Entelektüel Bir Moda: Tanpınar

 Yeni yazarımız Beyaz Arif Akbaş’dan Tanpınar modasına yönelik nitelikli bir eleştiri yazısı.

***

“Ben masalı olan bir adamdım…” diye Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir sözü vardır. İnsanlar genelde masal dinlemeyi/söylemeyi oldukça severler. Son günlerde, Tanpınar hakkında yazıp çizmek konusunda bir moda aldı başını gidiyor. En son Milliyet Gazetesi’nden Zeynep Miraç; Tanpınar ve modernleşmenin zihniyet dünyası hakkında bir kitap yazmış olan Besin F. Dellaloğlu ile bir söyleşi yaptı. Ben de, son beş-on senenin modasına kapılıp bu konuya dair bir iki kelam etmeye çalışacağım.

Dellaloğlu, kitabında biraz Sartre için söylenen sözden mülhem bir şekilde ‘Tanpınar Türkiye’dir’ diyor ve onu anlamanın Türkiye’yi anlamak yolunda bir rehber olduğunu söylüyor. Ama yine kendi ifadesiyle CHP’li Tanpınar’ın Dergâh çevresince bayraklaştırılmış olması oldukça ilginç/anlaşılamayan bir olgu. Buradan hareketle yazar ‘Kültürel Müslümanlık’ diye bir kavram ortaya atıyor ama Tanpınar’ın hayatında bunun da yer almadığını belirtiyor ve Tanpınar bizi olgunlaştıran bir unsurdur diyor. (1) Bu tespiti yaparken Tanpınar’dan şöyle bir cümle alıntılıyor: “Tam Müslüman mıyım bilmem. Milletimin Müslüman olduğunu unutmuyorum ve Müslüman kalmasını istiyorum. Garplıyım. Hıristiyanlığın daha iyi, daha zengin miraslarla, daha iyi işlendiğine eminim.” Bu durum aslında iki yüz yıldır aydınlarımızca Batı’ya karşı duruşumuzun damıtılmış bir ifadesidir.

Tanpınar okumalarım sırasında son yıllarda gözüme takılan bazı eserleri burada zikretmek istiyorum. Handan İnciTanpınar Zamanı Son Bakışlar’da bir sempozyumdaki eserleri bir araya getirerek derleme bir kitap hazırlamıştır. [Sema Uğurcan’ın da böyle bir çalışması vardır.] Ayrıca aynı yazarın Abdullah Uçman ile birlikte hazırladıkları ‘Bir Gül Bu Karanlıklarda’ kitabında ise Tanpınar’ın şairlik, romancılık, hikâyecilik, denemecilik, düşünce adamlığı ve öğretim üyeliği gibi farklı cephelerdeki kimlikleri yansıtılmaya çalışılmış. Sevim Kantarcıoğlu, Tanpınar’dan seçtiği bazı hikâyeleri deconstructionist (yapıbozumcu) ve semiotik yaklaşımların ışığında incelemiştir. Kantarcıoğlu’nun çalışmasının, İngiliz ve Amerikan yazarlarıyla mukayeseli bir çalışmanın ürünü olduğunu belirtmekte fayda var. Hece yayınlarından çıkan “Ahmet Hamdi Tanpınar ve Musiki” kitabında Nesrin Tağızade Karaca, mekânsızlığın ve kâinata açılmanın sarsıcı atmosferinde tezâhür eden musikinin Tanpınar düşünce sistemi ve estetiğindeki anahtar kavramsallığı sorguluyor.

Mehmet Erdoğan’a göre; Tanpınar, düşüncesi ve sanatıyla Türk edebiyatını etkilemeyi ve beslemeyi sürdürmektedir. Erdoğan, ‘Bir Eleştirmen Olarak A. H. Tanpınar’ı ele almış ve kendinden öncesi ve sonrası arasında bir köprü kurmaya çalıştığından bahsetmiştir. Tanpınar, Erdoğan’a göre Türk edebiyatında kurucu bir şahsiyet misyonuna sahiptir. Ben bu yorumun Şinasi, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamid; Realistleri Samipaşazade Sezai, Beşir Fuad, Nabizade Nazım, Mizancı Murad, Rıza Tevfik, Ahmet Mithad Efendi, Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit vb. düşünüldüğünde bayağı abartılı buluyorum. Kaldı ki sadece Cumhuriyet dönemi düşünülse bizdeki eleştiri Yahya Kemal yahut Ahmet Haşim’le başlatılmalıdır. Tenkit, kavramı yaklaşık 200 yıldır Türk edebiyatında vardır. Tanpınar sadece bu durumu bir üst basmağa taşımıştır. Ki ondan öncesinde Fuad Köprülü, ilk tetkik unsurlarını ‘Türk Edebiyatı Tarihinde Usûl’ makalesini Bilgi mecmuasında neşrettiğinde Tanpınar daha 13 yaşındadır.

İbrahim Şahin, ‘Haz ve Günah: Bir Tanpınar Yorumu’nda yazarın şiir, roman ve hikâyelerinin gerisindeki estetik bilincin niteliği, Tanpınar estetiğinin bir dil sanatı olarak edebiyattaki görünüşü konusunda bir takım şeyler söylüyor. Biraz zorlama bir yorumla Tanpınar sanatkârlığına ilişkin birçok sorunun temelinde ‘dilden bir ütopya/ütopya dil’ kurmak çabasının varlığını iddia ediyor. Ben kendi adıma Tanpınar’daki estetik çabanın ütopik bir unsur olarak görülebileceğini pek düşünmüyorum. Yine de Şahin’in çabasına kayda değer bir fikriyatın tezâhürü olarak bakılabilir. Mehmet Aydın, Proust misali Tanpınar’ın izini kayıp zamanda takip etmeye çalışan başka bir yazardır. (Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında) Aydın, Tanpınar’ın eski-yeni, gelenek, kimlik, zaman, müzik, ölüm, hayat, medeniyet, kültür gibi konulardaki düşüncelerini karşılaştırmalı olarak okuma yolunu seçiyor. Malraux, Heidegger, Paz, Hegel, Valery, Said, Habermas, Dostoyevski, Bergson, Proust, Weber, Beşir Fuat ve Orhan Pamuk gözünden Tanpınar’a bakarak Doğu-Batı ile kimlik sorunsalını inceliyor. (Bu arada Pamuk romanda aradığı şeyi [estetiği] Tanpınar’da bulmuştur diyebilirim.)

Bu konuda saydığım bunca eser arasında M. Orhan Okay’ın ‘Bir Hülya Adamının Romanı Ahmet Hamdi Tanpınar’ isimli çalışmasının ayrı bir yeri vardır. [Zaman zaman ilgilendiğim konularda okuduğum kitapların yazarlarına bir şekilde yazma ihtiyacı duyarım. Bununla ilgili olarak bana cevap verme nezaketini gösteren ender akademisyenlerden birisidir Sayın Orhan Okay. Tam bir İstanbul beyefendisidir. Çoğu yazara kitabıyla ilgili yazıyorsunuz ve Tanpınar’ın ifadesiyle söylersem ‘sükût suikastı’na uğruyorsunuz. Türkiye’den ve yurtdışından olanlar konusunda bir mukayese yapacak olsam bizimkilerin duyarsızlığına şaşarsınız. Orhan Hoca ile bir kez de telefon ile görüştüğümü hatırlıyorum.] Hoca, kitabını ciddi bir emekle ve samimiyet içinde yazmıştır. Bu yüzden metnin başındaki ifadeden tenzih ederim. Okay, kitabı yazma serüvenini Mehmet Kaplan’dan bir rivayet kısa bir anekdotla açıklar: Kaplan daha öğrenciyken onlara “Türkiye’nin en önemli yazarlarından biri olmasına rağmen, ihmal edilmiş, üstünde durulmamış Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bütün eserlerini neşredin” demiştir. Hoca ayrıca bu kitabı hazırlarken oldukça kıymetli olan kendi arşivini kullanmıştır. Tanpınar’ın değerini fazlasıyla ifade eden bir kitaptır Bir Hülya Adamının Romanı.

Yazının gittikçe uzamasını hesaba katarak burada sadece isimlerini zikrederek geçeceğim birkaç çalışma ise şunlardır: Nezahat Özcan; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Eserlerinde Resim,  Ali İhsan Kolcu; Tanpınar’ın Poetikası ve aynı yazarın diğer kitabı; Zamana Düşen Çığlık: Tanpınar’ın Şiirinin Epistemolojik Temelleri ve Tanpınar’ın Şiir Estetiği, Nermin Yazıcı; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Hikâyelerinde Anlatıcı ve Kahramanlar, Haluk Sunat; Boşluğa Açılan Kapı: Ahmet Hamdi Tanpınar ve Yapıtlarına Psikanalitik Duyarlıklı Bir Bakış,  Toplumbilim 20; Ahmet Hamdi Tanpınar Özel Sayısı, Mehmet Törenek;  Başka Hayatlar Peşinde: Tanpınar’ın Romanları Üzerine Bir İnceleme, Yunus Balcı; Tanpınar: Trajik Bir Şair ve Şiiri, Turan Alptekin;   Ahmet Hamdi Tanpınar: Bir Kültür Bir İnsan, Abdullah Uçman; Ahmet Hamdi Tanpınar, İnci Enginün, Zeynep Kerman; Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, [Bu aslında Tanpınar’ın kendi günlükleridir fakat İnci ve Zeynep hanımın girişte uzun ve güzel bir yazısı vardır.], Zeynep Kerman; Tanpınar’ın Mektupları, Oğuz Demiralp; Kutup Noktası: Ahmet Hamdi Tanpınar Üzerine Eleştirel Deneme, Ümit Meriç Yazan; Ebediyetin Huzurunda: Ahmet Hamdi Tanpınar vb. daha sayamayacağım kadar çok kitap Tanpınar’ın popülaritesini göstermek açısından sanırım yeterlidir. Burada ismini unuttuklarım olabilir muhtemelen dikkatimden kaçtığı için zikredememişimdir.

Elimdeki Defter dergilerini karıştırırken Tanpınar hakkında kimler ne yazmış diye şöyle bir göz attığımda ilginç bazı isimlere rastladım; Örneğin Nurdan Gürbilek 5. sayıda ‘Tanpınar’da Görünmeyen’ diye çok güzel bir yazı yazmış. 19. sayıda Evren Erem, modern Türk şirinde Tanpınar ve Dıranas’ın yerine değinirken, 23. sayıda Ahmet Oktay Tanpınar’ı bir tereddütün adamı olarak tanımlamıştır. Yine aynı sayıda Orhan Pamuk, “Ahmet Hamdi Tanpınar ve Türk Modernizmi” diye oldukça ilginç bir metin kaleme almıştır. Bu saydıklarım arasında en çok dikkatimi Nurdan Gürbilek’in yazısı çekmiştir. Gürbilek, bu yazısında; “Yüzümüzü geçmişe dönmek, onun yüzünü bize dönmesi anlamına gelmeyebilir; hatırlanana bakmak, onun dönüp bize bakmasını engeller çoğu zaman. Tanpınar, bu riski aldı, sanata dönüştürdü. Sanatı ‘maziyi açacak bir anahtar’ olarak gördü; gerçekleştirdiği ise, geçmiş kaybını sanatı besleyen bir kaynağa dönüştürmekti. Bu yüzden Tanpınar’da geçmişin kendisinden çok yokluğu, bıraktığı boşluk önem kazanır..”(2) diyerek Tanpınar’ı anlamayı entelektüel bir çabaya dönüştürmüştür.

Bu yazılardan başka Hece, Yediiklim, Kitaplık, Asklepios, Dergâh ve Toplumbilim vb. gibi köklü dergiler onun anısına çeşitli özel sayılar hazırlamıştır. İstanbul Belediyesi, doğumunun 100. yılında Ahmet Hamdi Tanpınar için “İstanbul Bir Terkiptir” diye bir sergi hazırlamış ve daha sonra bu sergideki karikatürleri ve fotoğrafları gayet lüks bir baskıyla yayımlamıştır. Katalogda İstanbul resimlerinin yanında Tanpınar’ın şiirleri vardır.

Bu yazıyı yazarken en başta Besin F. Dellaloğlu’ndan bahsetmiştim. Hilmi Yavuz’da bu konuya değinen “Tanpınar ve yanılgılar” diye bir yazısını bu hafta başlarında gördüm. O yazıda Sayın Yavuz, “Evet, ‘entelektüel moda’! Tanpınar’dan söz etmenin bir entelektüel statü kazandırdığı bir dönem… Bizim ilkgençlik yıllarımızda, 1950’lerin ortalarında, ‘Varoluşçu’luktan ve Sartre’dan söz etmenin, iki lakırdı arasına, bilir bilmez, ‘Sartre der ki…’yi yerleştirmenin bir entelektüel statü kazandırması gibi!”(3) diyerek Dellaloğlu’nu bayağı ciddi bir şekilde eleştiriyordu. Hilmi Yavuz, Dellaloğlu’nun “Tanpınar’ın öğrencilerinin, onu muhafazakâr bir kimlik olarak sahiplenmesi” (a.g.m.) ve solcuların Tanpınar’ı okumadıkları vb. görüşlerini tenkit ediyordu. [Tanpınar’ın öğrencilerinin muhafazakârlıklarını ve onu da böyle görmelerini Dellaloğlu modernleşme sendromu olarak algılıyor. Ona göre Tanpınar, “Batıcı değil, Batılı. Oysa Kemalizm, ana akım modernleşme Batıcıdır; Batılı değil.”(4) Bu noktada Tanpınar’daki durum için farklı bir kanaat var. Bence Tanpınar ne Batıcı ne de Batılı’dır. Tanpınar Doğu ve Batı meselesini ele alırken ‘terkip’(5) diye bir kavramdan bahseder. (Terkip, Tanpınar’ın kullanımında sentezden ziyade bileşimi ifade eder.) Toplum, kendi medeniyet minvalinde bazen Doğu’dan, bazen de Batı’dan değerler alarak kendi terkibini zenginleştirir. Son dönemde Batı’lı terkibimizin arttığı da bir gerçektir. Bu ifadelerden anladığım kadarıyla Tanpınar’a salt manada Batılı demek doğru değildir. Tanpınar’ın bizzat kendisinin terkibi de en az Batı kadar Doğu’dan parçalar taşır.]

Hilmi Yavuz’un görüşlerinde büyük ölçüde haklılık payı bulunmasına rağmen biraz ağır kaçtığını da söyleyebilirim. Dellaloğlu’nun daha yenilerde tanıştığı Tanpınar konusunda bazı ince ayrımları fark edememiş olması mazur görülebilecek bir kusurdur.  Dellaloğlu’nun “Tanpınar’a haksızlık ettiğimi de düşünmüyor değilim”(6) demesi geçmişinde kendi adına bir Tanpınar ihmali olduğunu gösterir ve bunu bir ölçüde sola genellemesi yanlıştır fakat bu kitabın bir entelektüel moda için yazıldığı kanaati de bende pek oluşmadı. Gerek ‘sol’ olsun gerekse ‘sağ’ tarafından Tanpınar’ın tartışılması “maziyi açacak bir anahtar”dır. Gürbilek’in ifadesiyle söylersem; Tanpınar’da ‘içimizi ısıtan bir yan var.’(7) Son dönemdeki bu kadar yazı da bunun bir delili değil midir?

Kaynaklar:

1-Zeynep Miraç, (28.01.2013), “Tanpınar Batıcı değil, Batılıydı”, Milliyet Gazetesi.

2-Nurdan Gürbilek, (1988),“Tanpınar’da Görünmeyen”, Defter, Haziran-Eylül, Sayı: 88, s.97.

3-Hilmi Yavuz, (30.01.2013), “Tanpınar ve yanılgılar”, Zaman Gazetesi.

4-Zeynep Miraç, (28.01.2013), A.g. Röportaj.

5-Ali Yıldız, (1996), “Tanpınar’a Göre Doğu ile Batı Arasında Terkip”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı: 7, Erciyes Üniversitesi, s.415.

6-Besin F. Dellaloğlu, (2012), “Ahmet Hamdi Tanpınar – Modernleşmenin Zihniyet Dünyası, Bir Tanpınar Fetişizmi”, Kapı Yayınları; s.9.

7-Nurdan Gürbilek, (1988), A.g.m., s.105.

Edebifikir

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • yeşilçam müdavimi , 08/02/2013

    yine derinlikli ve güzel bir yazı yazmış yazar. İma C ve Arif akbaş’ı okurken haz alıyorum. Teşekkürler edebifikir

  • davut bayraklı , 08/02/2013

    Biraz da karakter noktasında dik duruşlu olsaydı keşke Tanpınar. CHP milletvekili olmak için rica üstüne ricalarda bulunması benim için hep anlaşılmaz olmuştur.Ciddi bir Tanpınar eleştirisi yapmak lazım, art niyetsiz, ama eleştirel. Mehmet Raşit’in yazısı ve Arif Akbaş’ın yazısı bu açıdan gayet verimli yazılardı. Kaleminize sağlık.

  • mümtaz ve nuran , 08/02/2013

    Kütüphanemde Tanpınar’a özel bir köşe bulunuyor, üslubuna hayranım evet ama hayranlığımız eleştirel yönümüzü köreltmemeli.
    Çok mühim bir furya… Yani onu eleştirenleri kastediyorum. Bu da mühim yazı tebrikler..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir