“A” Aynı Zamanda “B” Olamaz

Hürriyet kavramıyla özgürlük arasındaki farkları masaya yatıralım diyorum. İzafi kavramlar bunlar. Hal böyle olunca biri özgürlüğe hürriyet bir diğeri hürriyete özgürlük etiketi yapıştırıp yürüyüp gidiyor.

Evet haklısın. Fakat önce şu kavramların ne olduğuna bir bakalım. İlk olarak hürriyet kelimesini ele alalım. Politik açıdan yaklaşırsak bu kavramın bağımsızlığa atıfta bulunduğunu görürüz. Peki, neyin bağımsızlığıdır bu? Her bakımdan zorlama bir düşünceye, dikte edilen sisteme karşı cephe olarak da okuyabileceğimiz bu kavram, sosyolojik alanda şöyle tarif ediliyor ekseriyetle: “İnsan haklarıyla ilgili olan her şey…” Vay be dedirtiyor değil mi? Ne kadar da kilit ve güçlü bir kavrammış bu meğer. Ancak birçok kavramda olduğu gibi bunda da bazı sorunlarla karşılaşıyoruz. Mesela insanın kendi hürriyetini belirleme lüksü yoktur. Yasaların ve toplumsal normların dışında kendimize hürriyet alanı açamayız. Sadece haklarımızı koruyan birtakım merciler ve kurumlar vardır. Bu mercilerin başı hukuk. Yalnız insana güvence veremeyecek kadar güdük bir işleyişi var. Şimdi anayasacı hukukçular kızar bu söylediğimi duyduğunda. Laf aramızda hürriyet, devletleri düşündüğümüzde biraz da keyfi bir alandır. Sözgelimi Fransızların hürriyet anlayışıyla, İngilizlerin hürriyet anlayışı taban tabana zıttır. Meseleye kendi ölçülerince yaklaşmışlar ve kendi tatlı canlarının keyfiyetiyle hareket etmişlerdir.

Buna itirazım var abi. Şimdi sen insanın hürriyetini kendi belirlemeli gibi bir göndermede bulunuyorsun. Bu tehlikelidir bana göre. Eğer toplumsal normlar dışında kendi yasalarımızı ferdî olarak “hürriyetimizin” bekâsı için düzenleyecek olsaydık keşmekeşten kurtulamazdık.

Sen de haklısın. Buna da demokrasi diyorlar. Normal şartlar altında iki kişinin haklı olması çelişmezlik ilkesine bile ters takla attırırken şu ikili mutabakatı ve paylaşımcı “haklılığı” daha şık görünsünler diye demokrasi üzerinden sunmak iyi bir numara.

Abi lafını yine bölüyorum ancak, konuyu da biraz dağıtacak biliyorum da şu çelişmezlik olayını biraz açabilir misin?

Basit bir ilke bu aslında. Yasa olarak adlandıran da var. Mantığın ilkelerinden biridir. Aristo’dan miras. Şöyle de denebilir: “Bir şey, aynı zamanda hem kendisi hem de kendisinden başkası olamaz.” Sembolik anlatıda “A aynı zamanda B olamaz” şeklinde ifade edilebilir. Yani sözün özü iki kişi bir nesneye ya da fikre “A” demiyorsa bunun aksine sana göre “A” olabilir fakat bu bana göre “B” kardeşim diyorsa çelişmezlik yasasını ihlal etmiş olur. Tabiî mantık açısından bu böyle. Fakat bu bakış, demokrasidir. Demokrasimizin mantık hatalarıyla dolu olduğunu da hatırlatmakta fayda var. Meramımı anlattığımı düşünüyorum.

Sen de haklısın abi.

Keşke çelişmezlik yasasına uyacak bir yaklaşım geliştirsen.

Doğru diyorsun da ne düşüneceğimizi şaşırmış vaziyetteyiz. Şu çağda fikrinin hakkındansa, cebinin hakkını düşünen adamların yanında çıldırmamak elde değil.

Neyse, bak konuyu çok böldün. Hürriyet, özgürlük derken nerelere geldik. Hürriyet için diyeceğim son şey şudur: Birçok filozof hürriyetin içinde “irade”nin olduğunu söyledi, söylüyor. Evet, bu alanı oluşturan bir irade var. Bunu yadsıyamayız fakat bir toplumun iradesi, bir başka toplumun hürriyet anlayışıyla karşı karşıya gelebiliyor. Sonra bu hürriyet dediğimiz şey masa başında bile tasarlanabiliyor. Anlayacağın çok esnek bir alan bu alan. Bence bu bakımdan özgürlükten çok demokrasiyle akraba… Onunla karıştırılsa yadırgamam esasen.

Peki özgürlük?

Özgürlük tekil bir kavram. Bireyci bir anlayışın ürünü. Fakat ilk anlamından çok uzakta şimdilerde. Neredeyse yasalarla belirlenmiş durumda. Özgürlük yasa tanımaz bir alandır oysa. Kendisine dayatılan tüm kuralları iter bünyesi. Peki, özgürlüğün insan haklarıyla ilişkisi yok mu, normların dışında mı değerlendireceğiz bu kavramı? Öyle değil tabiî. Daha kapsayıcı ve “benci”dir özgürlük. İnsan haklarından fazlasıdır. Doğal hakların getirdiği bütün alanlar bu kavramın emrindendir. Nerede yaşayacağıma, nerede çalışacağıma ya da hayatımı kiminle birlikte geçireceğime karar verme hakkı benimdir. Diğer kişilerin haklarına saygılı olduğum sürece, dilediğim şeyi yapmamı kimse zorla engelleyemez ya da durduramaz. İşte tam olarak özgürlüğü böyle anlayabiliriz. Bu da Locke’un doğal haklar geleneğinden bir çıkarımdır. Tabiî tek bir bakış yok bu konuda. Mesela, kendi hareketlerini kontrol altında tutabilme becerisidir bir bakıma. Bu da daha sınırlayıcı görüş. Hume’un bakışına göre: “Özgürlükten, isteme belirlenmeden eylemde bulunmayı yani nedensiz eylemde bulunmayı ya da bir şey istemeden gelişigüzel eylemde bulunmayı anlarsak o zaman özgürlük yoktur.” Bu daha sağlıklı bir durum galiba.

Evet, abi şimdi biraz daha oturdu kafada. “Immanuel Kant‘a göre özgürlük bir ide’dir. Bu aynı zamanda insan aklının ürettiği ve insanın sahip olduğu bir olanağa ilişkin bir fikirdir. İnsanlar yaşarken istediklerini, eğilimleri, çıkarları belirleyebileceği gibi saf aklın ürünü olan ahlak yasası dediği bir yasa da belirleyebilir” diye okumuştum. Bu da Hume’un aksi bir görüş.

Bence en iyi görüş Adorno’nunki. İşi bitirmiş adam. Aldığım en yararlı notlardan biriydi bu konuda: “Özgürlük hiçbir zaman dayanaklı değildir, her zaman tehdit altındadır. Mutlak belirlilik her zaman özgürlük yoksunluğudur.”

Şimdiki zamanı özetlemiş; şimdiki zamandan bakmasa da.

Mehmet Erikli

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Mg , 23/10/2017

    Kafam durdu bey nim buz kesti algılarım yok anlamıyorum anlamak istemiyorum hiç bir şey olmasa keşke.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir