O.K Âdem Abi, Z Nesli Tamamdır!

Z Kuşağı, dünya genelinde toplumları etkileyen dinamik ve dönüştürücü bir gücü temsil ediyor. Türkiye’de ise bu kuşak, kültürel normları ve tüketici davranışlarını yeniden tanımlayarak değişimin önünde yer alıyor. Türkiye’deki Z kuşağı gençleri, dünya genelindeki akranları gibi dijital dünyaya doğmuş bir nesil ve Türkiye %15 ile Avrupa’da en büyük Z kuşağı nüfusunu barındırıyor. Bilindiği üzere en çok eleştiri/muhalefet yapan da eleştiriye maruz kalan da bizim neslimiz. Ben bu yazıda neslime özeleştirel bir tavırla içeriden bakmaya çalışacağım.

Biz rahat büyümüş bir nesiliz. Ebeveynlerimiz yaşadığı zorlukları bize yaşatmamak için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar. Tecrübe ettikleri maddi manevi travmaların ardından, çocuklarına güzel bir gelecek sağlama kaygısıyla büyük bir özveride bulunarak bizleri el bebek gül bebek yetiştirdiler. “Aman evladım hiçbir şeyden geri kalmasın” diyerek evlatları için her şeyi düşünüp temin etme çabaları bizleri hazırcı ve tüketici bir nesil haline getirdi. Ailelerin, çocuklarının eğitim öğretim hayatına aşırı dahil olmasıyla öğretmen-öğrenci ilişkisi büyük bir darbe aldı. Okuldaki hemen her şeye ailelerin müdahil olması, hatta çoğu zaman aşırı ve gereksiz tepkileri bizim nesilde sorumluluk bilincinin gelişmesini engelledi. Fail fiilinden sorumlu olmalıdır; velilerin bu kadar etkin rol aldığı eğitim sisteminde bir genç nasıl sorumluluk bilincine erişebilir?

Pek çok şeyi beğenmeyen, her şeyi büyüklerinden veya devletten bekleyen bir tavır içindeyiz. Sanki, bizden büyük herkes, her yapı, her kurum ve kuruluş bize hizmet etmek için var. Şikayet ve yakınma söz konusu olduğunda sesi bizden gür çıkan kimse yok. Nereye kadar bu pasif durumda, üstelik muhalif pozlar takınarak durmayı sürdüreceğiz? Hepsinden öte bizim muhalefetimize bilinç eşlik ediyor mu? Türkiye’de kitap okuma oranlarının her yıl düşmesi, Z neslinin bilgi edinme hususunda her türlü geleneksel yöntemden giderek uzaklaşması, hızlı edinilmiş fakat hazmedilmemiş bilgilerle sığ bir bilince doğru sürüklenmesi ve aynı zamanda kibir duygusuna göz kırpması endişelenmemizi gerektirecek bir manzara arz ediyor. Üstelik sanal dünyaya ve sosyal medyaya bağımlı olarak her geçen gün gerçeklik algısını daha da yitirmesi Z neslini hayatın sertliğine karşı savunmasız kılıyor. Hayatın haşin gerçeklerine karşı dijital birkaç hünerden başka numaramız yok! Amerikan McKinsey Sağlık Örgütünün yaptığı anketler, 18-24 yaş aralığındaki gençlerin, arkadaşlarıyla sohbet etmekten daha çok birlikte online bilgisayar oyunu oynamayı tercih ettiğini ortaya koyuyor. Bu oyun arkadaşlığının hakiki ve samimi bir dostluk olduğunu söyleyebilir miyiz? Böylesi dostluk nasıl bir sınanmaya tâbi tutulabilir ve ne kadar güven verebilir?

Z kuşağına mensup YouTube izleyicilerinin %73’ü platformun bir konu hakkında farklı görüşlere sahip insanları dinlemek için en iyi yer olduğunu düşünüyor. Ayrıca kendinden önceki nesilleri  aynılıkla suçlayan Z kuşağının yarısından fazlası sosyal medyada %67 benzerlik oranı ile aynı kanalları/kullanıcıları takip ediyor. Mesela arkadaşlarıma internette gördüğüm herhangi bir olayı anlatırken neredeyse hepsi “Evet ben de gördüm” diyerek karşılık veriyor. Hatta konuşma uslübumuz dahi sosyal medya jargonuna göre değişiyor. Bu noktada Z kuşağının kendince bir farklılık kümesi içinde tek tipleştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Daha da ileri gideyim: Bizden önceki kuşakları da kendimize benzetiyoruz!

Yine Z kuşağının, dijitalleşme ile beraber algıya en açık kuşak haline geldiğini söylemek yanlış olmaz. Sosyal bir deneye göre yalan haberlere verilen tepkiler ölçülmüş ve haberin doğruluğunu sorgulamayan kitlenin en çok 19-27 yaş arası grubun olduğu görülmüştür. Sanal dünyanın ve sosyal medyanın sağladığı görece konfor alanında internetle çığ gibi patlayan algılar ve manipülasyonlara karşı en savunmasız grubun yine Z kuşağı olması da şaşırtıcı bir durum değil diye düşünüyorum.

X ve Y kuşağına göre daha müreffeh yaşayan Z nesli, dijital erişim araçlarını iyi kullanması sayesinde dünyadaki gelişmeleri takip edebiliyor ve bu nedenle de gündeme ve sisteme daha çabuk kanalize olabiliyor. Bu iyi bir şey mi? Güya muhalif bir nesil olduğumuzu iddia ediyoruz ama mevcut dünya sisteminin değirmenine en fazla suyu da biz taşımıyor muyuz böylece? Mesela bizi Z kuşağı olarak tanımlamalarına bile muhalefet edemiyoruz, bu tanımlamayı reddedemiyoruz. Etkin görünen edilgin bir güruha dönüştük. Bunun farkında mıyız?

Z kuşağı sürekli “Sen en iyisine lâyıksın”, “Sen bir taneciksin,  mükemmel yaşa”, “Sen bunu hak etmiyorsun” söylemlerine muhatap oluyor. Bu söylemler neslimi müesses düzenin bir parçası ve destekçisi yapmak dışında hiçbir şey vaat etmiyor açıkçası. İnsanı gayretten uzak tutan, uyutan söylemler. Ben uyanmaya çalışıyorum artık. Bıktım bu içi boş safsatalardan. En iyisine ancak en iyiler lâyıktır. Hepimizin mükemmel yaşayacağı bir dünyada mükemmelliğin bir anlamı olmaz. Ve herkes hak ettiğini yaşar. Sırf bir nesle mensup olmak insanı ayrıcalıklı kılamaz, kılmamalı. Bırakalım bu muhalif tavırları, bu bizi tembelliğe ve hazırcılığa daha da alıştırıyor. Gayret etmezsek 30’lu yaşlarımızda hayata karşı daha da savunmasız hale geleceğiz. Hepimiz aynı gemideyiz, bu yazı dostane bir uyarı için yazıldı. Çünkü biz kendimizden büyükleri küçümsemekte fazla cüretkârız! Böylesi bir yazıyı Z nesline mensup olmayan biri yazsa “Ok boomer” deyip geçmeyecek miydik?!

Fethullah Polat

 

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Muhammed Furkan , 12/06/2024

    Bulunduğu toplumda fert olmanın hakkını vermeye çalışan Fethullah kardeşimi tebrik ediyorum. İnce seziş ve analizlerle örülmüş bir yazı. Eline sağlık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir