen burada kendisinden olmayanlara karşı olabildiğince vahşileşmiş (en azından birçok dönem için geçerli) Batı’nın tesis edebildiği ve her yönüyle onları anlatan mekânın ölçüsü nedir? Yeni dünya düzeni savunucularına bakacak olursak dünyanın hemen hemen tamamı bu ölçüler içerisinde. Açık toplumcular yani. Arzuladıkları şey tek tip insan, tek tip mekân bir ölçüde. Bunu toplum olarak yakinen deneyimlediğimiz için bilmiyor değiliz. Bireylerin kendi içlerinde sınır savaşı verdiği ve bir takım zaafların da doğduğu bu harita oyununu biraz yapboz gibi gözümüzün önüne getirdiğimizde göreceğiz ki parçaların birleşmesi için bize ihtiyaç duyulmuyor. Ya ne peki? Biz sadece kullanışlı argümanlarız bazılarına göre ve bu kullanışlılık yüzyıllar boyu medeniyet krizlerini tetiklemek için işe yaradı. Medeniyet krizleri de bir tür yersizleşmeyi yahut mekânsızlık algısının güçlendirilmesini sağladı. Çünkü bu krizlerin felsefesinde tekâmül yoktu. Ya ne vardı? Yeniden inşâ. Mekân şuurunu bir olmak üzerine tesis etmiş bir toplumun yeniden inşâ sürecine sokulması toplu bir intiharı da beraberinde getirdi. Medeniyetimizi kuran şuurun yapı taşlarını yerlerinden sökerek onları yuvadan uzaklaştırma planı bizi yeni mekânlara mı yöneltti yoksa bizi mekânsızlaştırdı mı? Bu sorunun cevabını aramalıyız. Bilhassa büyükşehirlerde mahallelerimiz nereye gitti, sokağımızı oluşturan haneleri kutu kutu üst üste çakan ve birer getto haline taşıyan “site” anlayışı mekân mı kurdu yoksa mekân mı dağıttı? Bu gibi soruların yanıtları tartışılmıyor bile. Eğer bu krizlerin hedefinde tekâmül olmuş olsaydı medeniyet krizlerinin insanın mekânla kurduğu ilişkideki rolünü olumluyor olacaktık.

Mekânlarımızın Dili

Toplumlar, referans aldıkları mirasların devamını sağlayabilmek için kenetlenirler. Yani bir biçimde dış müdahalelere karşı bir refleks oluştururlar. Çünkü bilirler ki mekânlar her birey için birer kimlik taşır. Kimliği meydana getiren ve bir arada tutan, çimento vazifesi gören şey ise ayakta olduklarının birer nişanesi olan miras yapılardır. Peki bu günden yarına referans olabilecek, ayakta kaldığımızı simgeleyecek mekânlar kurabiliyor muyuz? Pek iyimser olamayacağım bu konuda. Bugün getirildiğimiz nokta, zaten sıkıştırılmış ve hap halini almış, cemiyetimizin duvarlarını yıkan akıl bizi tımarhaneye tıkar gibi apartman boşluklarına doldurdu ve dilimizi kaybettik. Bugün ne yazık ki mekânlarımız konuşma becerisi taşımıyor. Hal böyleyken modern kent, akıllı şehir, postmodern yapılar, her ne kadar gelişimin birer sembolü olmuşsa da bizi özden koparan bir ülküye de sahipler. Bu gerçeği göz ardı etmeden meseleyi etraflıca tahlil etmek gerekiyor. Mimar değilim fakat bu günlerde de sıcak sayılacak bir tartışmayı bu dönüşüm sancılarına ekleyebiliriz diye düşünüyorum. Nedir o mesele? Yatay mimari mi, dikey mimari mi? Her ne kadar teknik bir mesele gibi dursa da yaşam tarzımızı, sınırlarımızı, mahremiyetimizi, yüzlerce yıllık birikimle oluşan değerlerimizin taşıdığı mirastan referansla korumaya çalıştıklarımızı tehdit eden bir yapı anlayışı bugün insanın mekânla kurduğu ilişkiyi sadece “fayda” zeminine çekmiş ve bizi özle kurduğumuz bağı asgari düzeyde kabul etmeye zorlamıştır. Buradan bakılınca meselenin teknik bir meseleden çok politik bir mesele olduğu da açık görünüyor.

 

Mehmet Erikli

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir