‘Altın Gözlü Kız’ı Bulduğuma Dair Beyanımdır

Beyaz Arif Akbaş, Cemil Meriç’in ‘Altın Gözlü Kız’ tercümesini değerlendirdi.

***

Günlük beş-on saat sinir sistemimi kahveyle tahrip ederek bir keşiş sabrıyla çalışmaktayım. Kafamda birçok proje var. Pitoresk ve arkaik şiirler yazıyorum. Bu anlarımda gözyaşlarım yerine çiğ düşüyor gözlerimden. Sibirya’nın bâkir toprakları gibiyim. Ve halen kendi yaşadığım bu şehri bile fethedemedim. Peki bu çilekeşliğim sonuna kadar böyle mi gidecek? “Mermer gibi güzel, ağaç gibi zinde” bu feragatim ne zaman meyvelerini verecek bunu düşünüyorum…

Bu ıstıraplı zamanlarımda yegâne mutluluğum kısıtlı bütçemle sahafları dolaşırken bulduğum kitaplar oluyor. Aradığım şefkat niyeyse insanlardan çok kitapların kollarında var. İsterim ki bu heyecan verici anı sizde iliklerinize kadar hissedin. Benim yegâne sevgilim kitaplarım. Kitaplar insanlardan daha çok dostum oldu yıllar yılı. Hazin insancıklarım benim. Üstat Balzac’ın kuklaları gibisiniz niçin? Annem “merhamet” diyordu “insanı huzura kavuşturan şey”. Bu çok ıstıraplı günlerimde yegâne suskunluğum merhamet. Allah’ın muhteşem hediyesi olan merhameti insanların gözlerinde görmek istiyorum. Ve diliyorum ki hayatın ihtişamı karartmasın kalpleri. Sıkıntı ve melankolinin mahkûmiyetiyle cebelleşirken merhameti iliklerime kadar hissediyorum: “Yağmur çiseliyor kente…”

Halet-i ruhiyemin kasvetini gidermek niyetiyle bir sahafa giriyorum. Sahaf  Rasul Açıkel”, etrafta dağınık halde bulunan kitaplara yeni bir şey bulma ümidiyle bakıyorum. Sonra bir başka sahaf; işe yarar bir şey bulur muyum diye orayı burayı didikliyorum. Derken bir kitap bana utangaç bir edayla göz kırpıyor: “Altın Gözlü Kız” Hem de üstat Cemil Meriç’in tercümesini yaptığı muhteşem ve unutulmaz hikâye tüm albenisiyle karşımda duruyor. Ne yalan söyleyeyim çocuklar gibi seviniyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Üstat, “Kitabı sahaflarda yitirdim” diyordu. Bu yitirme hiç şüphesiz kitabı kaybetmesinden değildi, insanların ilgisizliğindendi! Tanpınar’ın dile getirişiyle “sükût suikastı”ndan kaynaklanan zalimce bir unutuluş serüveni. Aydının gerçek çilesi budur dostlarım. Yaşadığı toplumun bilinçsizce kurguladığı bir suikasta kurban gitmek. “Ars longa, vita brevis.” Cemil Meriç’in Balzac’tan tercüme ettiği; “Altın Gözlü Kız”, bir nevi Avrupa edebiyatının ilk örneklerinden Lazarilles de Tormes’le başlayan, 1618 de Marcos d’Obregon’ia ile sona eren picaresque romanın bir sonraki dönem örneklerindendir. Bu tür romanlarda muharrir kahramanı olduğu maceraları bizzat anlatır. Maksadı düşüncelerini, duygularını göz önüne sermek değil, olağanüstü vakalarla dolu bir hayatın çeşitli sahnelerini tasvir etmektir. Kahramanları bize tanıdığımız insanlara hiç benzemez. Macera şaşılacak şekilde dallanır, budaklanır.

İletişim yayınları, Cemil Meriç’in külliyatını, oğlu Mahmut Ali Meriç Yazgan’ın da gayretleriyle kimi sözcükler yahut bölümlerini çıkartarak, bazen de başka bir kitabından alınan parçaları ekleyerek yani kitapların muhtevasını ve şeklini tahrif edip değiştirerek ahlaksızca yayımlıyor. Ki Cemil Meriç gibi bir söz ustasına yapılan bu en büyük saygısızlıktır. Dileyen Üstat´ın kitaplarını orijinalleriyle İletişim Neşriyatı’nın fiyasko basılımlarını karşılaştırarak okuyabilir. Ankara’daki “Genel Basımevleri!” eskiden beri bu kitap katliamını niyeyse ısrarla sürdürüyorlar. Burada uzun uzun örnek vererek anlatmak gereksiz.

“Altın Gözlü Kız” Üniversite Kitabevi tarafından 1943 yılında Kenan Matbaası’nda 184 sayfa (saman kâğıda) olarak cep kitapçığı boyutlarında gayet intizamlı bir şekilde yayımlanmıştır. Kitabın kapağında fotoğraf yoktur. Hikâyenin tercümesi 112 sayfa olup Cemil Meriç’in Balzac hakkındaki etüdü ise 72 sayfadır. (Aslında Jurnaller´de bu bölümün 250 sayfa yazıldığı anlatılıyor, hacmi sebebiyle tamamı basılmamıştır. Ah bu ticari mantalite!) Üstat kitabı değerlendirirken başlangıç diye kaleme aldığı bu etüde; “Hayatımızın birkaç yılını eserlerine gömüğümüz dahi romancıya karşı duyduğumuz takdiri ifade edebildik mi? Ummuyoruz” diyor. Kişisel kanaatim fazlasıyla Balzac’ın takdirine şayandır bu çalışma. Çünkü Meriç’e değin hiçbir kalem erbabımız Honere’yi bu derece saygıyla onere etmemiştir. Bu gün dahi Balzac hakkındaki etütler oldukça sığ ve yüzeyseldir. Larusse’a baktım pek tatsız kaleme alınmış. “İnsanlık Komedyası”nın yazarının kutsiyetine ve ermişliğine karşı ışıksız bir tecessüs.

Honore De Balzac “Altın Gözlü Kız”ı yazarak cemiyeti ile hesaplaşıyordu. Toplumun çirkeflik aynasında kendi muhteşem dünyasını yaratıyordu. Otuz iki yaşında külliyatının “İnsanlık Komedisi” olduğunu keşfettiği zaman parçalardaki bütünlüğü görebiliyordu. İrfan Güneşimiz bu durumu bahsi geçen etüdünde; “Maksadı düşüncelerini, duygularını göz önüne sermek değil, olağanüstü vakalarla dolu bir hayatın çeşitli sahnelerini tasvir etmektir” şeklinde değerlendirir. Balzac’ın yazdığı şey tüm sefahati ve çirkefliğiyle Fransa’ydı. Mevzuyu daha da dallandırıp budaklandırarak uzatmak “Altın Gözlü Kız”ın şahsiyetini ve büyüsünü keşfetmemizden bizi alıkoyar kanaatindeyim. Yoksa kitabın tamamını anlatmak ve değerlendirmek zorunda kalacağım. Bu ise sizin açınızdan bir kolaycılığa sebebiyet verebilir. Bunu da pek istemem. Beklerim ki siz de biraz fedakârlıkta bulunarak “Altın Gözlü Kız”la tanışmaya heveslenin. Budist bir dua metninde şöyle bir ibare görmüştüm: “Uzun ve zor yolu tercih kazancından bizi mahrum etmeyesin…” İnanın böyle bir niyetim de yoktur.

Dücane Cündioğlu eserin tercüme yönünü ise; “Cemil Meriç’in hususî ve süslüce bir üslûbu var. Bunu bilhassa tercüme tenkitlerinde gördük. Bazen eskimiş kelimelere iltifat ediyor. Meselâ bugün artık terk ettiğimiz muavveç kelimesini kullanıyor. Bu zaafa mukabil Fransızca ekspresyonlara Türkçe ekspresyonlar bulmakta muvaffakiyeti var. Bunlar da üslûba bir canlılık veriyor ve tercüme havasını ortadan kaldırıyor.” şeklinde değerlendirmektedir. Bu noktadan baktığımızda Cemil Meriç’in tercüme ve tenkit edebiyatımıza katkıları eşsizdir.

Cemil Meriç yazdığı uzun etüdün sonuna Hugo’dan ilginç bir değerlendirme parçacığı eklemiştir. “Muhteşem ve unutulmaz hikâye… Esrarın kucağından şehvetin doğduğunu ve Paris’in uykusuz gecelerinde ihtiyar Şark’ın ağır göz kapaklarını açtığını görüyoruz. Macera ile şe’niyet her an kucaklaşmakta. Ölümün ve cinnetin engin ufuklarında ruh bir çiçek gibi açılıyor, günlerimiz bu meş’alenin altında eski devirlerin azametli rüyalarını hatırlatan bir hal alıyor. Baş taraflar Dante’nin kaleminden çıkabilirdi, son kısımlar bin bir gece masallarından alınmışa benziyor. Ve bütün hikâyeyi ancak Balzac yazabilirdi…”

Gözümdeki ateş tüm benliğimi yakınca bir kül oluyor her şey. Evet, yağmur kente çiseliyorken tüm zihinsel direnişimden kurtularak ruhumu meleklerin hissiyatına bırakıyorum. Bir ara yıllardır ibadet edercesine sevdiğim beyaz meleğimin belli belirsiz siluetini görür gibi oluyorum kentin sokaklarında. Hayatım boyunca tanıdığım tek “Altın Gözlü Kız”. Her neyse onu merak eden okuyucular olursa Davut kardeşimin “Hicranımızdaki Nağmeler” adlı yazısına müracaat edebilir. Siz de fark etmişsinizdir, yazılarımın sonunu dönüp dolaşıp aşka bağlama istidadı var bende. Ki kâinatın mayası aşk imiş. İnsanlarda her şeyden önce bir aşk, şevk ve alaka olmalı. Gerisi kolaydır…

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • abuzer , 09/04/2013

    Cemil Meriç üstadın eserlerini saklayanlara da edebifikirin bir eleştiri yazması elzemdir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir